Bugün bayram
Akla ziyan ki
Baş tutuşur başa
Bir âlemi hayran yaşa
İşsizlik
49]Yüce Tanrı'nın, her şeyi; değişmenin içinde, düzen ve düzensizliğe çevirdiği, süreçleştiği bir evrende, bağnazlar kendi uydurmalarını, Tanrı söylemiştir diye bir aldatmanın ve onları savunmanın içine girerler. Kurtarmak istedikleri kendi gururlarıdır. Ve üzerine bina kurdukları, uydurma temelin savunulmasıdır. Kirli çıkar ve emellerini savundukları şer odaklarıdır. Gözleri açacak olan her gidiş, bunların karşı olacakları bir argüman olur çıkar.
Türk devrim hareketi, zorlukları olan bir başarıdır. Zorluklar, geçmişteki mazi yapının, kendi iç disiplininden kaynaklıdır. Ve bir de, inançların bin yıllarca süren çıkarcı sömürülü teamüller düzenini uygular olmalarından kaynaklanmaktadır.
Böylesi şartlanmışlık yapısındaki halk, kendi ümmetçi anlayışı içinde aslında kendilerini sosyal ve toplumsal yapıya ait yönetim içinde, söz sahibi olarak katkın ve müdaheleci görmezler. Bir boyun eğişin katlanması içindeler iken, birilerince; 'Yapı yana kaydı, haydi Müslümanlar; din, iman, hayâ kalmadı. Gün bugün' denende: kendini görevli ve kontrol edilemez bir taşkınlığın içinde ve eylemcisi olmakla, durumdan vazife çıkartabilmektedirler.
44]Yeni, yapıdan çıkıp; yeni yapıdan, şekillenmiştir. Birden travma yaratır denli, soğuk bardağa kaynar su koyuşun etkisi ile şok bir hareket değildir bu olanlar. Bu, söylemden de halkın bütünü yeniliğe mütemayildir anlamı çıkarılmamalıdır.
Ama halk da bunları hiç bilinmiyordu, yapı hazır değildi, birden ortaya çıktı demek de, hiç tarih bilmemektir. Gelişi güzel konuşmaktır. Eğer böyle bir tarihi süreç olmasa, halkın yatkınlığı, halkın bilir ve duyar oluşu olmasa idi, bu girişimin her türden teşebbüsleri, tamamen başarısız olurdu. Devrimler konjonktür Dünyasında zamanın geçmekte oluşuyla ve halkın bunlara biraz biraz aşina oluşuyla, durum tersine olmuştur.
Atatürk devrimleri olarak bildiğimiz, bir yığın yenileşme ve modernizasyon hareketleri olup da geçmişten günümüze gelirken, eski yapının içinde hazırlıkları, girişimleri olan, yenilikler şunlardır:
45]Hiç bir şey olmadı mı? Olur, mu öyle şey. Baştan beri söylediğimiz bir ilke var. İnsanların kendilerine ait alışmalardan kopmaya karşı olan direnme ilkesi, burada da kendini elbet ele verecektir. Biz bile bugün Avrupa standartlarına uymak için, eski alışma tutumlarımızdan kopmaktayız.
Uyum yasalarıyla bu kopmalar, şimdi bizde ne kadar 'Travma' yapıyor ise, Atatürk devrimleri de o kadar Travma yapmıştı! Siz uygarlığa, siz yeni refaha, siz yeni yönetim ve yeni paylaşımların yaşantılaşmasına açılıyordunuz.
Üstelik bugün cadde sokak ve yer adlarını, yabancı isim yapmakla bizler kendi dilimizi de unuttuk! Ne hikmetse, İstiklal Savaşını 'travma yaptı' basitçiliğiyle gören kafalar (anlayışlar): bugün Avrupa uyum yasaları ile benzer travma devrimleri yapmakta pek hevesliler! Eğer geçmişe ait travma oldu denişteki değerleme doğru ise; şimdiki günde Avrupa Travmasını en çok yaratanlar da, bu temsili anlayıştırlar!
57]Kişilerin duygu ve düşünceleri, sizin istismarınıza apaçık olacaktır. Tam da, sizin almak istediğiniz cevabı verecektirler! Kendi anlayışınızın okeylenmesini isteyen bir sorudur bu. Elbet sonucu bizi yanıltacaktır. Cevapçı tam bir durumu kurtarış yapacaktır. Zaten aksini söyleyen varsa da, anketçiler açıklamamıştırlar!
Bu; 'Kendiniz mi örtündünüz, yoksa bir telkinle mi örtündünüz? ' sorusuna verilen; 'Ben örtündüm, hiçbir telkin olmadı! ' cevabına göre, bu mantığın zorunlu sonucu şudur. Örneğin; bu cevapçımızın mutfağa girişi de, sanki bir gözleyerek öğrenmenin, rol model baskısıyla olmuş değilde, bilinçli bir ayılıp bayılmanın benimsenişi ile gerçekleşmiştir! Ya da, annesine acıdığından, bu tutumu, ömür boyu mutfağa giren bir tutum olacaktır! Sosyal öğrenme ruhsal açıdan çok önemlidir.
