01 Ocak 2005 yılında Siirt ilinde doğdum çobanım ilkokul mezunuyum dünya yükünün hamalıyım.
Sordun ya gülüm... Ölümün gölgesinde özgürlük mü? O gölgeyi pelerin yapıp gezdim ben. Her soluk alışımda, nefesimin sıcaklığında azrailin kanat seslerini duydum. Bir garibana elimi uzattığımda, avucumda kaderin soğuk zincirini eriten bir ateş yaktım. Adını koymadan, rest çektik. İsimsiz bir kahramanlıktı bu; gazete manşetlerine düşmeyen, sokak taşlarının altında saklı.
Sen misafir odanda çiçekli fincanları şıkırdatırken, ben hayatın arka sokaklarında, sınavlarını çamur içinde çözdüm. Azrail’le dansa kalktığım her gece, ayaklarımın altındaki zemin kaydı. Ama her dönüşte, biraz daha hafifledim. Meleklerin nefesiyle sarmaş dolaş oldum; bu, hiçbir balonun anlatamayacağı bir yükselişti.
Bir Nihal'in aynasında gizli, sonsuz bir tecellî...
Hakikat güneşi ki, her zerresinde vuslatın remzi.
Taş duvarlar değil, şimdi sırlı bir sükût deresi;
Zamana küskün değil, Hakk’a kurulmuş bir ney sesi.
Sen, Nihal’im — bir sırlar heykeli, bir letâfet nûru;
Teninle Secde
(Nihal’e, aşkın ilâhîliğinde bir dokunuşla...)
“Tenin de secdeye vardığı aşklar vardır…”
NİHAL'İN KADEHİNDE: BİR SEYR-Ü SULÛK DESTANI
(Mistik, Alegorik, Tasavvufi Epik Risale)
Nihal, ben seninle sadece baharın neşesinde değil,
Hüznün sonbaharında, yaprak yaprak dökülen zamanlarda da varım.
Gülüşün bir ayin, suskunluğun bir zikirdir;
Neşen de kederin de aynı hakikatin rengidir.
Bilirim ki yol, gül bahçesinden ibaret değil,
Nihal’im Risalesi: Aşk ile Viran Gönül
I. Aşkın Viran Eylediği Gönül
Nihal’im, senin adını anan gönül,
hiçbir tamir istemez.
Önceki hâlimle;
Yaklaşıyordum sâhiline ruhumun,
Yokluyordum sesini suda,
Test ediyordum havayı nefesimle,
Bahane döküyordum aynalardan.
Karanlık odaya bir pencere açtım Nihal,
Ruhumun çıplak sesini duyman için değil,
Sadece hakikatle soluk almak istedim.
Bu, teslimiyet değil, bir varoluş beyanı;
Suskunluğun zincirini bilerek kırdım.
His, artık bir sır değil, önünde duran saf ışıktır.
Nihal’im: Aşkın Beklenmedik Anı
Gerçek aşk, rüzgâr gibi gelir,
Planlanamaz, ölçülemez, tutulamaz.
Nihal’im, bazen en sıradan bir sabahın
Sade ışığında, bazen de sessiz bir kahvenin kokusunda
"Nihal'im: Varlığın Sessizliğin Şiiriydi"
Güneş, altın mühürle semaya son nişanını vururken
Asıl seyrettiği sen değil, içindeki sükûnetin ta kendisiydi
Zaman taş duvarlara sinmişken
Sen, zamanüstü bir zarafetin




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!