Bir dua gibi başlamıştık biz,
ağzımda senin adın,
kalbimde senin niyetin vardı.
Her sabah sana uyandım,
her gece seni yatırdım gözlerimin en derin yerine.
Bir aşk değil bu;
Bir papatyanın yaprağında kaldı kaderimiz…
Dün gibi düşüyor üzerime anılar,
Film değil bu, yaşanmışlığın ta kendisi…
Kader, iki gönlü farklı sokaklara savurdu,
Biz aynı rüyada, farklı uyanışlara mecburduk.
Şimdi seni seviyorum…
Çünkü gözlerin değil,
Gönlün baktı bana.
Artık suret değil,
Sîretin çağırıyor kalbimi.
(Madımak’a Adanmış Davalar – VII. Şiir)
Gök gürlemedi o gün,
Toprak titremedi,
Ama insanlık çöktü!
Ruhun Bedenle Veda Anı
Bir el uzanır usulca,
Soğuyan tenin üzerine,
Sessizce, korkmadan,
Vedanın ilk sözüdür o dokunuş.
Ey kalemin sahib-i mutlak’ı…
Ben ki, kelimelerle adaleti arayan,
Bir dizeyle mazlumu savunan bir kulum.
Dünya gözüyle ağlayanın,
Ahiret umuduyla dua edenin
Ey kalemin sahib-i mutlak’ı…
Ben ki, kelimelerle adaleti arayan,
Bir dizeyle mazlumu savunan bir kulum.
Dünya gözüyle ağlayanın,
Ahiret umuduyla dua edenin
Adına yazdım,
Her hayatın sonunda,
Açılır gizemli bir kapı,
Korku ve umut arasında,
Bir ruh geçer o eşikten sessizce.
Gece Serisi / 1. Bölüm:
Sonsuzluğa Mühürlenen Aşk
İyi akşamlar gönül dostlarım,
Saat tam yirmi iki…
Ölüm ve sonsuzluk üzerine bir şiir
Bir kalp sustu, evrenin nabzı gibi,
Ne çığlık kaldı geriye, ne vedâ sesi.
Ama bir ışık doğdu o an,
Görünmeyen bir kapı aralandı sessizce.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!