A sevdam yüceltin
Olursa sevginin hası.
Lakin olur kiri pası.
Büyüklüğüdür nefretin,
Sahtesinin olmaması.
Çevresiyle sağlamayan kişi için, kişinin çevresinin kutsallığı yoktur. Kişi toplumuyla, sosyal yapısıyla sağlatıyorsa; o yapı kişi için kutsaldır, vatandır. Yani dokunulmazdır. Kişi için kutsal olan da budur.
Kişi erken dönemden beri grubuyla, sosyal yapısıyla, sonra da toplumuyla hep sağlayış içinde olmuştur. Kişinin sağlatamadığı yapı cennetler(!) adına ne derseniz deyin; sağlasan olamayan kişimiz için hiçbir şey ifade etmez olacaktır.
Bu nedenledir ki kişilerin; canım sana feda dedikleri şey olan asıl yurt ya da vatanlarından sağlayışlar yapamadıkları için ayrılışla, diyar elleri vatan tutarlar. Çünkü buralarda en temel düzlemle sağlanma içinde olmaktadırlar.
Alkış tutar, inanımda
Baharları diken korduk
Gül açmazdı bağımızda.
Ne umutlar büyütürdük
Gün üşür, sıcak ısıtmaz
Siz, toplum olaraktan-sosyal yapı olaraktan, insanı neyin içinde bulundurursanız, insanlar onun özlemini tutarlar. Artık özlemler insanların, bu anılarının ve hayallerinin yaşantı aştırılmasına değin olan hayal ve beklentiler ile dolar, taşar. Artık bunlar yaşantımız içinde biricik erdem değeri olmuşlardır. Ve yaşantımıza değin güzelliklerin çekim gayesi olup çıkmışlardır. Ve dahi artık, bunun saygınlaşması ile sosyalce devinmeye başlanılır. Bunlar insanların gözetmesi gereken erdemleri olmuştur! Olmamalılar mı?
Elbette hiç bir sosyal oluşma, erdem değerleri oluşturamadan ya da oluşturamadan, gerçekleşemezler. Erdem (ahlak) sosyalin bağ dokusudur. Ve erdem, sosyal olanın çekikleşme, haberleşme kanalı, faz devinmesidir. Başlangıç koşullarının kişiye, gruba dek, kişisel serbestliklerin yerini; girişen, organize olan sosyal birlikler ve toplumsal örgütlenmelerin kırpılan ahlaki ve erdemse değerleri alacaktı. Sosyal oluşum ancak ahlakıyla devinerek, gelişmelerini ve diğer gelişmeci devinimlerini ortaya koyarlar.
Toplumsal devinmeler ve bunun sağlayışlarının özel ve genel yaşantı aştığı alan olan sosyal (halka değin) yaşam alanı, genelde eşitsiz gelişmeler üzerine zaman zemin devinmesi olan inşalarıdır. Yani az veya çok olan, yoksunluklarınız ve kıt olurlularınız üzerine, bina edilirler. Ne elinizde yoksa onların ele geçirilmesi değil de, ele geçirilir olabilecek günlerin sevinilmesi size tutum edilir. Söz gelimi doğru dürüst bir giysiniz yoktur. Hoş bayram denen özel günlerde de, pek pek giyecek bir şeyiniz de yoktur! Ama o günün hatırına binaen; 'el içine çıkacaksınız' diyedir, giysiniz ya yıkanmıştır, ya ters yüz edilmiştir. Ne bileyim ben, giysiyi, her gün özrü ile giyerken, o gün için bir yerleri düzenlenmiştir.
Bu türcü sosyal toplumsal bayramlar, muktedirliklerin, yapabilirliklerin, yaşanmakta olanın kendisine güvenin yarışmaları içinde olmaktadır. Yine bayramlar, sosyal toplumsal katılımcılıkla ben de varım diyebilenlerin, bayramı, olmaktadır. Değilse katılamadığınız bir ilişki düzenine değin olguları hikâye ederek anlatışlarla ağlamalarla, sembolizmini gözetir olmak demek, günceli yaşamaktan bihaber siz olmakla eşdeğerdir.
Bayramlar toplumsal muktedirlikler gibi ya da evrensel sevinçlimeler gibi daha genelce sevinişlerle olmalıdır. Ya da daha yerelce yapabilirliklere kavuşulması olmalıdır. Yani insan olmanın güncel muktedirliklerinin bayramı olmalıdır. İnsan olmanın belirmesi nasıl sınırsızsa ve sonsuzsa bayrama dek beklentilerimiz günümüzde ve gelecekte de, farklı farklı olması ön görülmektedir. O halde bayramların da sevinçlime olguları özelde sınırsızdır. bayramlar sadece tekil günlere sıkışmış, tekilce ve geçmiş edimleri kapsar olmaktan çok güncel edimlerin bağlantısı içinde olmalıdırlar. Bu yüzden sevinççe bayram olguları oluşturabilme nedenlerimiz de, sonsuzdur. Bu gibiden pek çok edimce olmaların, pek çok bayrama dek kutlamalarının da, pek çok çeşit bayramların olacağı da aşikârdır.
