Bir çocuk yalın ayak,
Elinde beyaz bir kağıt,
Bir öksürük nöbeti,
Bir nefes daha hayattan.
Sürgün bir yaşamla ölüm arası;
Güneş çekilirken kirpiklerinden,
Dumanı sen kokardı mubarek gecenin.
Adın geçerdi, ben susar/dım
Hüküm verilmiş gözlerinden
Akşam kızıllığına sinen hayallerin.
Biliyor musun?
Yüreğim yangın yeri gibi baba.
İçimden geçenleri yazıyordum,
Islanan sayfalara.
Basit şeyler beklerken yaşamdan,
Kalabalık korkularım,
Ne çalınmayan kapılardır yalnızlığım,
Ne aşılmayan soğuk duvar;
Bir umut, küle dönmüş avuçlarımda;
Bir ömür, gözlerimde bekleyen bahar.
Sormayın artık…
Sana “Beni anlamadın” diyemem;
Bu, yükünü hafifletirdi hikâyenin
Bir cehalet perdesinin ardına saklanıp
“Bilmiyordum” diyebilirdin.
Ben yaramı görmediğini sanır,
Bir hazan akşamıyım;
İçimde bilmediğin bir yangın...
Sürmesi karanlıktan
Mevsimler yakarım her gece.
Takvimden hatıralar dökülür,
Kayan bir yıldız gibi,
Yusuf’a zindan da bir, saray da bir;
Ateşten hakikati söyler İbrahim.
Zindanlar saray oldu, ateş gül bahçesi;
Yusuf’taki edeptir, gülde açan İbrahim.
Kuyuya sabır düştü, ateşe samimiyet;
Zamanı bir iğne gibi sapladım kalbime,
Cebimde buruşmuş birkaç cumartesi.
Bir çığlık yükseldi içimin kuyusundan;
Mekân devrildi, zaman çatladı birden.
Kafatasım bir zindan, düşüncem bir engerek.
Ne mevsimler geçti ömürden
Ne rüzgarlar esti, geçti...
Yine o tanıdık hüzün,
İki ince belli bardakta şimdi...
Hani diyorum ki
Hasretin,
İçimde bilmediğin bir yangın...
Kuru yaprak misali,
Dokunsan kül olacağım.
Aramıza örülen görünmez sınırda,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!