22]6000 sene öncesinin kirveliği, süt anneliği sürmemekte mi? 6000 sene öncesinin bir aidyet tutumu olan sünnet edilme sürmemekte mi? 50 000 sene öncesinin mezarlıktaki ata ruhlarına tapımı türbe tapımları olaraktan, sürmemekte mi? Vs.
İyi ki bunlar toplumsal olan da değil de, sosyal olanda, yani halkçı alanda sürmektedirler. Evham sıradan bir olasılığı kaygı yapmaktan gelmiyor. Söz konusu inancın kendi müminine buyurduğu ve mümininin de gözü kapalı, tereddütsüz yapması gereken emirlerinin olması nedeniyle, hassasiyet vardır.
İnsanların birey olarak bir geçmişe dönüş psikolojisinin özlemi içinde olduğu hakikattir. O nedenle svunmasız, güvencesiz, özlemleri sağlanamayan insanlar, ana rahmine tekrar sığınmayı isterler. Bebeklik ve çocukluk dönemi, hatırlamaları kişide eskiye, yani kişilerde doğulan topraklara dek ve inançlara dek bir dönüş özlemini daima var eder. Bilinçaltı telkin ve baskılarının da arzulattığı bu istek, dayanılmaz olabilmektedir. Bunlar bizde, gerici direnme ve anlayışlarımızın kökleşen tutumlaşmalarını da, kolaylık sağlayan hazır oluş yatkınlıklarımızdır.
Bir zamanların, en moda ve yürürde olan deyimi; 'Kökü dışarıda olan yayınlar okumak' idi. Bu öyle bir aidiyet ilkesi idi ki bütün kimlik ve yurttaşlık haklarınız adeta bu cümlenin kapsamında olup olmamanızla sınırlı idi! Uslu ve yaramaz oluşunuzun şaşmaz bir ölçüsü idi! Sizi bir X ray cihazı gibisindenden içinizi dışınıza açık eden, sihirli bir buluştu! Adeta bilmezliğin baş tacı edildiği zamanlar idi.
Bilme ve öğrenme, bilimsel felsefe içinde gelişme, bir insanın en temel hakkı ve zorunluluğudur. Ki bu hak toplumsal sağlayışlar içinde de, zorunludur. Evrensellik taşıyan, bilim, bilgi, edebiyat, sanat, teknoloji, üretim olan her şey, ülke sınırları ile mahfuz kalamazdı. Nasıl kişilerin vücut gelişmesi için sağlıklı beslenme zorunlu ise; kişilerin öznel gelişmeleri de; sağlıklı bilmeleriyle, sağlıklı öğrenme ve sağlıklı düşünmeleri içinde bilimsel felsefeci tutumlarıyla ancak zorunlu olurdu.
Bir insanın; bilime ve bilmeye karşı olması, gerçeğe aykırı olması, ile bir toplumun bilimsele, bilgiye ve bilmeye aykırı olmasının, çok ama çok kıyaslanamaz denli çok, farkları vardır. Bir toplumun yıkımı, tam bu noktada bilimsel duyuş noktası ve bilimsel düşünüş noktasında sorgulaşılıp hesaplaşılmadıkça; ulusseverliğiniz ve yurttaşlığınız ve sorumluluklarınız ve toplum olmanızın zorunlu gereği nereden ortaya konur olacaktı ki? Demokratik toplumlar en çok bu noktalarda belirirlerdi.
Ne dündür,
Bugün yaşanan günden
Ne dün eksilir bu günden
Gönül sevdasıyla günden
Sevgililer görünmez olur
Şartlarında tanırsın,
Alığı da balığı da.
'Alık ve balık değilse;
Bilgedir insan.
Sezgin bir insandır,
Öyleyse Sezgin bilge olmalı.”
109]Elbet kusurlardan da, yarar çıkacaktı. Bu evrensel yasa idi. Bu tür bozulmalara gidişte çok sesliliğe dek kazanımlarımız da olacaktı. 1960'darbesi; çok siyasi ve maddi hatalar yapacaktı. Ne var ki ülke ufkunu da bir hayli açacaktı. İki yapılı meclis kurulacaktı. Anayasa mahkemesine ve bireysel başvuru olaraktan dernekler destekli iş mahkemelerine başvuru hakkı getirilecekti. Yasak yayın anlayışı ortadan kalkacaktı. Darbe sonrasında çok sesliliğe geçilir gibi olunduysa da, yerini 1980'lerin daha gerici 'bizim oğlanlardı' denişi olan, darbeye yerini bırakacaktı.
