69
Yıldızlı göğün gözlem gerçeği olan groteski duygu ve izlenimler Enuma Eliş anlatımları olan zamanın içinde, sözcük olarak tanım dahi değildi. İnsanlık başının üzerinde bulunan göğün, kişilerde uyandırdığı groteski imajları kişilerde oluşmak dışında kişiler, göğü söylem olarak belirten bir yaklaşımla değildiler.
Yıldızlı gök söylemleri Enuma Elişi aktaran yaratılış anlatılarından çok sonralarında yorumlandı. Yıldızlı gök tanımları yorumlanırken inşacı olan ittifakı yaşamı belirten ittifakı yaratan zamana ait hiçbir süreç, kavram ve bilgi ortada yoktu.
Devran değişmişti. Devran yaratılış üzerine oturmuştu. Yaratılış üzerine oturan göz, kendisini görememekle referans olan yaratılış gerçeği de unutulup gitmişti. Yaratılışla ilk ittifakları oluşan temel referansı unutan süreçler monarşin, oligarşindi. Monarşin, oligarşin ilik, kişi sahipli kendi referans gücünü bilip tanıyorlardı.
“Baş başa vermez isek taş yerinde kımıldamaz. Sen de elini taşın altına sok. Sen benim için ol ki, ben de senin için olayım. Birimiz hepimiz için, hepimiz birimiz için. Yaşat ki yaşayasın” demenin erdemi olan söz içinde kolektiflik, fedakârlık, özgecilik erdemini ve kişilerin bunlarla giriştiği senkronlu oluşunu anlayıp, anlatıyordular.
Yalın süreçler böylesi senkron eylemlerin, öznel anlayışlarla pekişti. Çoğaldı. Çoğalıp pekişenler ilk inşanın deneyimi ve aktarım deneyimi içindeki tekrarlar anlaşılır, bilinir, öyle olması gereken meşrutlardı.
Ancak gerektirilmiş meşrut olucu hazır ortamın içine doğanlar için bu durumlar meşrut olmaktan çok öteydi. Ortamı kanıksama, ortamdaki öznel algı yanılmasıyla bu durumlar kişilere zaten böyle olması gereken, başka türlüsü olmayan sıradan bir durum, gibi geliyordu.
70
Su içindeki balığa yüzmeyi öğrendi deme kavramı olur mu? İşte emperyalist süreç içinde emperyalistlerin yeryüzüne duhul etmişlerdi, Zaten emperyalizmin alemlere sokulmalarıyla bu durum emperyalistlerin alem içinde olmalarıydı.
Zaten alem olan alem içinde olan ganimetle olan birine de üreten ittifakın çevresinde olanlar anlamına gelen ön ittifaklı yaratılışın alem tanımları, emperyalistlere bom boş gelecekti. Emperyalist benden öte olmayan benim dışımdadır demekle alem sözcüğünü de sistem dışına uçuracaktı. Alem sözünü inanca dek gaip alemine, yeryüzü olmayan öteki aleme, gökyüzü alemine atfedecekti.
Eski kavramları şimdiki zaman içinde yeni anlamıyla kullanmanın üçüncü bir nedeni de kolaycılıktı. Bu kolaycılık bilinenden bilinmeyene faydacılık olup, hızlı sonuç almaydı. İnsanın bilinci uzun zaman içinde söylem olan kategorize edici kalıplar içinde, yeni olanı çok kolay öğrenme yapıyordu.
İşte tarihsel gerçekliğin seyredişi olan gerçek hikayesi olan filim burada kopuyordu. Burada El aksiyonu devreye giriyordu. Kolektif birim zamanlı kolektif bir artık güç donanımı olmadan, nimetlerden yararlanmak ta (!) ne rızk vardı. Ne rızk veren vardı. Bunlar ancak kolektif bir güçle olasıydı. Kolektif hareketin iş bölüşümü içindeki kolektif birim zamanı size ilk depo enerjiyi vermişti.
El kolektif gücü, kolektif birim zamanı ve kolektif artık zaman süreci kolektif oluşu anmadan, hatta kolektif oluşa lanetler okuyarak; kolektif gücü, kolektif aklı kendi gücüm kendi aklım diye ilk başa koyuyordu. Kolektiflik dendi mi (ortaklık, paydaşlı dendi mi) nevri dönüyordu. Kendi deyimiyle yer, gök sarsılıyordu.
Doğa tümel bir güç ya da enerjiydi. Tümel güç, tümel enerji kendi üzerine kendi nicelikle iç etkilerle bir akıl ve akımlıktı. Akımlık bin bir tür bir belirim ile bin bir tür açı yön ve bin bir tür bir yol tutmanın iç hacim seli, patlayıp çatlamasını dışa vurdu.
Türümüz bu türden yeme içme savunma gibi doğal bir temel referans içinde olmanın eğimi ile beslenme, savunma, cinsellik gibi yaklaşımları, totem yapılar içinde yalıtmıştı. Yalıtımı yapılan ortak konular, kolektif çevrimli dolaşım üzerinde herkes için ortak bir sağlattırma, oldu.
Kolektif oluşun kişi ve kişiler üzerine olan ÖZNEL baskı ve basıncı vardı. Bu öznel baskı ve basınç grup algısıydı. Grup kişinin çevresindeydi. Onu gözetenlerdi. Onu savunup beleyenlerdi. Süt emdirenlerdi.
