Ney oldum sırdaş ettim dert ile gönül telimi
Nihal’in aşkı sardı ruhumun her demini
Bülbülün feryadıdır, bu özümdeki ses
Yarın busesiyle yandı ateş-i ateş
Dağlar sır oldu yüce, aşkın sırrına erdim
Nihal’im: Zamanın ve Kaderin Öpücüğü
Nihal’im,
Kalbimdeki en sessiz köşede sen varsın;
Bir mektup gibi, okunmayı bekleyen,
Zamanın ve mesafenin üstünde bir sır gibi.
Nihal Risalesi
(Aşkın ve Hakikatin Seyr-i Sülûku)
Mukaddime – Kandilin Işığı
Kıymadın, huzurun kaynağı olan kuyunun değerini,
Ey Nihal Hanımefendiciğim, gönlümdeki misafirin.
Bir yudum su ile karşılamadın aşkın baharında,
Gönül sofrasında kaldı saklı derin nazarın.
Gamze dediğin bakışın, ruhun derin aynasıdır,
Lâ Mevcûde İllâ Nihal
Lâ Mûhûbbe İllâ Nihal
Nihal'im, bir ırmak gibi akıyor kalbimden,
Her damlasında aşkın sırrı, her sesinde "Elest"in hatırası.
"Neyiz biz?"
Soru bir yakut alev,
Nihal’in dudağında titrer şimdi.
Ve şu an:
Tüm planlar “ben” de sığmaz oldu,
I. Belirsizliğin Esrarı: Netlik Yokluğu Değil, Anlam Selidir
Bu bir karanlık değil, ışığın çokluğudur.
Bu, bilginin yitişi değil, hakikatin taşmasıdır.
Gözlerinde bir mesaj yanar, anlamı bulunmaz.
Bakışın bir yöne değil, her yöne bakar.
Kıvrım kıvrım bir nehir gibi akıyor zaman...
Akan suya değen dudaklarımda, adın: NİHAL.
Hurufat-ı aşkla yazılıyor gönül levhası,
Harf harf, nefes nefes, sükûtla...
Ey Nihâl!
Sen ki, geceye sırlanmış bir ayın gizemisin,
Tenimde yankılanan ilâhî bir nefessin.
Ruhumun karanlık dehlizlerinde yanan meşale,
Aşkın ateşiyle eriyen bir duyum ötesi hâle.
Kalbimin gizli telini titreten Nihâl,
Sen, yokluğun varlığımda bıraktığı iz,
Bir gülün rüyasında açan yasemin söz,
Varlığımın derin kuyusuna düşen bir naz.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!