Hiç mi doğmadı gönlüme senden bir nur, ey gizli Cemâl,
Bir serçe olup konmadın mı kalbime, ey Sahib-i Hâl?
Perdeyi araladım sandım; meğer perde benmişim,
Rüzgâr diye bildiğim nefes, senden esermişim.
Bu gidiş aslına rücu muydu yâr?
Adın düştü de aklıma,
Yüreğim alışamadı yâr.
Toprak aldı seni, vermedi geri, yâr...
Yel esti, savurdu ömür harmanını,
Kayboluşun eşiğindesin artık bende
Tükendin sayılır
Düşündüğümün yarısı kadar anlatmıyorum seni
Değerini en aza indirdi yüreğim
Sen gittikten sonra bıraktığın yerlerde
Sormama gerek kalmadı
Ben seni aradım dağda, taşta,
Meğer sen saklıymışsın bir tek “başta.”
Gözüm dışa bakarken perde inmiş,
Kalbim içe dönünce sır görünmüş
Yak beni ey aşk ateşi, kül olayım nârına
Benliğimden arta kalmaz zerre kalsın varına
Bir “Enel Hak” çığlığıdır düşen gönül zârına
Kim dayanır Hak tecellî ettiği her dârına.
Dâr önünde titrer iken sustu aklın terazî
ocaklar kurdum sıcacık
kimbilebilir kac sırrı sakladım
kacını ele verdım.
o geçikmiş hesaplarda
bahar yalvarırım çek git işine
salma üzerime çiceklerini
Bazı şehirler ayakta durur, ama yıkılmıştır,
İnsan da öyle, içten içe çöker.
Kırık aynada yüzüm eksik değil artık,
Çünkü parçalarla da yaşanır bazen.
Yıkılmadan yaşamak, hiç düşmemek değil,
Ne vuslatım tam oldu, ne firâkım münkatı‘,
Bir hâl-i mu‘allâkta durur ömrüm, mu‘tarı‘.
Ne mâzîye meylim var, ne âtîye emelim,
Bir sükût-ı müebbette asılıdır hevesim.
Düşmeden yürüyebilmek tüm çabam.
Zamanın acımasız cizgisi arasında.
Tüm çabam seni daha çok sevebilmek için.....
Gözlerin her zaman aynı ışıkla baksın.
Kelimelerin ilk yazdıgın andaki gibi etkili olsun.
Sen öylesine alışkınsın ki bunlara.
Gönül ufkumda gamla yandı dertli bir hayal
Ki kâh serin bir esintidir, kâh ağır bir hal
Hüzünle çizdi yâd ellerde kalan izleri
Aşina gözlerde saklı eski yıldız izleri




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!