1960 darbesi yönetimin anti demokratik tutumlarını gerekçe gösterip anti demokratik oluşunu meşrulaşırken! Anti demokratik yönetim de; ‘halkın seçtiği başbakan asıldı’ diye anti demokratik uygulamalar içinde oluşunu bu sözü ile meşrulaştırıyordu! Sistemin işlemediği yerde ikisi de tehlikeli bir meşrulaşma idi. Bu mantıktan; ‘halkın seçtiği başbakan yargılanamaz’ sözü de zımnen çıkardı Ve insan hafızasında ‘halkın seçtiği kişi masumdur’ yaftasını zımnen bilinç yapardı.
Basınç artmış, sistem erk engeli yüzünden kendi unsurlarıyla işletilmiyordu. Sistemin basıncı artmış buna karşında sistem tıkanmıştı işleyemiyordu. Patlamaması olası mı? Tıkanmış sistemde belli bir eşik değerden sonra normal işleyiş tükenir, tıkanmış olanın basınç kuralı işlemeye başlardı. Bu kaçınılmaz bir sosyal toplumsal nesnel işleyiş yasadır. ‘Durun bu yönetim halkın seçtiği yönetimdir saygılı olun gibisine bir bekleme’ basıncın karşısında çok çok anlamsız kalırdı. Çünkü tıkanan her şey gibi bu da tıkanır işlemez olurdu. Yani olası olamazdı. Olup biten budur.
3-]Yine böylesi eksik, düşüncesiz bir mantıkla toplum kurumlarından birini abartıp, birini kabartıp, halka değin olan ayrımcı kararları gibi, kurumlara değin ayrımcı kararlarla, toplumsal üretimi ve paylaşımlarını yapamazsınız. Her kurumun kendine özgü yapılaşması, finansmanı ve yararı vardır. Bu durumlara özel bir gayretle ayrımcılık yaparak tan, birini baş üstü, birini ayak altı yapacaktan; topluma zarar verilmemelidir.
Sizin toplum adına vereceğiniz kararlar, halkın öznel bulunuşları adına olmayacaktır. Zaten üretim alanlarının kendine özgü zorunluluklarına göre olacaktır. Yani toplum adına kararlar, halkın zorunlu sağlayışlarını,refahını temin adına toplumun verimli işleyişinden yana olacaktır.
Bu kararlar toplumun kurumlarına o dalda verimli üretim yaptıracağından, buranın ilgilisi olmayan birey bu alandan üretilen üründen istediği zaman sağlayışlar yapmakla memnun olacaktır. Verilecek bu kararlar da her bir iş ve üretim alanlarının kendi sözleşmesi ile olacaktır.
80]Kişiler, değiştirilebilir bir zorunlu emekle, yükümsel davranışı sergileyip sergilemediği, konusuyla ancak eleştiri edilebilirler. Değilse, kişilere inandı, inanmadı diye toplumda özgürleşme verilmez. Ve toplumun sağlayışları bu yanları ile eleştirilmezler. Bunlar, halkın öznel yaşam ilişkileşmesidirler. Ki sonuçta bunlar da, özel hayatın genelleşmesi kıstasıyla, toplumsal ve evrensel olana gitmek zorundadırlar.
Hele bu günün anlayışlarıyla ve bu günün eleştiri parametreleriyle, geçmişi eleştirmeye tutuşursak, eleştirilerimiz, eleştiri olmaktan çıkar, tam bir hırsları ve tamahı olan cahilliklere dönüşür.
Bugünün parametresi ile düne bakarsak, söz gelimi Abraham'ın; 'kız kardeşim' diye tanıttığı karısı Sara için çok kötü anlamalar aklımıza gelir. Oysa bu anlayışımız hem yanlış bir anlamadır hem de kendi cehaletimizi öne çıkarır bir anlamadır.