Sağlayış muktedirlikleri aynı olmayan toplum ve sosyal yaşam (halkçı) katmanlarının, duygu birliklerini aynı günde, aynı düzey ve düzlemde kılar olmanın sanal duygu birliğini, bir örnek kılamazsınız. Yani, bir varsılla bir yoksula değin bayram bilinci beklentileri hep aynı olmaz. Sınıfsal sosyal ve toplumsal yaşantıya dek aşmaların; rezonansa gelmiş bir ortak duyguları ve ortak ihtiyacı muktedirliklerine değin devinmeleri olmaz. Farklı sınıfların ortak birlikçi duygu ve ortak birlikçi sağlayışları olamaz.
Seni bağışladım.
İstediklerim oluyor.
Neyine dinginlikte,
Rahatsızlık.
Öyle ki,
Düşününce.
Kurgusunda ürkünce,
Sürüm sürüm sürülür.
Sürgünde de sürgünce,
düşünce.
Hiçbir girişme yalın ve yalınç değildir. Adalete temellik eden mülk ilişkisi, adaletle karşılıklı olaraktan da, insansal anlayışlarla giriştirilir. MÜLKSEL SAĞLANIŞLAR BELLİ DEĞERLER EKSENİNE GÖRE ADALET KILINIRKEN bu değerler eksenindeki her bir sapışları, yine o eksenleşmenin adalet anlayışına göre de, ADALET MÜLKÜ İLİŞKİLERDİR. Bu insanın öznel etkinliği ile giriştirilen sınıfsal karakterli bir sistem ilişkisidir. Burada adaletin mülkü ilişkilemesi üretimsel olmayıp, paylaştırışsal yön değiştirmelerdir.
Süreç bir kez oluşmuştur. Süreç kendi ekseni doğrultusunda değil de tersinse bile işletilse; önceki birikmelerin tükenip sönümleşmesi için bir süre geçecektir. İşte sizin yanlış uygulamalarınız boyunca, sürecin geri giden bozulan ilişkileri, tükenir olacaktır. Ancak geriye giden bu sönümleşme zamanı boyunca takılıp kalışlarınız olacaktır. Burası bir, kendi halinde dalgalanma içinde kalışınızdır. Burada ne tam bir sönümleşme gerçekleşir, nede tam bir, ileri olan iyileşme gelişir. Bozulan kimi durumlar, mevcudun idamesini sürdürür yönde bir takım palyatif tedbirler ortaya koyacaktır. Bazen bir adım geri, iki adım ileri, bazen de bir adım geri, iki adım ileri denge süreçleri ile bir verimsiz sağlayışlar ortaya konacaktır.
Bir adım ileri, iki adım geri atılan süreçlerde, bir adımlık bozulma vardır. Bu bozulmalar, diğer periyottaki İki ileri adım süreçleriyle karşılanır. İki adım ileri olan süreçlerde, ileri adımlardan biri, her hangi bir periyottaki kaybedilen bir geri adımı karşılarken, ileri adımlardan olan ikincisi sanal kazanç gibi görünecektir. Bu kazanç size hep değişme ve ilerleme oluyormuş gibi gelecektir.
Oysa gelişme oluyormuş gibi görülen bu adım, bir başka periyodun ikili geri adımlarına harcanır olacağının görülemeyişidir bu. Bunlar zaman zeminci kapsal içi; kap içi dalgalanmalarıdır. İki geri bir ileri adımınızla, bir geri iki ileri adımlı süreçler, konum değişken ve birbirinin yerini alır süreçler olmakla, adımlarınızdan ne ilerleyen ne de tam gerileyen olmayan bir oyalanış oluşacaktır.
Devrimler hep mahzundurlar
Yüz döküşünden
Bu yüzden ıslak bakıp
Rahmet gibi yıkar adamı
Mutluluk çağlarının eşiğinde de olunsa
Girişen uygulama toplumun yasaları ile belirlenmiş bir talep edilmedir. Ya da kişilere dek hak edişleri, yine toplumun kendi öz denetim mekanizmaları sayesinde, kişiler sağlayışlarının takibini yapmak da, toplumsal demokrasinin gereğidir. Ezen ezilen giriştirmesini, razılıklı kılan, ortalama bir anlayışla kabul edilir tutumdurlar.
Kişi hakları gerçeklenmesinin toplumsal takipleridirler. Bunun yanı sıra, yine; kişiler hak edişlerini, kişilerin kendi bireysel başvuru yollarını kullanıyor olmalarının hak olması da, güncel somut bir demokratik uygulamadırlar. Demokrasi; bu istemlerin ya da talepleşmelerin, kişiler düzeyinde de, takip edilebilir olmasıdır.
Toplumlar, demokratik kazanımlarınızı; kendi yasalarıyla belirlemiş olması, yapılırlık ve yapılmazlıkları içerir. Bunların tümü demokratik kullanımdırlar. Komşunuzun bağırmamasını isterken; bağırma, komşunuz açısından bir yapılamazlıktı sınırlanma olurken, bunun ihlali durumunda sizin de, komşunuzun bağırmamasını istemeniz de, yapılabilirlikti bir demokratik haktır. Şu halde demokrasi; yapabilirliklerle ve yapılamazlıklardan gerçekleşen zorunlu bir uygulamadırlar. Demokrasinin bir yüzü sınırlanma ve yasağa doğru doğarken; diğer yüzü de kullanıma, hak edişe doğru doğar.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...