Beton ve Pas
Dişlerimin arasında ezilen bir hırs var,
Paslı bir çivinin tahtayı zorlaması gibi,
Zamanı delip geçmek istiyorum.
Sizin o steril dünyalarınız,
Boyalı kapılarınız ve sahte nezaketleriniz,
Hepsi bir kibrit alevi kadar zavallı.
Bak buraya!
Bu gürültü, bu çığlık değil;
Bu, ruhun kemiklere çarpma sesi.
Şehir, metal bir ağız gibi çiğniyor bizi,
Tükürüyor sonra karanlık ara sokaklara.
Işıklar sönünce başlıyor asıl hikaye,
Herkesin kendi karanlığında boğulduğu,
Kimsenin kimseye elini uzatmadığı o an.
Yürümek yetmiyor artık,
Koşmak da beyhude.
Çünkü kaçtığın her yer,
Yine o aynı taş duvar, yine o aynı dilsiz kuyu.
Vitrinlerdeki mankenler kadar ruhsuz,
Haber bültenleri kadar yalanız.
Merhamet? Onu tozlu raflarda, eski sözlüklerde unuttuk.
Sık yumruğunu,
Çünkü hayat yumuşak karnından vurur adamı.
Ne bir şiir kurtarır seni bu saatten sonra,
Ne de bir sevda masalı.
Gökyüzü sadece yukarıya bakmaya korkanlar için mavidir,
Benim gördüğüm;
Gri bir duman, ağır bir is kokusu.
Dizlerin kanamadan öğrenemezsin bu yolu,
Kırılmadan büyüyemezsin.
Güneş doğacakmış...
Bırak bu avuntuları!
Kendi ateşini yakamıyorsan,
Donmaya mahkumsun bu ayazda.
Şimdi söyle,
Hala o eski şarkıları mı mırıldanacaksın,
Yoksa bu sert rüzgara karşı
Dişlerini mi sıkacaksın?
Kayıt Tarihi : 11.04.2026 12:17:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!