Egonun (benciliğin) en temel işlevi, hayatın korunması ve hayatın o ego için sürdürülür olmasıdır. Hayat kendi üzerine kısır döngülü oluşla kapalı. Dışa ihraç yapmak ve dıştan en az dış dünya olacak şekilde ithaller yapar. Kendisini çevrede ve fondan ayırıp, koparışla; etkiyen etkilenen görece bilinçli öznedir.
Ego bu iki ilke için her şeyi göze alır. Tekil olgularda ego, hayatın kendisi demektir. Egonun dışındaki hayatlar, temelde egonun öyle pek umurunda olduğu bir şey değildirler. Bu tekil egoya göre umurda olunmayan şey de evrensel olanın tekillikler üzerinde bencilce neşvü nema bulduğu kesikli (görece) sürekli (genel-evrensel) oluşla hayat bulmanın çeşitlenmesidir.
Yaşam, tekil (kesikli) egonun dışında oluşla, tekil egodan çok çok büyüktür. Tekil ego kendi dışındaki yaşamlar kadar büyük düşünüp, büyük oynayamaz. Bu insanın sosyal özne kadar; insanın toplumsal öznel bilinç kadar düşünüp oynayamaması gibidir. Çeşitliliğin oynadığı ve düşündüğü belirmelerin toplamı, yaşamın akışı ve ana yaşamın kendisidirler.
Her etkinin etkiyi duyan içinde tutulan taşıma ve dışa yansıtılan içinde de etkiyen yansımanın kendi etkilenmesi var olacaktır. Çevreye olan dönütü, benzer tepkisel oluşlarla karşılanacağı gibi farklı tepkilerle de karşılaşabilir. Bu girişme genel yansımanın modüle oluşlar kuralıdır. Yansırsınız, yansıtılırsınız; etkilersiniz, etkilenirsiniz. Tekrar yansır, tekrar etkilersiniz.
Her yansıma ister istemez bir değişme, bir akı ve bir nicelik kaybına uğrayışla; yansır olduğu şeylere eklenen; kendisi de eklemlenişle(Modüle oluşla) bir akı devinmesi olmaktadırlar. Artık bu akılar ilk indüklenen akı ise de, değişip dönüşmüş; modüle olmuş (üzerine bilgi ve eğilim yüklenmiş) bir akı ve taşıyıcı dalga salınımları gibi olmaktadırlar.
En basiti ile ışık yansımasını ele aldığımızda: ışık etkilediği şey üzerinde, geri yansırken bir kısım ısısını da o çarptığı şeye ekleyecektir. Isı verdiği o şey içinde bir ısı akış hareketlenmesine neden olduğu gibi o şey içinde ısı değişmesine de neden olmuştur.
Bu gün karnı tok insanın, kendi açlığına rağmen belki iyiliği vardır. Bunun nedeni, karnı doymuş insanın, öğrenme yolu ile soyutlama gücünün bir insani değer olarak kendini aitleştirme ulviliğidir. Ve ölüm oruçları ile de bu insanilik çok azda olsa bir oluşlar alanı, tikel davranışlarıdır. Ve bu tutum, genellikle solcu gençlerin, tarihte ilk kez kurulu düzene muhalif olmaları ve haksızlıklar görmelerine istinaden, genelin inancı gibi inancı olmayanların, inanç değerlenmesidir. Tabiidir ki şimdi bu eylem sağ ve sol grupların baskılar ve yasal haklar karşısında ki eylem koyuşlarının bir düsturu olmuştur. Üstelik ahlakın temelini, Tanrı inancına bağlayanlara bu davranışlar ithaf olunur. Tanrı konusu apayrı bir ulvi ayırt ediciliktir. Bu başka bir yazı çalışmasının konusu olabilir.
O günün koşullarında “neden iyi olmalıyım? ” gibi bir soru; o insanlara sorulsa idi, o insanların bırakın sizi insanca düşünür olarak anlamalarını, eğer bunu ifade edebiliyorlarsa idiler, sizi zavallı bir sapık olarak göreceklerdir.
Aslında bu tür sorular, tek cevap almak için sorulur. Hatta bu soruyu şöyle de sorabilirsiniz. Niçin ahlaklıyız? denildiğinde: Allah’a hesap vereceğimiz için, Allah olduğu için, demeniz istenir. Baştan söylediğim gibi, bu tür mantıksal işlerlikler edinmek çogu sorunsallar karşısında, bilgisizlik ve beyni pasifte çalıştırma yatkınlığı olmaktadır. Yani aklı işletememenin kusuru, nakli işleterek inanmayla, bilme ihtiyacınız kapatılmış olur. Oysa iyilik yapma edimi, bir çok toplumsal girişmenizin, yine sizin üzerinize, güvenlik algısı olarak yansımasının, bir karşılanmasıdır.
