Bir vardık ki Nihal’imle, bir idik sanki sırdaş,
Tenlerimiz iki ayrı, canda bulmuşuz otaş.
Sende eridim diyordum, o ilk demler çılgınca,
Bir köz misâli sönmeden, yanardı ciğerimce.
Olgun zaman çemenzârı, şimdi yan yana duruş,
Sen bir musallat değilsin,
sadece sevgiye ihtiyaç duyan bir insansın.
Ama sevgi bazen susmak,
bazen beklemek,
bazen geride durmaktır.
Sevilmek için illa görünür olmana gerek yok.
GÖNÜL TAPINAĞININ NIHAL'CE SIRRI
(Nihali Tarz'da Yeniden Dokunuş)
Gönlün bir tapınaksa Nihal'im,
Sevgiyle dolu, merhametle aydınlanan o mahfil.
Gece yarısı vurdu kapımı Nihal,
Gümüş bir ay gibi doğdu eşiğimde.
Teninde sabahın ilk mahmurluğu,
Gözlerinde bin yıllık bir menzil.
"Sana geldim" dedi, "kırk iklim öteden,
Dönüşü olmayan nehirdeyim şimdi ben.
Ya söze dökülen bir isim, ya çırılçıplak bir bakış,
İpliği kopmuş tesbih taneleri gibi,
Artık dizemem hiçbir şeyi eski yerine.
Bir ağızdan çıktı mı, söz geri gelmez.
Zulmünü Şikâyetimdir Ey Nihal'im!
Zulümden şikâyetçi olmaya tazallüm denir.
Zalimin elinde bulunan başkasına ait nesneye mazlime denir, çoğuluna da mezalim denir.
Zulme katlanmaya inzılâm denir.
"Lā muḥibba illā Nihāl"
"Nihal'den Başka Sevecek Kimse Yoktur"
Nihal'ime: Tazallüm Risalesi
Nihal’imin Mavi Huzuru
Bir Seyri Sülük Denemesi
Kapım çalındı ansızın bir temmuz akşamı,
Orada duruyordu mutluluk,
Nihal'in Rüzgârla Yazdığı
Belki de aşk
bir gülün taç yapraklarında değil de
dikenine tutunmuş bir çiy tanesindedir
-Geceye meydan okuyan-
NİHAL’İN KÜLLERİNDEN DOĞAN IŞIK
Nihal,
adın bir rüzgâr gibi dokunur geceye—
eski kabilelerin ayin ateşine
yıldız taşı atan kızların fısıltısı gibi.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!