El ya da Yehova: kolektif ortaklığı bitirmenin çeşitlik adıydı. El ya da yehova kolektif ortaklığı dağıtmanın, kolektif ortaklığı özelleştirmenin kurnazlık mantığıydı. Kolektif zenginliği keyfi pay etmenin kurgusuydu. El, Baal, Amon, Ra, Aton, Yehova vs. ihdas olduğu sıralarda henüz tam anlamıyla ete kemiğe bürünmemiştiler.
El kişilere mal mülk vermenin mana adıydı. Ve kolektif meşruiyete karşı, kişisi mal mülk sahipliği zenginlik ile geniş kesim yoksulluğuna, meşruiyet kaynağıydı. EL hem Nemrutça hem İbrahimce mülk sahipliğinin simge adıydı.
Bu tür söylemsel hikâye dili simgeler eşliğinde ve söylem vaadlere teslimiyet etrafında birleşen, birleştirilen sosyal zihniyet te önce monarşi; sonra da oligarşin bileşim içinde giderek, teslim olmuşların köleliğinde mülk sahibi İbrahim ile Davud vs. taraftarlığı inan ve iman ile "millettiler".
Artık hikâyenin yeni taşıyıcıları; hikâyenin yeni sürdürücüleri; ilahlardan aldığı el ve meşruiyet ile insandı. İnsan eski hikâyenin mirasçıları, yeni hikâyenin sahipleri olmakla; geleceğe de bağlam olan insanlarla sıfatça insanlıktı.
İnsanlar en az iki ilah grubun (meslek sahibi, üreten iki totem gruba ait hemcinslerin) biyolojik melez, soyuydu. İlahlar da en basit durumla bir totem meslek sahibi olmakla, kendi aralarında sağlama yapan bir üretim ilişkisi ile her bir totem grubun aiti olan hemcinslerdi. Meslek sahibi hemcinslerdi.
İlahın esbabı mucibi (ilah olmayı gerektirmenin sebebi ya da sebepleri) kendi öncesi totem düzleme göredir. Totem dönem içinde hemcinsler pek pek karar alamazdı. Kendilerinin müdahil olmadıkları ama uymak zorunda oldukları cebirler vardı. Bu cebirler totem atalardan aktarılmakla totem ataların kendilerinden menkul (belli şartlarda doğru olan deney gücü) olan tabu yasalarıydı.
Oysa şimdi hem “kimi tabu yasalarına karşı bir şey söyleyip irade ortaya koyuyorlardı”. Hem “gelecek nesle öğretip aktaracakları üreten bir totem meslekleri vardı”. İlahlar karar alıyordu.
İlahların ilk derli toplu kararları; bir inziva, bir içe kapanma şartlarının ürünü olan binlerce yıllık temas etmeme kuralının sürdüğü totem yasağına karşı irade göstermeleriydi. Böylece ilahlar ilk gruplar arası temasçı girişmeleri başlatmanın iradesini göstermişlerdi.
Bir tarımcı grup ile bir çoban grup ittifak edip hem üretim güçlerini bileştirip, hem sosyal yaklaşımlar içinde birleşiyorlarsa; bu bileşim, iş kollarının ve üretim gücünün sayesinde olan ittifaktı. Değilse bir grup hiçbir zaman diğer gruba sizde kaş, göz, saç iyi; biz de iyi koşuyoruz gel bileşelim dememişlerdir.
Üretim gücünün kendi inkişafı nedenle (gelişmesi nedenle) üretim gücünün inşa hacmi içine doğduğu bölge alanıyla sınırlı kalamayacaktı. Veya üretim gücünün hacim sel inşası totem alanın sınırı içinde kalamayacaktı. Hatta üreten gücün yapı hacmi ilahi bölge dediğimiz yeni “bileşik alanlı ittifak” sınırını da aşacaktı. Bu da kesikli sürekli olan gelişimin yasasıydı.
Yalın dönemin tekil kişiler bencilliği, kişilerin dışında; kişiler arası eş yönlü eylemlerden birleşen birçok yardımlaşma tekrarları içinde kolektif sağlama-sağlatma olacak bilincin inşa ön şartlarını ve kolektif bilinci oluşturmuştu.
Oysa köleci sistem içindeki kişinin bencilliği aynı tekil dönem bencilliği olmakla yine sağlama sağlatma üzerinedir. Ama kolektif bir sağlama sağlatma işiyle ilgileniyor görünmez. Kolektif bilincin içine kişisi bencillikle sirayet eder.
İki aynı tür bencillik te farklı koşulların içinde aynı olanaklara sahip olmayan bir yapılanmaya sahiptir. İkinci tür olanak içindeki bencillik, tekil bencillik dönemi içinde olmamakla elindeki kolektif olanakla köleci yapı içinde olmak zorunda değildi.
Güçlü olanlar, güçsüz olanlara kendi El ilahlarına inanılmasını dayatıyordu. Güçlüler, güçsüzlerden; kendilerinin mülk sahibi olmasına meşruiyet veren El mana anlayışına, boyun eğmelerini isteyecekti.
