Beslenme; çevredeki enerji akışlı geçişme, değişme ve dönüşme içinde kesikli parçalı durumlardan sadece bir tanesiydi. Keyfi olarak nereden geldiği bilinmeyen bir rızk paylaşması yoktur. Eğer ancak kolektif güç içinde kolektif bağ ile ve kolektif emek ile üretilene rızk deniyorsa; kolektif alanın inşasına kadar doğada böyle bir sunum yoktu.
Kolektif alan girişmesi dışında böylesi öznel düzenli ve kolektif bilinçle üretilen bir depo enerjiye rızk dendiğinde bu rızk bir yerde gelmiyordu. Ve bu rızksa eğer bu rızkı kimse de vermiyordu. Kolektif güç ile doğada söke söke alınıyordu.
İlk sel ataların inşa içine gelmelerinde rızk araması yapmak yoktu. Doğa karşısında zorluk ve tehditlere karşı koyacak güç birliği ile sağlasındı yardımlaşma vardı.
Yine kolektif alanın kişisi sağlamalara garanti veren çevrimi de kolektif alanlı bir kolektif güçtü. Bu akışlı düzene göre yapılan çevrimler kolektif bilinçle, kolektif aklı ortaya koyuyordu.
Kolektif süreç, kişinin dışında olan; kişiler girişmeli düzenlemelerle yalıtıma bir alandır. Kolektif süreç yalıtıma alanın üreten ilişkilerinden doğan kullanım-tüketim bağıntılı takaslarını; kendi sosyal ilişkilerinin izin verdiği kadar düzenleşimler ile birlikte alanı dış dünyaya açacaktı.
Kolektif süreç te yine kişinin dışında ve kişinin temel düzlemine doğru kişilerin bencilliğine atıf yapan geri bağlanım süreci; kolektif özgönderge içindeki kişisi özegöndergeyle, kişiden başlar.
İbrahim hazır bulduğu eski yasaları köleci anlayışa göre değiştirip dönüştüren söylemlerle kendisine mirasçı çocuk edindiğine mi sevinip gülmesin? Doğuracak yaşta olmayan eşinin ayrıcalıklı bir kayrayla doğuracak olmasına mı sevinip gülmesin? El söyleminin kısır dediği Sara'ya çocuk doğurtma ayrıcalığına da "müjdelenmek" diyordu.
Zaten köleci mantık, kolektif sisteme göre olmazlarını hep mucizeyle anlatılacaktı. " El seni fakir bulup zengin kılmadı mı?" diyecekle; onca fakirin, onca kölenin içinde onun seçilmiş olmasını başka bir mucize ve nimeti ona hatırlatacaktı.
Kolektif zenginliği kimi seçilmiş kişiler lehine özelleştiren kurnazlık; aslında mantıksal bir düşünceyle BİR BULUŞTU. Elbette buluş ta bu buluşu yapan kişisine patent hakkı da getirecekti.
Aşk, cinsellik, saygı, sevgi türü şeyler içine kolektif emek, kolektif yardım sokulamayan, paylaşılmayan nötr duygusal durumlardı. Bunları dıştan kişilerle sırdaşlıklarla paylaşımlarını, sürdürülebilirliklerini yapsak ta çok büyük oranda kişiseldi kolektif ortama olabildiğince nötr yansımalarla olmalıydı.
Kolektif yapı herkesle olan ve herkese olan durumla bir paylaşma ve paydaşlıktı. Köleci sistemdeki El mana anlayışı HERKESLE OLAN, HERKESİN PAYDAŞLIĞI arasına, HERKESLE OLMAYAN, HERKESİN OLMAYAN durum söyleminin zıddı duruma NASİP demekle, herkesle olan bilgiyi, öz göndergeli oluşu unutturup, herkesle olan paydaşlığın arasına NASİBİ, soktu.
Nasip (şans, kader, kısmet) kolektif gücü ve kolektif zenginlikleri seçilmiş kişilere mülk yapıcı anlam ve anlatımdı. Bu nedenle El mantıklı söylemdi. El de kurnaz kişilerin kolektif güç ve kolektif zenginlikler üzerine kurdukları mülk edinici hayalin simge temsilcisi söylemdi.
Rızk ve mülk kavramının önceden beri var olup, var olmadığı neden önemle belirtiliyordu? Çünkü El, rızk söylemi veya kader söylemi üzerine bina olmakla mana edilmişti. Rızk veya kader “her şeyden önce” tasarlanmış her şeyle birlikte El tarafından bir çırpıda ortaya konmuştu.
Bu anlayış içinde “Her şey rızkıyla birlikte doğar” deniyordu. Ve her şey bugün nasılsa dün de öyleydi deniyordu. Bu düzenleme içinde hiçbir değişiklik yok deniyordu. Ve her şey bu düzenlemeye göre bir çırpıda rızkıyla birlikte olup bitmişti, deniyordu. El bu tezler üzerine oturuyordu. Demek ki bu günkü rızk olarak biriken servetler, dün de vardı.
Dün de vardı ne demek? Büyük patlamadan önce mülk ve servet vardı demek! Atomun inşasından önce, mal mülk rızk vardı demek. Kimyasal evrim, moleküler evrim yokken; hayat yokken; üretim ilişkisi ve üretim hareketi yokken, rızk, mal, mülk düşünce ve tasarım vardı demek.
Senin anan
Bir melekti yavrum
Çiçek gibi güzel
Kelebek kadar sessiz
Su kadar duruydu
Ağzı var dili yoktu
Bilirim mabut gözüdür mercan
Uğruna titrektendir özeni, her can
Ne sevda yelleri hışım olur
Ne de cehaletilerdir, kışım
Elbette özdekse bir deviniş biçimimiz olmasa idi, özneldi ve nesneldi etki eşmeli erdemlerimiz de olmayacaktı. Yine organik girişmeli, çeşitli devinim biçimlerimiz olmasaydı, erdemlerimiz; ne özneldi insanlığımızın; ne sosyal eldi yaşantılım olacakla, sosyal insanlığımızın; ve ne de toplumsa insanlığımızın elinde, hiç tutamayacaktı. Erdemlerimizin bir ucu eylemken, diğer ucu anlayış ve duygudur (öznelliktir) . Gelişmiş soyutlama gücünün, gelişmiş anlayışlı davranış biçimidir.
Merhametin temelinde bir algı biçimi olacakla, mahrumluklar, güç yetmezlikler, çaresizlikler vardır. Bunlar, biyolojik yapı ile alakalı olduğu gibi (engelliler) sosyal, toplumsal şartların eşitsizliği ile de yapılaştırılır.
Aidiyeti tutumlarda olduğu gibi öznel yanın içi, istenildiği gibi doldurulur. Burada önemli olan yan, bir devim biçimi olan enerji şarj ve dejarjlarının üzerine, kod bindirmeli duygu ve düşüncelerin
amplitude edilebilmesinin bilinçli ya da bilinçsiz kullanımının, becerisi ve akıl edilmesidir.
Zıtların devinmesi
Olmaz ki bunun yeriniciyle
Her demle her dem sevinmesi
Tazyik varsa patlar
Yol olur iletişimledir hatlar
İnsan ya şairdir
Ülkenin ve insanlığın ufkunda
Emperyalizm karşısında bengide
Belirir olanlaydı bir alamet
Dendi var bunda bir selamet
Deyip düşülüp yollara yollara
Oluşa yürürün ilkinde dinsiz, imansız




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...