Yak beni ey aşk ateşi, kül olayım nârına
Benliğimden arta kalmaz zerre kalsın varına
Bir “Enel Hak” çığlığıdır düşen gönül zârına
Kim dayanır Hak tecellî ettiği her dârına.
Dâr önünde titrer iken sustu aklın terazî
ocaklar kurdum sıcacık
kimbilebilir kac sırrı sakladım
kacını ele verdım.
o geçikmiş hesaplarda
bahar yalvarırım çek git işine
salma üzerime çiceklerini
Bazı şehirler ayakta durur, ama yıkılmıştır,
İnsan da öyle, içten içe çöker.
Kırık aynada yüzüm eksik değil artık,
Çünkü parçalarla da yaşanır bazen.
Yıkılmadan yaşamak, hiç düşmemek değil,
Ne vuslatım tam oldu, ne firâkım münkatı‘,
Bir hâl-i mu‘allâkta durur ömrüm, mu‘tarı‘.
Ne mâzîye meylim var, ne âtîye emelim,
Bir sükût-ı müebbette asılıdır hevesim.
Düşmeden yürüyebilmek tüm çabam.
Zamanın acımasız cizgisi arasında.
Tüm çabam seni daha çok sevebilmek için.....
Gözlerin her zaman aynı ışıkla baksın.
Kelimelerin ilk yazdıgın andaki gibi etkili olsun.
Sen öylesine alışkınsın ki bunlara.
Gönül ufkumda gamla yandı dertli bir hayal
Ki kâh serin bir esintidir, kâh ağır bir hal
Hüzünle çizdi yâd ellerde kalan izleri
Aşina gözlerde saklı eski yıldız izleri
Bir gülün soluşunu seyreder gibi
Yavaş yavaş eksildim senden
Bir bakışın yankısı kaldı duvarda
Sesin değil sessizliğin ezberimde
Zamanın gölgesinde kaldım
Bir iz düşmüş önüme bir nefes değer içime
Geceyi taşır diliyle…
Yürüdükçe çoğalıyor, ben sustukça çoğalıyor acı.
Yol kapanır yüzüme,
Dokunsam çeker elimi,
Ama içimde bir ateş var; sönmez yakar beni.
Kül oldu gözlerimde yolların bekleyişi…
Dönüşü yok bu ömrün, silinsin eski izi…
Bir yanım taş bu dünyada, bir yanım yaşlı…
Bükülmüş bir sızı kaldı, rüzgârın sesi…
Bir yol var önümde,
Ne başı belli, ne sonucu.
Gitsem eksileceğim,
Kalsam yarım kalırım.
Bir ses var içeride,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!