Nihal: Toprak ve Sır
Nihal, adın tenimde yanan bir dua;
Dudaklarımdaki suskun ilahi, içimdeki münacat.
Gülüşün, bu dünya bahçesinde aralanan bir cennet kapısı,
Boyun, arzunun kıvrımlarında uzayan ilahi bir yol.
NİHAL’İN UNUTUŞA DİRENEN IŞIĞI
Belleğin karla örtülü dağlarında bir çözülme başlar,
Sanki kader, avuç içindeki hatıraları
birer birer eriyen buzul parçaları gibi
zamana bırakır.
Nihâl-i Ateş-i Sûziş
I
Güneş, Nihâl’in sâk-ı sîminden süzülen şarap,
Yaktı cihânı, altın şerâreler saçarak.
Zulmetle nîlâ, bir bûse-i ilk yaratılış,
Nihal'in Zlf-ı Esrarı
Nihâl! Senin her telin kaderin çözülmüş nüshası
Geceye sakladığın o sır: "Kün" emrinin gür sesi
Parmak uçlarımda titreyen kâinatın nizâmı
Nefesin ruhumda çarpan yıldızların âhı
Gökyüzü, gövdesiz bir bekleyişle
Nihal’in adını fısıldıyor bulutlara.
Damla damla düşen yağmur,
Şehrin kirli taşlarına aşkını seriyor,
Ve her sokak köşesinde
Sessiz bir itiraf gibi
Altın ışıklar sabahın dudaklarında erirken,
Nihal uyanır gecenin göğsünde saklı sırla.
Karanlık, usulca çekilir gölgesinden,
Ve her nefes, yeniden doğan bir umut olur.
Gökyüzüyle yeryüzü arasında titreşen sessizlikte,
Sokaklar yıkanmış, gece ıslak,
Bir ah çekti gökyüzü, kanadı ıslak.
Her damla bir inci, her ses bir name,
Sırlanmış zeminde aşkın mührü hece hece.
Şehrin teninde bir meltem okşar,
NİHAL
Sen ki, ahdimin gizli aynasıydın,
Cefayı ibadet, sevdayı kıble yapmadın mı?
Bir an, ayağının toprağına sürdüm yüzümü;
Tozunu sürme, cilam olmadın mı?
Nihal'ime: Ruhun Geri Çağrılışı
Belleğin karanlık bahçesinde bir kıpırtı var,
Karlı dağlar eriyor usulca zihnimde;
Her hatıra, Nihal, senden kopmuş bir dal parçası,
Dingin suya düşerken sesi bile içime gömülüyor.
Altın ışıklar şehirleri öperken
Nihal, gözlerindeki sessiz gölgelerde dolaşıyor
Uyanan rüzgârın parmak uçlarında
Geceyi geride bırakıyor,
Karanlık bir elveda gibi
Ve her adımda bir yeniden doğuş.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!