Küller ve Yankılar — Aşkın Ölümden Sonraki Ontolojisi
1. Bölüm: Ölümün Sessiz Mimarisi
Ölüm, Tanrı’nın ikinci sessizliğidir.
İlki yaratmadan önceydi;
Eskiden temastı her dokunuş
Bir soru yağmurunda kaybolmuş ruh:
“Sevilir miyim, görülür müyüm, var mı yerim?”
Şimdi o ses, Nihal’in dudağında bir “Evet” oldu,
Bir gerçeğe dönüştü her şüphe, her endişet.
“Sığınaktaki Ayna”
(Nihal’in Ruhundan Süzülen Vuslat Risalesi)
Ne Sen Ben Oldun, Ne Ben Sen
Nihal’im, sen kollarıma sırlanmış bir dua,
Sen, daha başlangıcında kayıp düşen cennet,
Hangi nağmeler dokunur kalbine, hangi ezgi
Asla bilemedim. Vazgeçtim artık seni
Geleceğin kabaran sularında aramaktan.
İçimdeki bütün o uçsuz bucaksız manalar
Nihal'imin Hakikat Sultanlığında
Sözler, varlık denizinde birer cezbedir,
Aşkın hakikati “Nihal”dir, “Naber” değil, “Hû”da gizli sır.
Evler, gönül hanedanı; görev değil, bir mihmandır,
Kültür, bir seyir halkası; iki âşık, Hakk’ın divanında.
Seni Nihal, adın geçince karanlıkta bir mum yanıyor,
Bedenim sırlarını sayıklıyor uykusunda.
Soluk alışında bir alem gizli, nefesim ona yasak,
Yokluğunla çoğalıyorum, yalnızlığımda mükemmel.
Sesin sığmıyor kulaklara, ruhumun derin kuyusunda
Nihal’im: Vuslatın Kapısı
Kan ter içinde gece,
Kan ter içinde varlığım,
Her yanım bu gece vurgun,
Kurşun yemişim, sürgün yemişim;
Nihal’im ve Gökyüzünün Çatlağı
Aşk, bir zeytin dalıydı Nihal’im’in elinde—
kırılgan ama köklü.
Toprağa dokunurdu, sessiz ve sabırla.
Nihal’e bir bakışta güneş doğardı sanki,
Hayallerim sende can bulur, düşlerim yürürdü.
Sen bendim, ben sendim, aynadaki suret,
Geleceğin resmini çizerdim, sen henüz bilmezdin.
Bir an geldi, sabahın sisleri dağıldı,
Gecenin yırtmacından süzülen bir ışık var
Nihal'in gözlerinde iki dünya birden titrer
Bir yanı sırçadan köşk bir yanı sırra kandil
Vuslatın tam orta yerde narıyla gönlü büker
Ten dediğin bir perdedir asıl olan can değil mi




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!