Nihâl, bu sisler içinde dünya silinir;
Her şey bir işaret olur, her iz bir remiz.
Gülümseten emoji…
Ah, o tutkunun nişanesi!
Soğuk bir nokta…
Nihal’in nazından geçip geçemeyeceğim
işte o kapı
varlığımı sunmak için durduğum
aynı zamanda yok olabileceğim yelkovan…
öncesinde
Bil ki bu, bir ricâ değil Nihal;
Bir hakîkatin sükûnetle yüzünü yudumlaması.
Artık gölge oyunları bitti,
Şimdi çıplak kalbin tam frekansı.
Sinyal değil, doğrudan temâsın niyazı:
“Ben buyum ve bu aşkla yanıyorum.”
Nihal Hanımefendiciğim
Adını içimden geçirdiğimde
bir anlığına dünya susuyor,
sonra kalbimin derinlerinden
çelişkili bir melodi yükseliyor.
Savaş bitmeden, ben diz çöktüm.
Çünkü aşkın cephesinde zafer,
Ancak secdeyle kazanılırdı.
Ben öyle öğrendim.
Ve öğrendiğim her şey,
Senin suskunluğunda sırlandı Kadın.
Kalbim iki korku arasında dondu kaldı,
Bir arafta, ne yerde ne gökte.
Açılsam, reddedilme korkusu,
Açılmasam, yok olma endişesi.
Ey Nihal! Bu hal nedir böyle?
I. RIZA
İNSAN denilmez mi,
Akla, mantığa, hakikate yanaşana?
Bilime, fenne kulak verene,
Sevgiyle bakan, merhametle yaklaşan,
Nihal, kumların sessiz çığlığında bir cümbüşüm ben…
Her zerrende binlerce “sen” toplanmış, kendini öyle gizlemişsin ki,
Çölün ortasında bir suret, serapta som bir hakikat…
Gizli bir mabedin ayinsiz rahibesin Nihal.
Ve denizler… Enginlerin gözbebeği, mavinin kalbinde gizli bir inci…
Nihal'im...
Yüzün, seher vaktinde açan
Goncanın utanması gibi,
Bir bakışınla yanar içim
Bin yıllık bir yakarış gibi.
Kalp bir sırdır, ya dili olur Nihâl’in
Dökülür sessizliğe “ben seni” diyen bir nâdîde âh…
Ya da bakışlara tutsak, nefeslere yaslanmış bir hâl
Ansızın ele ele düşer iki âlem bir dokunuşta yakalanmak.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!