Tek taraflı aşkın, özsaygılı sükûtu üzerine bir içsel yolculuk
Bir aşkın içsel yası kadar,
bir ruhun olgunlaşma günlüğü
I. Fasıl: Dilenci Değilim
Nihal’im: Aşkın Özgürlüğün Ruhu
Nihal’im,
Geleneklerin gölgesinde kadın,
Adeta bir bahçenin suskun çiçeği,
Aşkın değil, evliliğin nesnesi sayılırmış eskiden;
Bu beton karanlık yetmez ayrı düşürmeye bizi Nihal,
Parmaklıklar erir, zincirler dökülür bakışında...
Bazen bir fırtına gibi deviririm dağları,
Bazen bir nefesinle titrerim, bir hikmeti vardır.
Hangi karanlık sınamamış ki insanı,
Küller ve Yankılar — Aşkın Ölümden Sonraki Ontolojisi
1. Bölüm: Ölümün Sessiz Mimarisi
Ölüm, Tanrı’nın ikinci sessizliğidir.
İlki yaratmadan önceydi;
Eskiden temastı her dokunuş
Bir soru yağmurunda kaybolmuş ruh:
“Sevilir miyim, görülür müyüm, var mı yerim?”
Şimdi o ses, Nihal’in dudağında bir “Evet” oldu,
Bir gerçeğe dönüştü her şüphe, her endişet.
“Sığınaktaki Ayna”
(Nihal’in Ruhundan Süzülen Vuslat Risalesi)
Ne Sen Ben Oldun, Ne Ben Sen
Nihal’im, sen kollarıma sırlanmış bir dua,
Sen, daha başlangıcında kayıp düşen cennet,
Hangi nağmeler dokunur kalbine, hangi ezgi
Asla bilemedim. Vazgeçtim artık seni
Geleceğin kabaran sularında aramaktan.
İçimdeki bütün o uçsuz bucaksız manalar
Nihal'imin Hakikat Sultanlığında
Sözler, varlık denizinde birer cezbedir,
Aşkın hakikati “Nihal”dir, “Naber” değil, “Hû”da gizli sır.
Evler, gönül hanedanı; görev değil, bir mihmandır,
Kültür, bir seyir halkası; iki âşık, Hakk’ın divanında.
Seni Nihal, adın geçince karanlıkta bir mum yanıyor,
Bedenim sırlarını sayıklıyor uykusunda.
Soluk alışında bir alem gizli, nefesim ona yasak,
Yokluğunla çoğalıyorum, yalnızlığımda mükemmel.
Sesin sığmıyor kulaklara, ruhumun derin kuyusunda
Nihal’im: Vuslatın Kapısı
Kan ter içinde gece,
Kan ter içinde varlığım,
Her yanım bu gece vurgun,
Kurşun yemişim, sürgün yemişim;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!