Smyrna'lı gemicilerle konuşuyoruz.
Pasaport'ta, Kordon'da, Alsancak'ta.
Şaraplarımızı denize döküyoruz.
Balıkların gözü dönüyor.
Smyrna'lı gemicilerle konuşuyoruz.
bu akşam bu manzaranın karşısında;
elimi uzattığım anda hemen ulaşabilmeliyim,
ya sana, yada bana seni hatırlatacak her şeye.
mesela gözlerinin rengine, hiç unutamadığım.
bir koku estirmeli mevsim, ne olursa olsun.
koru yollarındayım, ayaklarımda kar izi.
dallarından tomurcuk çiçekli
hasret gibi sarkan bir doğum,
anlatılmaz bir sıcaklık bu, karlar eriyor.
bir ceylanın doğuşu gibi
göz göze geldiğim
sıralanmış meşaleler daha çok karanlık
engizisyon kokulu mahzenler.
ben zaten hükmüme uzatmışım boynumu
kıldan ince
ama tuğla, harç ve çelik dokulu .
hanginizin sahili yoktu
ya da denizden gelen iyot kokunuz
bir bahar sabahını elinizden kaçırıp
güneşi vakitsiz batıracak kadar
suç üstü ve körkütük sarhoş muydunuz.
hain bir darağacıdır,
sevgiyi ve güneşi sallandırır yağlı kaytanında
abdestsiz cellatlarıyla.
ferman ölüm rengidir,
kefen boyundan ne bir adım yukarı, ne bir adım sola
Henüz güneş doğmamıştır. Genç kadın ve genç adam ayaklarını uzatıp oturdukları kır çiçekleri ile bezeli bir yamaçta, kuş sesli notaların saba makamındaki müthiş romantik melodileri eşliğinde güneşin doğmasını beklemektedir. Kadın başını erkeğin omzuna dayar ve fısıldar.
- Beni seviyor musun …
Adam gülümseyerek dudaklarını kadının saçları arasında dolaştırır ve kadının sesine ayarlı bir tonda fısıltıyla yanıt verir. –Evet sevgilim, hem de çok, doğacak güneş kadar …
Güneşin ilk ışıkları kendini belli etmeye başlamış ve kararmış gümüş renkli bulutlar hafiften nurani bir aydınlığa ve giderek pembeleşmeye ve daha da ileri giderek kızıllaşmaya başlamıştır. Kadın ve erkek aynı anda sanki sözbirliği etmişçesine ve biraz da manzaranın ve renklerinin ateşlemesi ile haykırırlar. –Şu gökyüzünün rengine bak, nasıl da kızıllaştı …
İşte olan da bu anda olur. Ve gerek kadının gerekse de erkeğin gözleri arkadan bir el tarafından kapatılır. Bil bakalım ben kimim der gibi. Şaşkın ve biraz da korkulu ve gene aynı anda haykırır kadın ve erkek.
bugün kırlarda papatyalar topladım senin için
rüzgar saçlarını öylesine alıp dağıtmıştı ki,
topladığım papatyaları göremedin.
üzerimizde kanat çırpan bu kuşlar……,
adı martı mı nedir dedin, bu çığlıkların.
kanatlarındaki beyaz sanki papatya yapraklarının
bazı masallar vardır, hiç iyi bitmez sonları
hani yorganı başına çekersin, gözlerin açık
beklemeye başlarsın korkulu rüyaları
kartal ile küçük kuşun masalıda işte öyle bir rüyaydı.
bazı masallar vardır ne yazıyorsa ön kapağında
her kısacık şiir buketi
bir ömür boyu okunacak
roman değil midir.
her roman sayfasının ilk satırı
anlatmaz mı buluttan elleri yananları.
her kısacık şiir buketi, elleri;




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...