Bir akşamüstüydü,
adını içimden geçirdim.
Sokak lambaları birden sarardı,
şehir sustu.
Ben yine kendime yenildim.
Sen uzak bir otobüs garında,
kimsenin dönüp bakmadığı
eski bir aşkın son peronundaydın.
Biliyorum,
bazı kadınlar gitmez.
Bir evin duvarında kalır sesi,
bir fincanın kenarında izi,
bir adamın ömründe
sessiz bir mevsim olur.
Senin ağzında kırılmış kelimeler vardı,
bana söyleyemediğin.
Gözlerinde başka geceler,
başka şehirler.
Ben ise sana bakarken
kendi içimde kayboluyordum.
Ne çok sevdim seni,
bir insan kendini nasıl unutursa öyle.
Adımı azalttım dudaklarımdan,
seninkini çoğalttım.
Sonra bir gece çıktım sokağa.
Yağmur vardı.
İstanbul eski bir yara gibi
omuzlarıma çökmüştü.
Gökyüzüne baktım,
bulutlar bile benden daha az yalnızdı.
Dağlar önümde susuyordu,
deniz uzaklara bakıyordu.
Hiçbiri bilmedi
senin yokluğundan geçen
o uzun geceyi.
Kıyıda terk edilmiş bir sandal vardı.
Halatı çözülmüş,
kaderi denize bırakılmış.
Beni görünce sustu.
Çünkü bazı acıları
yalnızca terk edilmiş şeyler anlar.
Her gece duvarlarla konuşuyorum şimdi.
Rutubet kokan bir odada,
eski bir şarkının içinde yaşıyorum.
Sen hâlâ uzaktan
“gül” diyorsun bana.
Ama bilmiyorsun...
Bazı adamlar gülerken de yıkılır.
Bazı kalpler
sevdiklerini kaybetmemek için
kendilerini kaybeder.
Sana beyaz çiçekler getirdim.
Kırmızı gülleri içimde sakladım.
Çünkü ben hâlâ
senin kapında duran
eski bir nöbetçiyim.
Uyan artık...
Bir adam var burada.
Adını söyleye söyleye
kendi sesini kaybeden.
Bir adam var burada;
senden daha çok seni taşıyan,
kendinden eksile eksile
sana benzeyen.
Uyan artık...
Burada bir adam var.
Seni kaybetmekten değil,
seni severken
kendini kaybetmekten yorulan.
Burada bir adam var;
adını unutmayan değil,
kendi adını
senin yanında unutan.
Kayıt Tarihi : 27.07.2026 17:04:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!