Yapayalnızlık, kapının eşiğinde çöreklenen
ebedi bir sükûtu andırıyordu.
Sen, Nihal, içeri adım atana dek.
Sen ki, adın bir fısıltı,
şehrin gri tonlarına düşen bir nihale benziyor,
su, bekliyor.
Nihâl, aşk dediğin bir şafak vakti,
Göğsün içinde doğar güneşin katmanları.
Sessizce yanar, gizli bir hakikat,
Mânâ denizinde kaybolur katıklar.
Bir adım attım, iz kalmadı kumda,
Belirsizlik denizinde, yönsüz bir ruhumda.
Nihal, sen bir pusula gibi duruyorsun karşımda,
İbre dönmüyor, kalbim mi, yoksa zaman mı donsun?
"Sana değmeden yanmaya cesaretin var mı?"
NİHALİ TARZ'DA VAROLUŞ İNTİHASI
(Kendini Yiyen Zihnin Seyr ü Sülûkü)
I. GERÇEĞİN İĞNESİ
Bir bakış ki, vakitten habersiz,
Durmak bilmedi gözlerimde, Nihal.
Saniyeler, çiçeklenen bir sükût oldu.
Sesim, ihanet etti usulca kendine,
Bir ilk suyun yumuşaklığıyla aktı.
Dokunuş ki, rüzgâr sanılır,
Bakışlar ki ferman dinlemez, sultanım Nihal,
Lal olur dil, yanan gözler ifşa eder sırrı kemal.
Bir sükût ki ağırlaşır, kalb atışı duyulur,
Duygunun kendi lisanı, bu, öyle bir ihmal.
Nihal'in Nefesi
Nihal’im,
Rüzgârın ta kendisi fısıldıyor senin adını.
Her dokunuşunda esintinin, yüzün düşüyor içime.
Her kokuya sinmiş, kalbinin sırrını taşıyor âlem.
NİHALİ TARZ’DA VEDA ŞİİRİ
(Bir Kapının Aralık Kalışının Hikâyesi)
I. ÇIKMAMAN İÇİN DİRENİŞ
Sen, yalnızca bir isim değil,
bir düşün, bir his, bir dünya…
Aklın ufku, gecenin yıldızlarından geniş,
ruhun derinliği ise zamansız bir deniz.
Kalbin, sessiz bir bilgelik taşıyor,
EY NİHAL'İM, GÖNLÜMÜN MAHPUSU
Ey Nihal'im, sessiz bir ıssızlıkta,
Tazallümle dolu bu hüzün harabesinde,
Mazlum kalbim, ellerinde esir bir kuş,
Kırık kanatlarıyla uçmayı beklerken seni.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!