23] Olup biten, yeni durumun denge sağlar oluşun adaptasyonuydu. Her yeni hafıza silinmesi söylemleri, geleceğin inanç mitosunu ve gizemini oluşturacaktı. Böylece totem aidiyetler, çok kimlikli yeni bir birleşimle zaman sahnesinde boy gösteriyordu. Sosyal birliğin hiç bilmediği yepyeni bir karşılaşmayla hoşgörü sorunu ile baş başa idiler. Bu yüzden inançlar (dinler) çok katmanlı bir öznel tortul çökelti idi.
Karşı toplumlarla kardeşleşme aidiyet eşme ilişki ittifaklarına girildi. Kendi totem aidiyetinden olanla iç evliliği (cinsel ilişkiyi) yasakladılar. Karşı toplumlara, tapınak düzenlemeleri içinde, damat gibi gidildi. Bu, çok sonraları birbirinden kız alıp, kız vermeye dönüştü. Ana iç cinsellik tabusu yıkılmıştı. Böyle bir kardeşleşme; evlilik yapan bir kardeş eşme, ittifakı anlayışı idi.
Eski totem kardeşliği, sosyal (komün) birlikler içi, olumludan cinsel ilişkinin kurulduğu bir kardeşlik yapılaşması idi. Cinsel ilişki kurulan kardeşlik yapı aşması, ittifaklar bağıntısı nedeni ile dışa, dış totemden olan kişilerle cinsel birliğin meşruiyetine dönüşmüştü. Böylece sosyal birliğin cinsellik yolu ile kurulan bir sosyal organ eli olan, kardeş eşilme ve aynı kan soydan olucu kurumsal bağı yeni ittifak içinde de sürüp gidecekti. Var olan değerlendirilecekti. İç cinsel ilişki bağı, ittifakla dışa dönük bağıntı olması gereği; yeni tanımlı bir kullanım şekli değişikliği işlev eşilmesi yaptı.
50][Abdülaziz Mecdi '...padişahım gönlünüzü ferah tutunuz. Millet sonuna kadar mücadele edecektir' der.
[Vehbi Hoca: 'Millet son damla kanına kadar, vatanını savunacaktır.(...) padişahım buna güven buyurunuz'] der.
[Rauf Bey devamla; 'Hoca Efendiler zat-ı şahanelerine hakikati söylüyorlar padişahım. Millet sınırları içinde bağımsızlığını ve makamınızı kurtarmaya kararlıdırlar. Millet sizden bu harekete taraf olup imza koymanızı istirham (yalvarıyorlar) ediyorlar. Aksi halde son, çok tehlikeli görünüyor. Siz kuşatılmış vaziyettesiniz. Bunun için imza yetkinizde yoktur'] der.
19] Ya da Asurîler gibi yukarıda oturanlara gök ehli denmişti. Asurîlerin giderek totem anlayışlarında eşeği tabu yapıp, eşek totem etrafında aidiyet eşme ve eşek totemi kendileriyle eşit eştirmeli bir kült anlayışını benimse, kılmışlarsa; o külte eşek adamların yeri veya eşek insanların yeri, ya da eşekler ülkesi, diyecekten, karşı gruplara, totemlerine değin olan isimleri, vermiştiler. Bu türden olup biteni anlatımları bize esrarengiz gelmektedir. Oysa eskiye dek anlatılanlar, çok sonraların değişen, gelişen yüzü karşısında, bir durumu ilişkiler olamamaktan ötürü boş düşüyordu.
Eskiden olup bitenlerin algı ifadesi olan bu aktarımlar, eski günlerdeki toplumun ve halkın bakışı içindeki var olan karşılıklarını bilememekten kaynaklı bir yanılgı idi bunlar. Eskiden olup bitenlerin ilişki yaşam düzenini soyut olarak düşünemiyorlardı. Anlatılanlar onlara soyut sembolizm olacaktan masal öğeleri türü bir anlatım yaparaktan, aktarmalar yaratıklarını lütfen hatırlayınız.
Ad verme de, yine başlarda toplumların bir birine göre üretir oldukları emek ürünlerine değin üretim yaptıkları, bitki ve hayvan isimlerinin tanımına göre isimleşiyorlardı. Bir türden olmayan isim vermeler yine yaşam biçimine göre; yerleşim yerlerine, yerleşimin yönüne göre, isimlendiriliyorlardı. Coğrafik konumlara (dağlı-dağın adamı gibi) ya da, iş üretişlerine göre, genel tanımlama ile isim kullanmışlardı. Elbette isim eşilme bir türden değildi.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...