Yine ona göre, yani soruyu sorana göre, ve cevapçıya göre, kadınlara özgü biçilen rol model giyinme tarzı da, anadan babadan sosyal çevreden öğrenilmemiştir! Bu tam bir hince biliyor olmasına rağmen inadına; kasti olaraktan, çoğu karşı tarafın açık yüreklilikle söyleyemez olacağından istifade ile kendi istediği sonuçları almasına yönelik, anketçi ikiyüzlülüğüdür. Kişiler, bu türden sosyal öğrenmeleri üzerine kendi benimsemelerini ve kendi tasarruflarını, elbette bina edeceklerdir.
53]Elbette toplumlarda görev farklılaşmasından kaynaklı farklı ürün ve üretim kullanımları olacaktır. Ama asıl sorun, özel mülkiyetle oluşan kapitalistleşmenin giderek aşırılaşan çelişkilerini demokrasi tutumu olaraktan uzlaşmalarla yapılaşabilmektir! Toplum eşitsizlik ilkesi gereği olarak kastlaşacaktır. Kastlara ayrılacaktır. Kastlar ayrıcalıklaşacaktır. Adı olmasa (konmasa) da, her sistemde, sistemin adı ne olursa olsun, sistemin demokrasi de ona göre olacaktır.
Toplumun üyesi olan her hangi bir bilinçli yurttaşın demokrasiyi kullanımı, ancak bu ilişkilerden çıkabilir olacaktır. Demokrasiler böyle şartlarında oluşabilecek bir toplumsal talepleşme iken, sür git akıllarda tutulan fantastik soyut anlamalarınızı oyalanmak anlamsızdır. Ya haldeki mevcut sınıflı yapının demokratik kullanımı geliştirilir, Ya da yeni anlayış ortaya konur ki, bu halde siz tüm üretim gücü ve üretim ilişkilerinin bütününü değiştirmeniz gerekir.
Bizim kendinden menkul, ne için konuştuğu belli olmayan, pek çok bazı aydın yazar çizer takımımız demokraside demokrasi der! İstemleri neyi, neye göredir belli değildir! Demokrasi bir hukuk sistemi içinde kesikli, sürekli, fren sistemleri ile gerçekleşen,karşılıklı sağlayışlı değişkenler olmak zorundadır. Demokrasi, bir yaşayış, bir tüketiş olmaktan çıkmış; sınırsızlıkla, aptalca, kişisel kaprislere, aptal oluş gibidir artık! Her şey gibi demokrasi de, bayağılaştırılmaktan kurtulamaz. Artık ortam bir aldatmanın, bir uyutmanın tartıştırılmasıdır.
38]Bu halin pür melalini, halkın geçmişteki yaşantılşatırtıldığı yönetime katılamaz olmasının şartlanması içinde aranmalıdır. Halk 'Destur' demeden padişahın ismini bile, ağzına alamzdılar! Tüm sorumluluğu düşünmeyi, şeriatın ve serri uygulamaların uhtesine biraktırılan halkın, Pasifçe, Dünya'dan bihabersiz oluşlarının alışılmasından kaynaklıdır. Ve halkın yaşantılaşma felsefesini bir derviş gibi, 'Bir lokma bir hırka' mutmainliği içinde sürdürme gayretindedir.
Boyun eğmenin ulul emre itaatçi kültürlü oluşundan ötürüdürki tönetilmeye kyönetime katılmaya hiç kafa yormazlar. Böyle bir kültür içinde yetişen halka siz, yurttaşlık sorumluluklarını verdiğinizde, sorumluluğu kendi üzerlerine almanın rahatsızlığını da duyuyordular. Eski yöneten sınıf da, halkın böylesine bir yönetime katılır şekilde sorumlulukla donatılır olmasını, hiç hazmedemiyordu. Öyle ya halk hem bir ‘sürü’ idi, hem de bir 'kul' idi.
2- Oysa hiçbir gelişme daha önceden gelişen, halkı hazırlayan ön adımlar, olmadan, hiç bir adım birden bire atılmazdı. Bizde halkı hazırlayan adımlar daima tek bir çevreden; ilmiye (din) sınıfından gelmiştir. Halk bu adımların düşünsel dönüştürülmesine ilişkin gayretlerin pek ilgilisi değildirler. Sade bu konu ile ilgili anlatım, ne taraftan gelmiş ise, kafası karıştırılmadığı sürece yapılan bilgilendirmeye kul mantığı ile bağlanıp, onu sadıkane savunmuşturlar.
