Hayat, uzun bir koğuştu,
demir kokardı sabahları.
Rutubet inerdi duvarlardan,
bir dağın gölgesi gibi
sessiz ve ağır.
Akşam gelirdi,
gün yine sabaha yaslanırdı.
Ay, mevsimleri sırtına alır,
baharı arardı
kurumuş dalların arasında.
Bir çift gözyaşı,
bir çift nasırlı el...
Konuşurdu suskunluğun dilinde.
Volta atan ayaklar değil,
özlemdi aşınan taşlarda.
Paslı ranzalarda
uyku değil,
memleket büyürdü.
Bir annenin sesi,
bir çocuğun gülüşü,
bir babanın eskimiş gömleği
demir parmaklıklardan
kuş gibi geçmeye çalışırdı.
Beyaz güvercinler
çoktan unutmuştu bu avluyu.
Kargalar bilirdi
hangi acının
hangi omza konacağını.
Kandil gecelerinde
avuçlar göğe açılırdı.
Bir dua,
bir ekmek kadar sıcaktı.
Bir isim fısıldanırdı:
sevda.
Sonra herkes
sessizce kendi yüreğine dönerdi.
Saçlar içeride geceden siyah,
dışarıda kıştan beyaz olurdu.
Evlat büyürdü,
baba yaşlanırdı,
zaman demiri bile aşındırırken
insanın yüreğinde
yalnız bekleyiş pas tutardı.
Yine de
bir fidan bilirdi toprağın sırrını.
Bir gün,
en uzun koğuşun kapısı da
göğe açılır diye
umut,
en son nöbeti tutardı.
Kayıt Tarihi : 1.07.2026 16:01:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!