Ruhumun tüm sevinmişliklerini son sabahıma bırakacağım
Biliyorum,
Bir daha hiç gülmeyecek
ve gülen gözlerinde gülmeyi öğrenen gözlerim
ve anlamsız sözlerim hiç söylenmemişcesine üzülmeyecek…
Sırası gedikçe kapandı mahkumiyetin hür iradesi
ve sonrası geldikçe sırası için kaçınıldı
ve yanıtların muallaklığı
ve allak bullaklığı içinde kaldı bütün barizlikler…
Üstüne üstüne gittikçe elbettelerle budak verdi
Adında saklı hüzün
ve aklımda gözünün rengi
ve her adımda yasaklı duygular
ve sözün bitmeyeceği yerlerde
aklını başından yitirmiş bir yalnızlık…
Demiştim sana
Serabımsın
Şarabımsın
Her yerde göreceğim seni
Uzaktan da olsa
Kaçamak saatler yerinde sayıyor
Başıboş karışıyoruz hayata
Delidolu ve anlaşılmaz sözler var ifadelerimizde
Kadehler yetmiyor
Bir dolu şarap içesimiz var yağmur altında
Söz geçiremiyorum sözlerime
ve için için içerliyorum sözlürlerle sözlenmiş sözcüklere…
Fazla söze bile tahammül ediyor söz vermişlikler
ve sözlü sınavındayız sanki
ve sözedemediğiiz sözümüzden kırılıyor kanaatler…
Solmuş bir gülün koyu kırmızıya çalan
ve şarap rengi
ve bordo
ve hatta kararmaya yüz tutmuş yapraklarındasın…
Vakti dolmuş
Günebakan düşlerimizi yaşadık biz,
Akan gözyaşarımızı dindirdiği inancıyla
ve çocuksu gülüşlerini masumiyetimizin…
Sırça sarayları yıkmazdık çünkü,
Fırça fırça boyadık resmimizi
Son cümlesinde kavranmış bir roman kahramanının
ve bir orman kuytusunda duman duman tüten sobanın başında
ve kimbilir kaç yaşında doğacağının aman vermez kaygısı
ve ruhunun yaşına kalmayan saygısı
ve çilesi dolmayan üzüntülerin etrafında dolanıyordu…
Tan yeri ağardı,
Kızıl
Kırmızı
ve sarı,
Sapsarı bir güneşin ardında…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!