Bir özlem kaç sabaha denk gelir, bilmiyorum…
Bir sesleniş kaç şiire tekabül eder, onu da bilmiyorum.
Bildigim tek şey şu:
Birine duyulan özlemin gurbeti,
insanın içine kurulmuş en sessiz sürgünmüş meğer…
Öyle bir sürgün ki
ne pasaportu vardır dönüşe,
ne de yolu görünür haritalarda.
İnsan bazen kendi kalbinden bile uzak düşermiş,
aynı şehirde nefes alırken bile
sevdiğine kilometrelerce hasret yaşarmış.
Sonra anlıyorsun…
Her şeyin aslında ne kadar boş olduğunu.
Kalabalıkların,
geceyi yaran kahkahaların,
yarım bırakılmış sohbetlerin,
sigara dumanına karışıp giden cümlelerin…
Hepsi bir yere kadar.
Çünkü insanın içinde biri eksikse,
dünya tamam olsa ne fayda…
Şiirler yazıyorsun mesela.
Kelimeleri özenle diziyorsun yan yana.
Her mısraya biraz yüreğini gömüyorsun.
Sanıyorsun ki
acı güzel anlatılırsa hafifler…
Ama olmuyor.
Ne kadar güçlü olursa olsun şiirler,
bir çift gözün yerini dolduramıyor.
Ne kadar derin söylenirse söylensin şarkılar,
bir “nasılsın” kadar dokunamıyor insana.
Gece oluyor…
Herkes evine çekiliyor.
Sokak lambaları bile sessizleşiyor bazen.
Tam o vakitlerde başlıyor insanın içindeki yokluk.
Bir fotoğraf düşüyor aklına,
yarım kalmış bir konuşma,
gülüşünün kıyısında saklı bir hatıra…
Ve insan en çok geceleri yeniliyor özlemine.
Çünkü gündüz vakti
hayat biraz oyalıyor insanı.
Ama gece…
Gece hiçbir şeyi saklamıyor.
Ne kırgınlığı,
ne yalnızlığı,
ne de içinden söküp atamadığın o ismi…
Birini unutmak değilmiş mesele aslında.
Mesele;
alıştığın sesi artık duyamamakmış.
Canın yandığında arayacağın kişiyi kaybetmekmiş.
Bir şarkı duyunca durup sebepsizce susmakmış.
Herkes giderken güçlü kalıp,
yalnız kalınca içten içe dağılmakmış.
Bazı insanlar vardır;
gider ama gitmez.
Bir çay buharında çıkar karşına,
bir yağmur kokusunda,
eski bir şarkının tam ortasında…
Ve sen yıllar geçse bile
onu içinden uğurlayamazsın.
Ben artık şunu öğrendim:
İnsan sevdiğine kavuşamayınca değişmiyor sadece…
Biraz eksiliyor da.
Eskisi gibi gülemiyor mesela.
Kalabalıkta bile içinde tenha bir sokak taşıyor.
Kimse anlamıyor ama
içinde sürekli kapanmayan bir pencere çarpıyor gece boyu.
Belki de bu yüzden
bazı şiirler yarım kalıyor.
Çünkü herkes yazabiliyor da
herkes tamamlayamıyor içindekini.
Şimdi dönüp kendime bakıyorum da…
Ne çok şey anlatmışım aslında susarak.
Ne çok geceyi sabaha bağlamışım
tek bir mesaj gelmez diye bile bile.
Ne çok “iyiyim” demişim
içimde koskoca bir enkaz taşırken…
Ve anladım ki;
özlem dediğin şey
sadece birini aramak değilmiş.
Özlem;
bir zamanları aramakmış bazen.
Birlikte güldüğün günleri,
kendini tamam hissettiğin anları,
kalbinin telaşsız attığı o eski hâlini…
Şimdi ne şiir teselli ediyor beni,
ne de şarkılar.
Çünkü bazı acılar vardır;
adı konmaz,
tarifi yapılmaz,
yalnızca taşınır insanın içinde.
Ve insan bazen
kimseye belli etmeden
sessizce yaşlanır bir özlemin içinde…
Kayıt Tarihi : 16.05.2026 18:40:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!