Bugün bayram
Akla ziyan ki
Baş tutuşur başa
Bir âlemi hayran yaşa
İşsizlik
49]Yüce Tanrı'nın, her şeyi; değişmenin içinde, düzen ve düzensizliğe çevirdiği, süreçleştiği bir evrende, bağnazlar kendi uydurmalarını, Tanrı söylemiştir diye bir aldatmanın ve onları savunmanın içine girerler. Kurtarmak istedikleri kendi gururlarıdır. Ve üzerine bina kurdukları, uydurma temelin savunulmasıdır. Kirli çıkar ve emellerini savundukları şer odaklarıdır. Gözleri açacak olan her gidiş, bunların karşı olacakları bir argüman olur çıkar.
Türk devrim hareketi, zorlukları olan bir başarıdır. Zorluklar, geçmişteki mazi yapının, kendi iç disiplininden kaynaklıdır. Ve bir de, inançların bin yıllarca süren çıkarcı sömürülü teamüller düzenini uygular olmalarından kaynaklanmaktadır.
Böylesi şartlanmışlık yapısındaki halk, kendi ümmetçi anlayışı içinde aslında kendilerini sosyal ve toplumsal yapıya ait yönetim içinde, söz sahibi olarak katkın ve müdaheleci görmezler. Bir boyun eğişin katlanması içindeler iken, birilerince; 'Yapı yana kaydı, haydi Müslümanlar; din, iman, hayâ kalmadı. Gün bugün' denende: kendini görevli ve kontrol edilemez bir taşkınlığın içinde ve eylemcisi olmakla, durumdan vazife çıkartabilmektedirler.
44]Yeni, yapıdan çıkıp; yeni yapıdan, şekillenmiştir. Birden travma yaratır denli, soğuk bardağa kaynar su koyuşun etkisi ile şok bir hareket değildir bu olanlar. Bu, söylemden de halkın bütünü yeniliğe mütemayildir anlamı çıkarılmamalıdır.
Ama halk da bunları hiç bilinmiyordu, yapı hazır değildi, birden ortaya çıktı demek de, hiç tarih bilmemektir. Gelişi güzel konuşmaktır. Eğer böyle bir tarihi süreç olmasa, halkın yatkınlığı, halkın bilir ve duyar oluşu olmasa idi, bu girişimin her türden teşebbüsleri, tamamen başarısız olurdu. Devrimler konjonktür Dünyasında zamanın geçmekte oluşuyla ve halkın bunlara biraz biraz aşina oluşuyla, durum tersine olmuştur.
Atatürk devrimleri olarak bildiğimiz, bir yığın yenileşme ve modernizasyon hareketleri olup da geçmişten günümüze gelirken, eski yapının içinde hazırlıkları, girişimleri olan, yenilikler şunlardır:
45]Hiç bir şey olmadı mı? Olur, mu öyle şey. Baştan beri söylediğimiz bir ilke var. İnsanların kendilerine ait alışmalardan kopmaya karşı olan direnme ilkesi, burada da kendini elbet ele verecektir. Biz bile bugün Avrupa standartlarına uymak için, eski alışma tutumlarımızdan kopmaktayız.
Uyum yasalarıyla bu kopmalar, şimdi bizde ne kadar 'Travma' yapıyor ise, Atatürk devrimleri de o kadar Travma yapmıştı! Siz uygarlığa, siz yeni refaha, siz yeni yönetim ve yeni paylaşımların yaşantılaşmasına açılıyordunuz.
Üstelik bugün cadde sokak ve yer adlarını, yabancı isim yapmakla bizler kendi dilimizi de unuttuk! Ne hikmetse, İstiklal Savaşını 'travma yaptı' basitçiliğiyle gören kafalar (anlayışlar): bugün Avrupa uyum yasaları ile benzer travma devrimleri yapmakta pek hevesliler! Eğer geçmişe ait travma oldu denişteki değerleme doğru ise; şimdiki günde Avrupa Travmasını en çok yaratanlar da, bu temsili anlayıştırlar!
57]Kişilerin duygu ve düşünceleri, sizin istismarınıza apaçık olacaktır. Tam da, sizin almak istediğiniz cevabı verecektirler! Kendi anlayışınızın okeylenmesini isteyen bir sorudur bu. Elbet sonucu bizi yanıltacaktır. Cevapçı tam bir durumu kurtarış yapacaktır. Zaten aksini söyleyen varsa da, anketçiler açıklamamıştırlar!
Bu; 'Kendiniz mi örtündünüz, yoksa bir telkinle mi örtündünüz? ' sorusuna verilen; 'Ben örtündüm, hiçbir telkin olmadı! ' cevabına göre, bu mantığın zorunlu sonucu şudur. Örneğin; bu cevapçımızın mutfağa girişi de, sanki bir gözleyerek öğrenmenin, rol model baskısıyla olmuş değilde, bilinçli bir ayılıp bayılmanın benimsenişi ile gerçekleşmiştir! Ya da, annesine acıdığından, bu tutumu, ömür boyu mutfağa giren bir tutum olacaktır! Sosyal öğrenme ruhsal açıdan çok önemlidir.
