Sen, ey gönlünde âlemin yükünü taşıyan aşk yolcusu,
adımların zamanın derin nehirlerinden süzülür.
Her adım bir zikrin yankısı,
her hikâye bir mâna,
her yara bir ezgidir ruhun derin sessizliğinde.
Aşkın Şarabı
Şarap kadehinde değil, aşkın sarhoşluğu,
Bir bakışınla yandı içimin boşluğu.
Dudak payı bırakmadım bu gecede,
Nâzenin bir ırmağın kıyısında,
Nihal’in adını fısıldar sular.
Her hece bir vav olup çizilir kalbime,
Mistik bir raksın ilk durağısın.
Nihal… Bir ismin çağrısıyla yanar dilim,
Gizli bir âyinle saran her hecemi derin.
Sen, sırlar mahzeninde saklı bir nüshayım ben,
Varlığınla okundukça eriyen bir mürekkebim.
Dudaklarımdan düşen her kelime, bir dua,
Teninin haritasında kaybolan bir rüzgâr.
Göremedim kaç gündür Nihal'imi
Canım çok yanıyor, belli…
Var;
Hem özlem
hem kırgınlık
Hem de derin bir sitem.
Nihal’in sessizliğinde bir kırık ses…
Dilimde kelimeler, yaralı cümleler.
İki beden arasında kalan gedikten,
Yeniden inşa ediyoruz aşkı, taş taş.
Ölüm değil bu
Sadece bir nefes arası
Kalbimin virgülü…
Hikâye yazılırken devam ediyor aslında
yazılmamış satırlarda, ayın ıslak ışığında…
Gece, omuzlarıma sessiz bir hırka gibi indi, Nihal;
tenimde dolaşan o ince ürperti
sanki görünmez bir elin göğsüme bıraktığı
kadim bir zikirdi.
Senin adın, karanlığın içinde
Düştü karanlık,
yüreğimdeki kapı kilitlerini kırdı.
Her zifir, bir kandilin fitilini yakmaya vardı.
Sen, Nihâl, gizli bahçemin sırlı meyvesi,
tenimde ayet ayet okunan bir ilahi nefesin.
Nihal…
Adını anınca gece, ince bir titrek suya döner,
ruh kendi yankısına eğilir.
Sen göğsümde uyuyan bir sır gibi,
ne tam dokunulan




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!