BU GELEN SEN MİSİN
Sen misin o gecenin karanlığında beliren?
Bakışları bahar, gülüşü dertli yarim.
Yüreğime usulca sızan,
Eski bir sızı gibi içimde titreyen sen misin?
Kaç mevsim geçti o zeytin karası gözlerinin uzağında,
Kaç şiir eskidi bu masada, bilmiyorum.
Bir sitem dolduruyor şimdilerde boşluğunu,
Yine de sormaktan kendimi alamıyorum.
Sen misin o rüyalarımı bölen sevgili?
Yoksa içimde hiç sönmeyen o yangın mı?
Söyle, ey ömrümün en dokunaklı şiiri,
Bu gelen gerçekten sen misin?
Söyle, gecenin en zifiri karanlığında beliren o gölge gerçekten sen misin?
Yoksa ben miyim kendi hasretimin koyu gölgesinde kaybolan?
Sözlerin dert, bakışların bana bir ömür yas gibi yarim.
İçimde bir yerde usulca, hiç durmadan sızlayan
O eski, o geçmeyen, o tanıdık yara, o sensin, değil mi?
Kaç takvim yaprağı düştü, kaç şiir eskidi bu titrek masada?
Saymadım, sayamadım o günden beri zamanı, çünkü zaman sende durdu.
Geceyi ikiye bölen o derin sessizlikte,
O korkutucu, o sahipsiz sessizlikte bile,
Yine senin adınla başlıyor kalbimin durulmaz isyanı.
Bir sitem dolduruyor şimdilerde senin bıraktığın o uçsuz bucaksız boşluğu.
Ama sanma ki öfke bu, sanma ki nefret,
Sadece geç kalmış, sadece yorulmuş bir ömrün doğruluğu,
Yine de sormaktan kendimi alamıyorum sabahlara karşı,
Odada yankılanan bu ses, senin nefesin mi, yoksa yalnızlığın mı bana oyunu?
Bir insan kaç kere vurulur aynı bakışla, ey yar?
Bir kalp kaç kere yıkılır kurduğu o sırça sarayların altında?
Zeytin karasında boğulmak, buymuş demek ki,
Sen misin o rüyalarımı durup dururken bölen sevgili,
Yoksa içimde bir türlü sönmek bilmeyen o eski, o ilk yangın mı?
Her dizede biraz daha eksiliyorum sanki, fark etmiyor musun?
Mürekkebim bitiyor, hecelerim tükeniyor, ben bitiyorum,
Hatırlasana, yürüdüğümüz o dar, o yağmurlu sokakları,
Hani o ilk gün, gözlerinin karasında kaybolduğum o anı hatırla.
Dünya durmuştu sanki, sadece ikimiz vardık.
Şimdi bir yabancı gibi uzaktan bakarken dünyaya,
Senden kalan tek şey, bu masada biriken, darmadağınık kırık mısralar.
Bir adın kalmış bende, bir de hiç bitmeyecekmiş gibi duran bu sızı.
Gittin de ne oldu sanki? Ne değişti bu dünyada?
Yine gökyüzü aynı karanlık, yine sokaklar aynı soğuk,
Yine bu yürek aynı yerden yaralı, aynı yerden buruk,
Ben her gece bu masada seni yeniden doğuruyorum, haberin var mı?
Müziğin sesini biraz daha açıp, acımı senin sesine katıyorum.
Yazdığım her harfte seni şekillendiriyorum yeniden.
Belki duyarsın, belki bir esintinin kanadında sana da ulaşır bu feryat,
Çünkü bilirim, en çok yarım kalmış hikayeler acıtır sahibini.
Sen misin şimdi o uzak, o yabancı şehirlerin ışıklarında beni arayan?
Yoksa unutup her şeyi, çoktan başka bir sabaha mı uyandın?
Söyle, susma öyle uzak bir hatıra gibi, bir şey söyle.
Eğer sensen bu gelen, eğer bu hüzün senin gözlerinden sızdıysa kalbime,
Bırak, bir kere daha sarıp sarmalasın ruhumu o hiç eskimeyen sevdan.
Eğer sensen, bir kere daha baksın bana o zeytin karası gözlerin,
Baksın da, dinsin artık içimdeki bu amansız, bu yorgun fırtına.
Çünkü bu dünya senin yokluğunda sadece kuru bir gürültü,
Ve ben yeniden o ilk günkü gibi, yalnızca senin sessizliğinde kaybolmaya geldim.
Bahtiyar...
Bahtiyar Cm
Kayıt Tarihi : 24.07.2026 16:45:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bazen insan kapıyı çalanın gerçekten sevdiği kişi mi, yoksa özleminin yarattığı bir hayal mi olduğunu ayırt edemez. Bu şiir, yıllar geçse de kalbin aynı soruyu sormaktan vazgeçemediği o sessiz bekleyişin hikâyesidir. Bahtiyar...




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!