Nihâl, şimdi bil ki;
belirsizlik denen o karanlık denizde
yalnızca “o”yu değil,
kendi varlığını da yargılıyorsun sessizce.
Soruların içine işlemiş zehir gibi:
Nihal'imde İçtim Aşkın Şarabını
Şarap kadehinde değil, Nihal'imin sarhoşluğu,
Bir bakışınla yandı içimin boşluğu.
Dudak payı bırakmadım bu gecede,
Nihâl, bu sisler arasında yalnız onu değil,
Kendini de çırılçıplak yargılıyor yüreğinin mahkemesinde:
“Yoksa ben mi kuruyorum bu fırtınayı bir damla sudan?”
“Aşk denen şey, bu acıyı içmek mi demek?”
“Değmez miyim ben de bir ‘Evet’e, bir bakışa, bir ‘Sen’e?”
Ey Nihâl!
Bakma bana böyle bilmecesiz bilge gözlerle…
Dudağımda bir “merhaba”nın gümüş izi
Aslında yalnızca senin varlığından bir fetvâ arar.
Her mesaj bir remiz oldu,
Bir kadının tenine yürümek,
bir kutsal mekâna adım atmaktır.
Sükûnet gerekir,
özen gerekir,
anlayış gerekir.
Aşkın Tenle Fısıldadığı En Mahrem Dualar
1. Boynuna Mühür
Boynuna mühür gibi bir öpücük bırakmak isterim,
Ne aceleyle, ne ihtirasla…
Bakışlarımız düştü bir an aynı noktaya,
O anda sustu dilim, yandı cümlelerim.
Bir sessizlik ki ağır, bir sır ki söylenmeye,
Beni benlik perdesinden soyunduran emir.
Yakalandım, Nihâl, “Bu nedir?” diye sordu gözlerin,
Savunmasız ve çıplak, özümün ifşası;
Mi’râç Gönlüne
(Diyarı Sen Mülküne Aşkın Yolculuğu)
"Yukarı çıkmak, yükselmek"
M-R-C yazılır, Ma-Ra-Ca okunur,
SEYR Ü SÜLÛK YOLCULUĞU
(Nihali Tarz’da Üç Risale)
MUKADDİME
Nihal’im İçin
Nihal’im, sen
sadece bir isim değil,
bir evrenin özü,
bir ruhun en saf yankısı,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!