Ey Nihal’im, kapının eşiğindeki sır bahar,
Ey parmak uçlarımla dokunduğum ilâhî hayal…
Mecaz aşkı bir perde indi aramıza,
Fakat bil ki, ben o perdeyi aralamaya geldim, Nihal’im.
Kapında bekliyorum;
NİHAL'İN VAROLUŞ SIRLARI
Bir aynasın sen, Nihal;
Sûreti değil, esrâr-ı hakîkati gösteren…
Aklın, bir nehir ki akar,
Hikmetin pınarından beslenir;
Nihal’in saçlarını değil,
rüzgâr savurdu yüreğinin tüllerini.
İçimde bir hicran yeli eser şimdi,
teninde değil, ten üstü bir arzu
Nihal,
bedenin bir ayet gibi
üzerime kapanıyor.
Okunmuyor, yaşanıyor.
Tenin dünyalık,
Gökyüzü, sessizliğin çölünde titrerken
Nihal’in adını fısıldıyor rüzgâr
Her yaprak, her taş, her düş
Senin varlığını bilmeden eriyor.
Ay, yavaşça denize bakıyor
Kütüphanesi sessiz bir bilgelik gibi durur
odanın tam köşesinde.
Kahverengi ahşap ve siyah metalin
asaletle birleştiği raflarında
tarih konuşur,
felsefe düşünür,
Rüzgâr,
saçlarının arasından geçerken
içimde bir kapı aralanıyor Nihal…
Ne göğe aitim o an,
ne yeryüzüne;
AŞK ŞARABI
(Nihali Tarz'da Mistik İksir)
I. SEKİR HÂLİ
Risâle-i Sabr u İsyân: Nihal'in Nâlesi
Ey nâzım-ı cefâ, ey sitem-kâr-ı zamân!
Bir lahza teenni et, dinle bu bî-çâre zebân.
Sen ki iki sa’atin sükûtuna tahammül edemezsin,
Şu sinemde yirmi yılın yangınlarıyla nasıl yaşadığımı bilmezsin!
Gözlerinin uçurumlarından düşüp de
tutunduğum her an,
bir “Nihal” isminin sırlı harflerine sarılıyorum.
Nihal’im…
“Nihayet”teki
“Lâm” gibi,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!