Tam aşkı bulmuşken
İmdadı neyleyim imdadeyle ben
Kayıplar yaşanacak
Ayıplar örtük
Tahribatlar boşanacak
Erdemler sürtük
İnsan sayılmışta; it donluydu
Sofrasında ağıt yiyorla zalim
Yüzünde beddualar sarf ediyordu.
Kapı kürek, el yürekti
Ağlatılmadan gözlerimiz
Na tamam, oluşta ölür,
Bin bire oluşla, yeni.
Ey ölüm! Korkmuyorum,
Beğendim seni.
Ölümü yok oluş sayarlar
Günden saklar
Yelden esirgerdi.
Babası ona hep peri
Kızım derdi
Sürmen, sürüştürmen hanı
Namusunla onu tanı.
7-]Ancak, toplumların mümini olmaz. Toplumun bireyi vardır. Toplumdaki bireyin içinde taşıdığı inancı vardır. Ama inancı toplumda aktif olamaz. İnanç toplumda bireyler içti dünyasının düşünmesidirler. Söz gelimi toplumsa üretim alanı içinde, bireyler hiç bir inancı soyut anlamalarını kullanamaz. Ne bir vida sıkma işinde yararlanabilir; ne bir radyo devrelerini tamir ederken yararlanır. Ne de makinanın dişlilerini yağlarken, kullanacağı teknik donanımıdır. Ne kundura üretmenin bilgisidir.
İnançlar, ne de bir eğitim öğretim alanının deneyse ve edimse bilimsel plan, proje, anlama öğrenme metot ve ilkeleri içinde bir yol ve yöntemin kullanımıdırlar. Bu yüzden bu inanca dek bireyin öznel içti taşımaları sadece toplum içinde etkin olamayacaktır. Herkesçe paylaşılabilir, zorunlu bir karşılıklı yüküm edilme toplum üretimi değildirler. Toplumsal gücün zorunluluğunu içermezler.
Oysa toplumsal olan, toplumsal gücün organizelerini zorunlu kılar. Toplumsal olan toplumsa olanın dışında sağlanamazdır. Bu sağlanışların kendisini direktife eden, sizin isteminiz dışınızda olan bir icbarı vardır. Toplumsal yüküm aksadı mı, giderek zincirleme bozulmalarla toplum biter. Oysa bir inançlar özelinde, sizin türban takmanız ya da takınmamanız toplumsal sağlayışların, bir umuru ve gereksinmesi değildirler.
Saliseyi beş geçe
Saliseye ellibeş kala
Cahil, eşeğe binse, yüke dahil
Sayım suyum yok
Demekten öte ne var
Yüküm ağır
Borçtan yeğin
Hüzün düştü yüreğime
Yanlışı söylediğim yerde alkışlandım
Doğruyu söylediğim yerde yuhalandım
4] Yani kusurun yarar ya da zarar oluşunu da, çevrenin denk düşer olacak olan, arz ve sunumları belirleyecektir.
Var olan, eylemsel olandır. Doğa, olay ve olgular arasında; hayırlı, şerli durum gibi olacaktan öznel algılamalarıyla hiç bir belirleme yapmaz. Olgu ve olayların hayır şer durumları, insan öznel algılı bir tanımlılıktır. Doğa olaylarında, olması gereken zorunluluklar vardır. Yani doğada kanatlı (hayırlı) olmak gerekmediği gibi illa kanatsız (şerli durum) olmakta gerekmiyordu. Bu zorunluluklar çevrenin sunumu içinde bize göre; hayır ya da şer gibi bir durumla, zaten hep var bulunurlar.
Çevre şartları (tabii ki sosyal ve toplumsal şartlarda) bu sunulan verilerle girişirken, seçme ayıklama ilkesi gereği, olgu kendi mahiyetine uygun girişmelerle seçilir olacaktır. Yani şer bir olay da, hayır bir olay da, bize göre yararlı ya da zararlı algı verecek girişmelerini yapacaktırlar.
8] Toplumun işbirlikçi kimi otoriter gücünün, ideolojileri terör ize etmesi bağlamında tespitimize temel olacakla1967-1980’e dek olaylarının belirgin ve sembol bir kesitine, neşter vurmak, çok uygun bir örnekleme olacaktır. Bu 6. Filo olaylarıdır. 6. Filo olayları, bir toplum ve bir kesim halkın bilinçlenmesi için bir ateşleyici dış nedendi. 6. Filo; toplumların ve halkın güncel olaylar karşısında, emperyalizmle yapılan mücadeleye dek tavırca uyanıştı duruşunun, sembol ve simgece bir kıvılcımıydı.
İşbirlikçi, etkili ve yetkili çevrelere göre; 6. Filo; uluslararası kara sularda, emperyalist silahlı gücün boy gösterdiği tetikçi bir tehdit değildi! Yine bu emperyalist tehdit, Vietnam vahşetinin, egemence güç göstericisi olacakla sömürge bir tabii yuna, keyfe keder çıkışın, dayatması da değildi! Aksine, sanki 6. Filo, kendi yurdundan elini kolunu sallayacaktan; gezme, görme, bilgisini artırma, iştiyakıyla yola çıkmıştılar! Sanki Dünya insanlığı ile gezecekten ilişki kurmanın; bilinçli, masum, sivillerinden oluşmuş, bir turizm hareketi gibiydi! Bu iş bitiricilerce zihinler böyle gölgeleniyordu.
6.Filo'nun geliş şerefine, sahil gazinoları, genel evleri ve sokakları; badanayla beyaza boyanıyordu. Bu ahlaksızca tertipleri, çatılar üzerine; ‘ hoş geldiniz denizciler’ denilişin, 21 pare top atışlarla yaptıkları kutlamalarını, bu türden onursuzluk karşılaması ile pekiştiriyorlardı!
Hani kara der,
Üzümü görürsün,
Ak der papatyayı.
Sevi der seni görürüm.
Üzüm olmaz ise,




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...