Yine ona göre, yani soruyu sorana göre, ve cevapçıya göre, kadınlara özgü biçilen rol model giyinme tarzı da, anadan babadan sosyal çevreden öğrenilmemiştir! Bu tam bir hince biliyor olmasına rağmen inadına; kasti olaraktan, çoğu karşı tarafın açık yüreklilikle söyleyemez olacağından istifade ile kendi istediği sonuçları almasına yönelik, anketçi ikiyüzlülüğüdür. Kişiler, bu türden sosyal öğrenmeleri üzerine kendi benimsemelerini ve kendi tasarruflarını, elbette bina edeceklerdir.
53]Elbette toplumlarda görev farklılaşmasından kaynaklı farklı ürün ve üretim kullanımları olacaktır. Ama asıl sorun, özel mülkiyetle oluşan kapitalistleşmenin giderek aşırılaşan çelişkilerini demokrasi tutumu olaraktan uzlaşmalarla yapılaşabilmektir! Toplum eşitsizlik ilkesi gereği olarak kastlaşacaktır. Kastlara ayrılacaktır. Kastlar ayrıcalıklaşacaktır. Adı olmasa (konmasa) da, her sistemde, sistemin adı ne olursa olsun, sistemin demokrasi de ona göre olacaktır.
Toplumun üyesi olan her hangi bir bilinçli yurttaşın demokrasiyi kullanımı, ancak bu ilişkilerden çıkabilir olacaktır. Demokrasiler böyle şartlarında oluşabilecek bir toplumsal talepleşme iken, sür git akıllarda tutulan fantastik soyut anlamalarınızı oyalanmak anlamsızdır. Ya haldeki mevcut sınıflı yapının demokratik kullanımı geliştirilir, Ya da yeni anlayış ortaya konur ki, bu halde siz tüm üretim gücü ve üretim ilişkilerinin bütününü değiştirmeniz gerekir.
Bizim kendinden menkul, ne için konuştuğu belli olmayan, pek çok bazı aydın yazar çizer takımımız demokraside demokrasi der! İstemleri neyi, neye göredir belli değildir! Demokrasi bir hukuk sistemi içinde kesikli, sürekli, fren sistemleri ile gerçekleşen,karşılıklı sağlayışlı değişkenler olmak zorundadır. Demokrasi, bir yaşayış, bir tüketiş olmaktan çıkmış; sınırsızlıkla, aptalca, kişisel kaprislere, aptal oluş gibidir artık! Her şey gibi demokrasi de, bayağılaştırılmaktan kurtulamaz. Artık ortam bir aldatmanın, bir uyutmanın tartıştırılmasıdır.
38]Bu halin pür melalini, halkın geçmişteki yaşantılşatırtıldığı yönetime katılamaz olmasının şartlanması içinde aranmalıdır. Halk 'Destur' demeden padişahın ismini bile, ağzına alamzdılar! Tüm sorumluluğu düşünmeyi, şeriatın ve serri uygulamaların uhtesine biraktırılan halkın, Pasifçe, Dünya'dan bihabersiz oluşlarının alışılmasından kaynaklıdır. Ve halkın yaşantılaşma felsefesini bir derviş gibi, 'Bir lokma bir hırka' mutmainliği içinde sürdürme gayretindedir.
Boyun eğmenin ulul emre itaatçi kültürlü oluşundan ötürüdürki tönetilmeye kyönetime katılmaya hiç kafa yormazlar. Böyle bir kültür içinde yetişen halka siz, yurttaşlık sorumluluklarını verdiğinizde, sorumluluğu kendi üzerlerine almanın rahatsızlığını da duyuyordular. Eski yöneten sınıf da, halkın böylesine bir yönetime katılır şekilde sorumlulukla donatılır olmasını, hiç hazmedemiyordu. Öyle ya halk hem bir ‘sürü’ idi, hem de bir 'kul' idi.
2- Oysa hiçbir gelişme daha önceden gelişen, halkı hazırlayan ön adımlar, olmadan, hiç bir adım birden bire atılmazdı. Bizde halkı hazırlayan adımlar daima tek bir çevreden; ilmiye (din) sınıfından gelmiştir. Halk bu adımların düşünsel dönüştürülmesine ilişkin gayretlerin pek ilgilisi değildirler. Sade bu konu ile ilgili anlatım, ne taraftan gelmiş ise, kafası karıştırılmadığı sürece yapılan bilgilendirmeye kul mantığı ile bağlanıp, onu sadıkane savunmuşturlar.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...