Kıvrım kıvrım bir nehir gibi akıyor zaman...
Akan suya değen dudaklarımda, adın: NİHAL.
Hurufat-ı aşkla yazılıyor gönül levhası,
Harf harf, nefes nefes, sükûtla...
Ey Nihâl!
Sen ki, geceye sırlanmış bir ayın gizemisin,
Tenimde yankılanan ilâhî bir nefessin.
Ruhumun karanlık dehlizlerinde yanan meşale,
Aşkın ateşiyle eriyen bir duyum ötesi hâle.
Kalbimin gizli telini titreten Nihâl,
Sen, yokluğun varlığımda bıraktığı iz,
Bir gülün rüyasında açan yasemin söz,
Varlığımın derin kuyusuna düşen bir naz.
Nihal,
gecenin cebinden çıkan bir anahtar gibisin,
dilime değince kapılar kendiliğinden açılıyor.
Mahalle arası bir tekkede öğrendim seni,
çay buharı, mum ışığı, eski bir ilahi
aynı anda kalbime düşüyor.
Altın ışıklar sabahın dudaklarında erirken,
Nihal uyanır gecenin göğsünde saklı sırla.
Karanlık, usulca çekilir gölgesinden,
Ve her nefes, yeniden doğan bir umut olur.
Gökyüzüyle yeryüzü arasında titreşen sessizlikte,
Sükûta gark oldu düşünceleri…
Berraklaştı sular, billur gibi.
Nihal, Nihal’i gördü aynasında.
Zaman sustu, sanki nefesini tuttu.
Nihal’e Özgürlükle Sevme Yemini
Ey gönlüm,
Seviyorum…
Ama bağlamak için değil,
serbest bırakmak için.
Gece bitti,
ama Nihal bitmedi.
Zamanın şarabından içmeden
ebediyetin kadehinde kaldı o.
Bütün yıldızlar sönmüş,
Zamanın durduğu bir kalpte gece.
Ben, Nihal, uyandırdım kendi cemalimi:
Bir gizli güneşim ben, ten semasında.
Güneş, Nihal’in kirpiklerinden süzülürken
geceyi affetti.
Her ışık taneciği, teninin haritasında
bir dua gibi eriyor.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!