İnsan ne zaman ölür, düşündün mü hiç?
Bedeni terk ettiğinde mi, yoksa kalbi sustuğunda mı?
Ya da ruhu yorgun düştüğünde mi hayatın yükünden,
Ve umudun ışığı söndüğünde gözlerinde?
Ne zaman ölür insan, derim kendi kendime,
Fiziksel bedenin son nefesiyle mi, yoksa?
Yürekte sönen son umutla mı,
Sevginin bittiği yerde mi başlar ölüm?
O bir dost…
Gönlün gamlı kışını bahara çevirendi,
Gecenin en karanlık anında
Bir mum gibi yandı da aydınlattı beni.
Ne zaman solsa içimdeki gül,
Gözlerinden sevda devşirendi.
Beden susar, kalp durur,
Ama ruh uyanır derinliklerden.
Ölüm değil bu son,
Bir dirilişin ilk nefesidir aslında.
Bir kapanan gözden doğan ışık,
Sessizliğin ardından yükselen ses.
Ölümle değil, dönüşle başlar hayat,
Ruhun yeni dansı başlar evrende.
Yitik bedenin ardında,
Bir ışık yanar hiç sönmeyen.
Ölümün gölgesinde bile,
Ruhun ateşi hep parlak kalan.
Ölümün ötesinde bir dünya var mı,
Ya da sadece karanlıkta bir sessizlik mi?
Kalbim sorar, ruhum yanıt arar,
Ve bilinmezlik içinde yolunu bulmaya çalışır.
Ölümün ötesinde ne var diye düşünürüm,
Bir boşluk mu, yoksa sonsuz bir varoluş mu?
Karanlık mı sarar ruhu, yoksa ışık mı,
Ya da başka bir alemde yeni bir hayat mı?
Papatya gibisin…
Beyaz ve ince…
Her gelişinde kalbim kıvrılır,
Her gidişinde dualar dizilir ardına.
Eziliyor ruhum, seni görünce,
Bir tarafım çocuk gibi,
Kasımdayım…
Rüzgâr soğuk, ama ben yanıyorum hâlâ,
Bir adın var dudaklarımda




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!