Nihâl’in saçlarında geceye düşen yıldız,
Her tel, kâinattan süzülmüş bir gizli haz.
Dudağında şarap, lâkin sâki değil zemzem,
İçtikçe sarhoş olduğum, ilâhî bir remz.
Bir kalabalıkta tek başına kalan Nihal,
Suskunluğun bile bir yüzü olduğunu anladı.
O yüz ki, binlerce sırrın eşiğinde durur,
Aşkın kapısını çalan, bir adsız yabancı.
Nihal’im, bu gece ruhumda bir gizli çağlayansın,
Suların sesi değil, tenimin derinliklerinden akan bir aşkın ta kendisi.
Her damlası harfin sırrı, her akışı varlığımın remzi,
Sen, adım adım yaktığın bu yolda, bir ilahî hecesin.
Bedeni bir kitap gibi okuyan ellerin var ya,
Nihal, aşkın eşiğinde bir mum alevi,
Tenimde geceye açılan bir gizli nevi.
Ruhumun derin ırmaklarına çağırıyorsun,
Bir damla iken, engin bir ummana dönüşüyorum.
Nihal, o bir altın bilezik değil ki takasın koluna
Bir tütsü gibi yakıyor, içine çekiyordu dumanını
Kentin kenarına vardıkça harlanan ateş
Sırrını fısıldıyordu karanlığın kulağına.
Bir hicran düştü Nihal’in gönül evine,
Bir kor ateş vurdu aşkın diline.
Geceleri sessizim ben, kelamım içime gizli,
Sen söylersin, Nihal… Sen fısıldarsın özüme.
Kimsesizlik kapıda bir ömür bekledi sessiz
Bir tenhalık ki nefesler donmuştu her bir iz
Ta içeri girinceye dek ayın on dördü Nihal
Bir gülüşle eritti o buzları, oldu visal
Nihal'im, bahçemin gizli gülüsün,
Ruhumda açan ilk tomurcuğusun.
Seni düşündükçe zaman duruyor,
Âlem, seninle başlayan bir rüya.
Nihal,
kalabalığın içinden değil
içimde açılan bir kapıdan girdin.
Sesin konuşmuyordu,
bir şey hatırlatıyordu bana
sanki daha önce dua etmişliğim vardı sana.
Bu gece yine ay, Nihal’in adını yazdı göğe gümüş mıhlarla.
Bedeni bir sûret ki, rüzgâr dokunsa eriyecek pamuk ipliğinden;
İçimde yangın var, ama sessiz, ama derin, bir nehrin altındaki kor gibi.
Sen, sadece adını fısıldasan, tenimde bin çiçek açan bahar olursun.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!