Gökyüzü, sessizliğin çölünde titrerken
Nihal’in adını fısıldıyor rüzgâr
Her yaprak, her taş, her düş
Senin varlığını bilmeden eriyor.
Ay, yavaşça denize bakıyor
Gökyüzü,
dudaklarını yeryüzüne uzatıyor sessizce.
Her damla bir sır,
her damla bir nefes.
Nihal yürür boş sokaklarda,
Gökyüzü, sessiz bir fısıltıyla ağırlaştı Nihal,
damla damla düşen yağmurun diliyle
şehir bir dua gibi yıkanıyor.
Her bir damla, senin adını taşıyor;
toprağa, kaldırımlara, rüzgârın üzüntüsüne dokunuyor.
NİHAL'İN BEŞ DUYUNUN ALGILAYAMADIĞI LABİRENTİ
Sen Nihal'sin
Bir adın sır oldu çağlar ötesinden
Yankısı var semaların sessizliğinde
Ve ben bir haritayım kayıp
Altın ışıkların dudakları
toprağa değdiğinde
Nihal’in gözüne düşer umut
bir damla sessizlik gibi.
Karanlık henüz dağılmamışken
Nihal’in Zülüflerinde Evrenin Sırlı Titremesi
Çözme zülüflerini, Nihal'im,
Gece bile kıskanır o gizli kudretin sırlarını.
Her telin, parmaklarımda titreyen bir yıldız,
Ve benim ruhumda yankılanan arzuların fısıltısı değil mi?
Nihal'in Semâsı
Nihal! Senin adın bir nağme, tenin bir yazma
Kâinat, zülfüne takılı kalmış bir telse
Parmak uçlarımda çözülen ezelî mâna
Dokunduğum her kıvrım, yeni bir tekvîn sayfası
Güneş, senin kirpiklerinde yeniden doğuyor Nihal,
altın ışıklar, toprağa düşmüş bir nefesten yükseliyor.
Karanlık, sırtından kayıp bir cübbe gibi düşerken,
içimde bir aydınlık, bir “O” var şimdi.
Sen, sabahın ilk duasında ıslak bir gül,
Sabahın ilk ışıklarıyla konuştum,
"Nihal," dedim, "bak, geliyor O!"
Göklerin yüreği attı ufukta,
Karanlık, bir yalnızlık yarası gibi kapandı.
Altın bir buseydi yeryüzünü öpen,
Rüzgâr yine geçti içimden,
saçlarını savuran o eski sır gibi,
kalbimin karanlık köşelerine değip
bir şeyleri uyandırdı sanki, Nihal.
Bir dal titredi uzakta,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!