39]Müslüman ahalisinin esastan ve çok yaygın ticaret ağı olmayan yapının büyümesi ve gelişmesi de olmuyordu. Bu yüzden güzüde kırsal kesim halkı, bu güne değin emeğini hep sevap niyetine bağışlar olmanın öznellik sevinsenmesi içinde tutuldu. Bu anlayışlarla bu günkü yoksulluk ve yoksunluğu yaşatılır olmuştur. Sevapçı, tasaddukçu benimsetmelerin abartılması ile emeği sevaba göre önemser olmamanın, yaygın bir erdemci davranış olması, ortaya çıkmıştı. Toplum aşırı erdemden sönük eşmişti.
Bu körelme de emeği, ekonomik değer olarak bilmemeyi süreçlemiştir. Yüzde seksenlik kırsal kesim üretimi, bir kendisine yetenlikti. Kendisine yeter olmanın ve vergi verir olmanın dışında ticarete bir etken ve dönüşümcülük olaraktan Müslüman ahali genelde katılamamıştır. Ve bu tutum; kırsal kesim emeğinin, ekonomik servetleşmesini ve ekonominin diğer alanlarındaki servetleşmesine birikimlere dönüştürülmesini, bilmemeye götürmüştür. Sonuçta halk; ' Bir lokma emek, bir lokma hırka' mantık yaşantılaşmasına büründürülmüştür. Bu bürünmenin oyalamacı faziletleri ile günler geçirtilmiştir.
Halkın tüm ekonomik bilgisi bu: ' Bir lokma emek, bir lokma hırka' sözü içindedir. Biriktirme ve ekonomik olayları ticaretle dönüştürme, çerçilik boyutunu aşmayan boyutuyla kırsal kesim müslim ahali içinde, ticaret erbabı hemen hiç çıkamamıştır. Kazan kaldırmalar günlük,'âdeti vaka'dan idi.
40]Kimi çağdaş eğitim kurumları, toplumsal kurumların yapılaşmaları için gerekli bilimsel çalışmalarını sunamıyorlardı. Bilimsellikte tek anlaşılan şey dindi. Din demek bilimdi. Bilim demek dindi. Binyıllar boyunca bu öğretilmişti. Bu yüzden din adamlarına ilmiye sınıfı deniyordu. İsimlerinden başka ilimle uzaktan yakından bir ilişkileri yoktu. Bu yüzden de, toplum ve toplumun kurumlarının birbiriyle eşgüdümlü olacak şekilde bilimsel teknolojik aktarılacak uygulama desteklenmeleri, hiç de yoktu.
Toplumda, hiçbir laboratuar çalışması yoktu. Madrabazların, hilebazların, hokkabazların ve parende bazların iltifatlarla, rüşvetle yönetici atanmaları vardı. Bunlar yönetime gelince verdikleri rüşveti kat be kat çıkarır olacaklarından yönetim yönetim olmaktan çıkıp, bir geçim bir soygun kapısı olmuştu. Bu ve bunlar gibi diğer birçok nedenler de, Osmanlı'nın bozulmasını kaçınılmaz sona doğru, önlenemez biçimde ivmelendiriyordu.
Yönetim kötüye gittikçe, kötüye gidilişe akıl erdiremez oldukça, yönetim şaşkınlaştıkça, ilmiye sınıfına yani din adamlarına cin çağırma seansları düzenletiyorlardı! İlmiye sınıfı (din adamları sınıfı) da bunu tıynetine uygun biçimde, maal memnuniyetle yapıyorlardı!
32]Eğer Vahdettin'in böyle bir duruma, Anadolu harekatına, samimi olaraktan sahiplenişi var ise! Böyle bir şey, olsa olsa, ne şişi yakma, ne kebabı yakma, babında olabilirdi. Bu hal belki de çaresizlik sarmalındaki şaşkın, padişahı; iki bakımdan da kurtaran bir can simidi olurdu:
1-Anadolu hareketi, Mustafa Kemal söylemleri ile zihinlerde adeta bir efsane gibi şekilleniyordu. Mustafa Kemal halkın gözünde bir yandan eşsiz bir Çanakkale muzafferi, diğer yandan Yıldırım Orduları kumandanı idi. Padişah, Mustafa Kemal'in halk nazarındaki itibarını öyle bir kalemde silemezdi. Bu, kendi suyunu ısıtmak olurdu. Şu aşamada bunu göze alıp yıpranamazdı. Aynı şekilde, arkadaş grubu da böylesi seçkin yararlılıkları olan, vatan sevgilerinden şüphe duyulamayacak kişilerdi.
Bu heyetin halk nazarında bir teveccühleri vardı. Padişah şimdilik bu heyete çatarak halkın sevgisini karşısına almak istemeyecek olmasından da kaynaklanan, bir zuhurat vardı. İşte padişah böylesi bir güç karşısında, tutunamazdı. Üstelik böylesi bir oluşmanın istihbaratını yapmış olması da, padişahta sinsi bir plân uygulamasına değin fikircini uyandırır olabilecekti.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...