Bir sabah radyo kendi kendine açıldı sanki…
Cızırtının arasından eski bir şehir geçti içimden.
Ne zaman kaybolduğunu bilmediğim bir ses,
beni yıllar öncesine geri bıraktı.
Eski radyolarda kaldı sesin…
Cızırtılı bir şarkının arasında,
yarım hatırlanan bir yaz akşamı gibi.
Mahallenin çocukları sokakta bilye oynarken
ben cam kenarında büyüttüm içimde seni.
Mavi bir bilye vardı mesela,
hep seni hatırlatırdı bana;
kaybedince içimde birşey sessizce ağlardı...
sanki seni yeniden yitiriyormuşum gibi.
O zamanlar dünya küçüktü.
Akşam ezanı okununca herkes evine döner,
anneler balkonlardan seslenirdi.
Biz büyümeyi güzel bir şey sanırdık…
Meğer insan büyüdükçe
en çok içindeki çocuğu kaybediyormuş.
Eski radyoda bir türkü çalardı bazen,
babam sessizleşirdi.
Ben anlamazdım.
Şimdi aynı şarkıda
ben susuyorum.
Çünkü bazı şarkılar
geçmişi çağırıyor insanın içine.
Bir sokak lambasını,
tozlu perdeleri,
sobanın üstündeki çaydanlığı,
ve geri dönmeyecek insanları…
Sen de öyle kaldın işte;
bir daha yaşanmayacak eski günler gibi.
Ne tam unutuluyorsun
ne yeniden yaşanabiliyorsun.
Bazen gece olunca
çocukluğum geliyor aklıma.
Koşarken düşüp kanayan dizlerim değil de
şimdi içimde kanayan şey yoruyor beni.
Bir çekmece açıyorum bazen,
eski biletler, sararmış fotoğraflar,
kırılmış bir bilye…
ve yıllardır dinmeyen o his.
Anlıyorum sonra;
insan bazı şeyleri değil,
o günlerdeki kendini özlüyormuş.
Şimdi eski radyolar kadar yorgunum.
İçimde hâlâ bir şarkı dönüyor ama
kimse frekansımı bilmiyor.
Ve sen…
geçmişten kalan en güzel kırgınlığımsın.
Kayıt Tarihi : 10.05.2026 14:06:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!