Nihal’im, aşk bir yangın ruhumun tam orta yerinde,
Küllerinden doğarım her seher, aynı biçimde.
Ben ki sözle örülmüş bir harabe, bir dîvâne,
Sen gülersin, cihan durur, sâkî olursun vuslat şarabıma.
Ey Nihal-i ruhumun gizli bahçesi,
Sende yandı bu içten kurulan sevda;
Sen ki alevler söylersin biçimden, giysiden,
Ben sözümü söylemeden anlarsın seçimden.
Ey Nihal,
Bak bu aynalar ne söyler sana:
Gördüğün “eş” değil, kendi nakışın.
Her parçalanış, her kırık yansı
Hakikat denizine bir adım daha…
O beyaz duvak, bir vuslat değil mi?
Nihal’im, seninle sevişmek bir nehrin duasıdır,
Sularında çözülür katı zaman, erir sınır.
Tenimde gezinen her nefesin, bir ilahi satır,
Kıyameti iki bedende tek bir an'a sığdırmak.
Ey Nihal, bir kanat vuruşu bu kalbin
Ayrılık denen tılsımla yarıldı derin.
Ben sessizliğin kuyusunda bir naaş gibi
Sen, ananın çağıran rüzgârına dönersin.
Nihâl, bu yalnızlık düş değil hakikat;
Aşk, içimde işlenmiş bir sır, suç değil.
Daha ben varmadan o “sen” dediğin şehre,
Dönüşün hiç değil, hep gidişe gebe.
Bir gece yarısı, Nihal, gölgen düştü üstüme
Zamanın koynunda bir sitem gizli, derin, tenha
Ben ki ayrılıkla yoğrulmuşum, yârimin adıyla yanmışım
Sen dönersin, işte, tam da kanayan yerime, nokta nokta
Nihal, bir elif kadar ince ve dik duruşlusun,
Rüzgârlarda eğilmez bir baş, sarsılmaz bir nefessin.
Göklerde tek başına parlayan bir yıldız gibi,
Özgürlüğün sesisin, gücün sessizliğinde gizli.
Bir nehir ki çağlar; sakin, derin,
Nihal’im, senin varlığın yatağı emin.
Köpüğü tutkudur, usulca yontar taşları;
Gerçek aşk budur: Ruh aynanda parıltıyla, Nihal’im’de.
Nefs bir fırtına: Göklerin öfkesi,
Nihal
Bir laf çıktı ağzımdan,
geri gelmez artık.
Bir bakışta gördüm seni,
gözlerinden sızdı hakikat.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!