Kuleleri altınla kaplıyorlar,
güneşin yön değiştireceğini sanarak.
Sokaklar hazır,
sanki biri gelecekmiş gibi;
ama hiçbir parlaklık
içimde büyüyen boşluğu susturmuyor.
Vitrinlerde ışık,
evlerde yorgunluk.
O, böyle yerlerde kalmaz.
Süs varsa, hakikat çekilir;
taşın bile kendini övdüğü yerlerden
uzaklaşır.
Sonra yolunu daraltır—
gölgenin başladığı yerlere iner.
Nemli duvarların arasında,
sesin kısıldığı ama anlamın arttığı aralıklarda;
aynı masada
sessizliğin ekmek gibi bölündüğü anlarda—
çayın buharı yükselirken.
“Beni oraya götür,” der esinti,
“kendi içine çökenlerin yanına;
eksik kalanlara,
yükü adı konmadan taşıyanlara.”
Ve sonra bir ses, neredeyse yok gibi:
“Gel.
Benim sofram senin durgunluğundur.
Burada zaman kırılmaz.
Bağışlanmak,
bir şeyin kendine dönmesi kadar sade—
çünkü ben,
en karanlık yerinde
seni bekleyen evim.”
Kayıt Tarihi : 17.05.2026 19:51:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!