Of of…
Turna geçer göl üstünden…
Ah Koçhisar…
Turna geçer göl üstünden ağır ağır süzülür,
Kanadında yarım sözüm tuz gölüne dökülür…
Sıkıldım ben,
Hadi bir oyun oynayalım.
Boş ver çocuk olalım bu gün.
Ama,hani varya,
Şu büyüyüp küçülenlerden.
Bilmiş olan çocuklardan.
Bir , İki, üç ve son kadeh.
Bilir misin birden son kadehe; dilde ne kahırlar geçer.
Camlarda bir uzun nokta, Bir kısa çizgi.
Şimdi göz yaşları ,
Yolun başı göründü de, içim çöktü gardaşım,
Bir sevdaya kandım amma, yandı gönüm kor oldu.
Dünya büyük dediler de, bana dar geldi bu ayaz,
Bir ömür ağır gelir de, yorar insanı biraz.
Aman hey dost, ben dayanırım, yıkılmam ha gardaş,
Kader beni yoklar amma, içim yanar yavaş yavaş.
Saramadığı yaralar kadar,
Saklayamadığı kederin peşindeydi.
Ahraz gecelerinin dilsiz sokaklarında,
Yüreği varlığını sürdürüyordu.
Ellerinin yürüdüğü yerle,
Kül oldu avuçlarımda sakladığım heceler…
Bir yanım kırık, mahcup; bir yanım seni bekler.
Varsın dönsün dünya, ben kaldım bir yerde;
Gidenin izi kalır da, kalan canını döker derde.
Ah zaman… Bilmez içimde kopan fırtınayı,
Laflar vardı,ortalıkta dönüp duran.
Laflar vardı,laflar vardı.
Deli gibi laflar.
Ortalıkta dönüp duruyorlardı.
Bir çare,bir naçar dı laflar.
Vurgun yemiş misaliydi
Düştü bir âh göğün mavi kubbesine
Çatladı sabrımın billûr kâsesi
Bir nigâh uğruna virân eyledim
Ömrümün gülşenin bağın bahçesin
Levh-i hicrâna yazılmış adın
Mahpusluk bir zindan değil midir,
Özgürlüğün kısıtlandığı bir hücre?
Duvarlar arasında kalan bedenler,
Ruhlarını özgür bırakmak için çırpınır.
Mahpusluk, zamanın donduğu yerdir,
Çeki ver gemini hizaya gel.
Etme artık inat,
Hadi sende hizaya gel.
Öyle bir nida eyleki bana.
Rabbime yakarayım.
Sana avuçlar dolusu dua ısmarlayayım.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!