sen gene de ör saçlarını iki yandan
uçlarına kurdele bağla, rengini senin seçtiğin.
gözlerinin kenarlarında çapaklar olsun
içlerine rüyalarını gizlediğin.
sen gene de ör saçlarını, dökülmesin gözlerinin önüne …
varsa içinde hala körüğü alttan pompalanan bir öfke
bir ozanın sazına ver yüreğini, onu dinle önce
sonra sıra sana gelsin istediğini söylersin gönlünce.
uzaktaki sevgililer ve ölüp gidenler üzerine
ve insanlık, içinden başka ne gelirse insanlığının
söylersin onları da o zaman, dilinin döndüğünce.
elimi uzatsam
tutacağım kadar yakınsınız değil mi
deli dalgalarım
ya siz,
üzerine kaleler yapacak çocukları bekleyen
güneş daha uyanmamış uykudan, hava çok ağır.
yaz hiç yaşanmamış, kış için erken
bir yudum ekmek ve bir gül için yollara düşerken
karavana sırası değil mi bu, adımın karşısına imza.
yarısı uyku, yarısı korku gözlerimin
güzel bir çiçeği en şık buketle sunar gibiydi
gülüşün bahar akşamlarının serinliğinde.
kuşlar göz kırpardı çapkınca
kanatlarının arasından
güneş hiç batmazdı.
hanginizin sahili yoktu
ya da denizden gelen iyot kokunuz
bir bahar sabahını elinizden kaçırıp
güneşi vakitsiz batıracak kadar
suç üstü ve körkütük sarhoş muydunuz.
hain bir darağacıdır,
sevgiyi ve güneşi sallandırır yağlı kaytanında
abdestsiz cellatlarıyla.
ferman ölüm rengidir,
kefen boyundan ne bir adım yukarı, ne bir adım sola
hani aklıma gelişlerin vardı
şimdi akşam vaktidir demezdin
ölüm gibi kendi hücremde kendi kendimi
boşuna tüketmemi beklemezdin
bir uzun hava olurdun
aşar gelirdin bilmediğim dağlardan
Henüz güneş doğmamıştır. Genç kadın ve genç adam ayaklarını uzatıp oturdukları kır çiçekleri ile bezeli bir yamaçta, kuş sesli notaların saba makamındaki müthiş romantik melodileri eşliğinde güneşin doğmasını beklemektedir. Kadın başını erkeğin omzuna dayar ve fısıldar.
- Beni seviyor musun …
Adam gülümseyerek dudaklarını kadının saçları arasında dolaştırır ve kadının sesine ayarlı bir tonda fısıltıyla yanıt verir. –Evet sevgilim, hem de çok, doğacak güneş kadar …
Güneşin ilk ışıkları kendini belli etmeye başlamış ve kararmış gümüş renkli bulutlar hafiften nurani bir aydınlığa ve giderek pembeleşmeye ve daha da ileri giderek kızıllaşmaya başlamıştır. Kadın ve erkek aynı anda sanki sözbirliği etmişçesine ve biraz da manzaranın ve renklerinin ateşlemesi ile haykırırlar. –Şu gökyüzünün rengine bak, nasıl da kızıllaştı …
İşte olan da bu anda olur. Ve gerek kadının gerekse de erkeğin gözleri arkadan bir el tarafından kapatılır. Bil bakalım ben kimim der gibi. Şaşkın ve biraz da korkulu ve gene aynı anda haykırır kadın ve erkek.
bugün kırlarda papatyalar topladım senin için
rüzgar saçlarını öylesine alıp dağıtmıştı ki,
topladığım papatyaları göremedin.
üzerimizde kanat çırpan bu kuşlar……,
adı martı mı nedir dedin, bu çığlıkların.
kanatlarındaki beyaz sanki papatya yapraklarının




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...