Karşılık, sevginin kendi kabuğuna çekilmeden,
evrene yankılanan bir “âmin”i.
Bir iç mırıldanıştan,
iki nefesin ortak nefesine geçiş.
Ne kadar kaçsan da ben seni seviyorum,
Başkasına varsan, âlemler kursan, unutma…
Ben seni seviyorum,
Ne olur dön bir bak gözlerime; aşkı gör, aşkıma inan.
Başkası yalnız suretine vurulmuş,
I. İnsan Olmak ve Rızalık
İnsan denmez mi akla, mantığa, bilime yakın olana?
Sevgiyle işlenmiş kalp taşıyana…
Rızalık nedir, dedim ana-baba, kardeş, dost, komşuya:
“Biz senden razıyız, Allah da senden razı olsun.”
Ruh ve Su – Akışın Sırları
Nihal’im, ellerin bir dere gibi akar ruhuma;
Her dokunuşun, susuz kalmış bahçemde bir pınar,
Ve ben, o pınarın serinliğinde kaybolurum,
Sessizce, ama her zerremle seni hissederek.
Yüzün, seher vaktinde açan
Goncanın utanması gibi,
Bir bakışınla yanar içim
Bin yıllık bir yakarış gibi.
Adını andığım her anda
I. Sevgili Olma Belirsizliği
Belirsizlik, suskunluk değil,
Bin dilin hepsi birden konuşmasıdır Nihal.
Bir bakışında, güneşle gölgenin savaşı,
Bir dokunuşunda, hem emir hem dua.
Nihâl, şimdi bil ki;
belirsizlik denen o karanlık denizde
yalnızca “o”yu değil,
kendi varlığını da yargılıyorsun sessizce.
Soruların içine işlemiş zehir gibi:
Nihal'imde İçtim Aşkın Şarabını
Şarap kadehinde değil, Nihal'imin sarhoşluğu,
Bir bakışınla yandı içimin boşluğu.
Dudak payı bırakmadım bu gecede,
Nihâl, bu sisler arasında yalnız onu değil,
Kendini de çırılçıplak yargılıyor yüreğinin mahkemesinde:
“Yoksa ben mi kuruyorum bu fırtınayı bir damla sudan?”
“Aşk denen şey, bu acıyı içmek mi demek?”
“Değmez miyim ben de bir ‘Evet’e, bir bakışa, bir ‘Sen’e?”
Ey Nihâl!
Bakma bana böyle bilmecesiz bilge gözlerle…
Dudağımda bir “merhaba”nın gümüş izi
Aslında yalnızca senin varlığından bir fetvâ arar.
Her mesaj bir remiz oldu,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!