Bu mantık, yeni tip iman akdi olan köleci ittifaktı. Bu köleci ittifak giderek gelenekleşti. Kendi yasasını ortaya koyan meşruiyet ve şeriatla (yol ile) o dini anlayışın ikamesi olacaktı. İsyanları bağrında taşıyan ikameydi. Artık süreç köleci isyana karşı köleci ittifaklı din savaşlarının ve köleci VAİZLERİN cirit attığı ortamdı
Köleci ittifaklı vaizler; isyanların kötü olduğundan demle, pekişmiş bir cennet ve cehennem anlatıları eşliğinde sabredenlere kurtuluş vaat ediyordular. Kurtuluş vaaz eden kurtuluştu dinler mülkün sahibi olan efendiye karşı insanları kulluğa (köleliğe-imana) davet ediyordular. El adamına itaat ve biat etmek; El 'e itaat etmek, El 'e biat etmek gibiydi.
Bu vaaz ve öğütlere göre: kişi El adını anarak dilendiğinde, El için açılan avuçları boş çevirmemeyi iyi ahlak sayıyordu. El, sadaka verene hayırsever deyip övgüler düzüyordu. El, veren eli, alan elden üstün görüyordu. El, elinin altında bulunduranla (efendiyle), elinin altında olan (köle) bir olur mu?” Diyordu.
Bunlar El öncesi süreçler içinde olmayan, bilinmeyen anlayışlardı. El ile icat edilmiş söylemlerdi Bu tür sözlerle El öğüt alan kişileri köleci anlayışa yatkınlaştırışı benimsetiyordu. El bu gibi sözleri söylemekle en güzel ahlak, anlatmış oluyordu. Elbette sömüren dokuyu sürdürmek için bu telkinler çok gerekliydi. Sömürülenlerin yarın yine çalışması ve sömürülmeleri için ölmeyecek kadar beslenmeleri zorunluydu.
İşte El ‘in; hem sömürü için, hem sömürüyü gerekli kılacak köle emeği için, hem de çalışanların yerini doldurmaya hazır olacak kölelerin gerekli ve zorunlu olan beslenmesini; hayırseverlikle, merhametle, acımayla, cömertlikle vs. açıklayan akidece aitliği belirten hikâyeleri, tam bir sömürü bezirgânlığıydı.
Ön ittifaklardan beri köleci yapıya kadar hikâyeler tekil ve bileşik yapılıydı. Totem kültüre göre olan hikâyeler tekildi. Bileşen ittifak mantığına göre olan hikâyeler kaç totem kültür bileşmiş ise anlatılan hikâyeler de o birleşimi yansıtıyordu. Bu nedenle hikâyeler çok köklü mantığın hikâyesiydi.
Anlatılanlar bileşimin ve bileşen kültürlerin hikâyesiydi. Üretimin ve üreten ilişkinin hikâyesiydi. Hatta totem kültüre göre olan üretici tekil hikâyeler o grubun şahsında anlatılan ilah hikâyeleriydi. Hikâyeler hem o gruba göre ilah hikâyeleriydi. Hem bileşimi veren ilahlar hikâyeleriydi.
Hikâyeler birbirini anlama dinlemenin ve tanış olmanın hikâyesiydi. Hikâyeler anlama dinleme ve benimsemenin hikâyesiydi. Hikâyeler kendilerini birbirine yakınsatıcı olmanın, o üretimin; o bileşimin hikâyesiydi.
Monarşin süreçle başlayıp, kendisini büyüten dinamizmle türlü biçimde günümüze kadar gelen El mana anlayışıydı. Bu monarşin anlayışlı zamanlar, oligarşin yapılı saltanat ve hilafet evreli periyodlarını da içinde taşıyan bir süreçti.
Süre gelen bu monarşin, oligarşin ve saltanattı sürecin yol zamanı içinde yapılan El mantığına karşı yapılan mücadeleler ile demokrasiye kadar çıkılacaktı.
Fakat bu sistemlerin her bir aşamasında sistemin tanımı değişse de ganimet elde etme, köleleştirme ve sömüren emperyalist hedefler ortaya koymak, bakiydi (hiç değişmiyordu). Yapı içinde hep köle emeğine dayanan sistemler kurulacaktı.
Bilmekten
Anlamaktan
Öğrenmekten
Diyalektikten vaz geçtim
Kıl oldum abi
Bir aklı bulmayanlardan
Hukuk kolektifti. Doğada ilk kes ortaklığı olanların hukuku vardı. İlk kolektif hukuk sosyal hukuktu. Sosyal hukuk sağlatan bir ortak anı yaşanmışlığını içeren bağ enerjili hukuktu.
Daha çok paydaşları olma, paylaşmaları olmayı dile getirmekle nesnel olana göre oluşu söyleyen hukuktu. İlk hukuk ilk yasalardı. Sosyo öznel yasalardı. Kolektif bir inşa ortaya koyamadan hukuku ortak anıyı, ortak yaşamı ortaya koyamazdınız.
Hukuk ortaklığı, inşayı, temel olan kolektif kritik bağlanımları açıklar. Ve ortaya koyar. Ortaklaşmayı ortak anıyı, ortak yaşamı, paylaşmayı ortaya koyan unsurlar neyse, hukuk onlardı.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...