Ey Nihal, gün geldi kapına vardım
Aşk, odana sığdı, bütün zaman dar geldi
Benliğimde kendimi gömdüm, sen zamana çıktın
Sen güneş, ben yeryüzünde bir gölge kaldım
Nihal, ismini içime çektiğim an,
Aşk, “sev” dedi içimdeki gizli sultan.
Bir nefes doldu sanki kâinat oldu tenim,
Sen, “sustuğum” deyince, bildim sonsuzluğun dilini.
Önceki çağlarımda dokunmak bir soruydu:
“Beni görüyor mu?”
“Kalbinin sesinde var mıyım?”
“Bu aşk hakikat mi yoksa hayal mi?”
Önceler temas bir dua gibiydi;
“Görüyor musun?”
“Duyuyor musun?”
“Beni bir yere yazıyor musun?”
diye soran bir yalın ayaklı sordum.
Şimdi cevap geldi:
Bir Nihal damlasıdır yağmur,
Göğün gözyaşlarıyla yıkanır şehir.
Her damla bir “Hu” ile düşer,
Sessizce arınır gökler ve yer.
Bir yağmur ki, teninde ince bir sır erir,
Damla damla süzülür semâdan nâmeler.
Şehir yıkanırken ıslak bir buğuyla,
Göğün toprağa fısıldadığı bir gizemdir Nihâl.
Her damla, bir âh olup düşer cismine,
Damla damla düşüyor yağmur,
şehir susuyor, yıkanıyor.
Gökyüzü fısıldıyor Nihal’e,
yeryüzü dinliyor sessizce.
Nihal…
Bir rüzgâr geçti içimden,
saçlarını savuran o gizli esintiyle.
Dallar titredi,
kalbim de.
Rüzgâr,
saçlarının arasından geçerken
içimde bir kapı aralanıyor Nihal…
Ne göğe aitim o an,
ne yeryüzüne;
ikisinin tam sınırında,
Tevhidî Aşkın Dirilişi Risalesi
Karanlık hatıraların eridiği yerde,
Joel ve Clementine,
Bir zamanın gölgesinden doğan sabaha bakar.
Her silinmiş anı, bir tohum gibi toprağa düşmüş,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!