Öznellik grup algısını oluşan kolektif lige ve grup algısını veren herhangi birilerine karşı duyulan vefa, minnet, sadakat duygusuydu. Bunlar kolektif oluşun ortaya koyduğu öznel oluşlardı.
Bu tür koordinasyon (eşgüdüm) ortaya koyucu oluş eğilimleri çekim alanının özeğini (ekseninin) oluşur. Doğa (bütünlük) güdümü içindeki kişiler, bu eşgüdümle doğaya doğru yönelim birliği içinde olurlar. Bu tür zorlu durum içindeki kişiler senkronu tutturmanın git gel sürecini yaşarlar.
Yani senkron ortaya koyan ve senkron olmayan git gel oluşlar, kolektif öznenin seçme ayıklamasıyla süreç tekrarları deneyimleri yaşanır. Adeta zaman hayatın düşe kalka olma deneyimleri için vardır. Burada bilen özneler anlağı deneysel zamanı azaltır ve hızlandırır.
Ve bilen ben, şartlanma tekrarları bu tür seçme ayıklaması yapılan deneyim ve deneyim sonuçlarının senkron kayıt imajlarını ortaya koyar. İşte bu senkron efektleri kişiler üzerinde kurallaşır. Koşullu alışma olur. Kişilere kolektif etki yapar.
54
Bu durumda ineğin ne doğurması kendindendi. Ne inek üreten ilişki içindeydi. Ne ineğin üreten ilişki üzerine olan inşası vardı. Ne de ineğin yavruya bakıp, yavruyu gözeten bilgi sel yönelimi kendisindendi. Böyle olunca da hiçbir inek buzağısına veya danasına "iki elim yakanda” gibi böylesi vahşi ve manevi cebir ile bir baskı ve basınç uygulamaz.
Bu dilek köleci sistemin getirdiği durum ve açmaz olmakla kişilerin evlatlarını garanti görmesi normal görülebilir. Ancak sorunun çözümü, süreci başlangıç referanslarına göre doğrultma yapmanın yaklaşımı bu değildir.
İnsan dışındaki kimi canlılarda görülen sürü yaşayışı, toplum değil topluluk yaşayışıdır. İnsan dışındaki çoğu canlıların groteskilik öncesi algıları vardır. Bunun nedenle çoğu hayatların kolektif birim zamanlı üreten ilişki düzenleri, kolektif birim zamanları ve buna bağlı kolektif bir ortak aklı yoktur. Üreten hareket kaynaklı, iyilik kötülük değer yargıları da yoktur.
Öylesine tek yanlı anlayışlar içinde, öylesine koşullu ve öylesine telkinlere açığız ki, köleci söylemlerden oluşan anlam, anlatım kalıplı düşüncelere öyle alışmışız ki; başka türlüsünü düşünmek adeta aklımıza gelmez.
Çünkü deneysel olan, tarihsel olan, uygulama olan güncel mitlerle bizlerde gizlenir. Kesikli bilginin yerine inandırma, şartlandırma olanları geçer. Kişiyi kendisine çekecek olan bilme ekseninin yerine, öğreti öğütler konur.
Groteski dönem anlamaları kişisiydi. Kişinin kendisinden kendisine doğru olan anlam ve anlatımlardı. Hem deneyden geliyordu. Hem hayalle rüyayı ayırt edememekten kaynaklı kurmaca algılardı. İlk inanç kaynağı denebilir. Groteski kalıplar içindeki kişi o inancı sınırlı sonlu yapar. Böylece sınırlı sonlu düşünce kişiyi sükûnete erdirir.
Genelde özne nesnel ağırlığın denge merkezleri kritik değerli sağlamalardan oluşur. Sağlama eylemleri yap diyen yaklaşımı ve yapma diyen sakınımları esas alır. Denge merkezi bu tür bindiriş ile olan anlayışlarla oluşurlar.
Böylece totem alanlı ağırlık merkezine kesikli sürekli birçok bindirişler yapıldı. Ağırlık merkezi kişiden bağımsız kişinin dışındaydı.
Ağırlık merkezi nötrdü. Kendi içinde nötr olan dünyanın merkezi, dışta bulunan şeyleri nötr merkeze doğru çeker. Bu durum canlılar dünyasında kendi içinde nötr bir bütünlük olan ineğin aslanı kendisine çekmesine benzeşen bir akli koşutluk kurmaktır. Sosyo toplumlarda da kritik değerleri sağlatmakla oluşan nötr ağırlık merkezli eksen, kişileri kendisine çeker.
Kolektif üretim, kolektif ilişki; mülk sahibinin mülkü içinde, mülk sahibinin lütuf ve iradesine bağlı “izinname” alarak kişisi çalışmalara dönüşüyordu. Oysa ilk kolektif inşa ortaya konurken kimseden izin alınmıyordu. Kimse de izin vermiyordu. Böylesi bir izinnameyi söyleşir çevresel etki de yoktu.
Köleci tutum içinde kişilere çalışma izini verme süreci, kişinin kolektif alan ekseniyle olan temel paydaşlığına da uzandı. Vaat, rızk, kader gibi El sözü olan köleci kavramlar, kolektif tutumları istenilen yöne doğru çekecekti.
Karşılıklı yükümle birbirine göre üretme işinin yapılır olduğu yerde kim kime lütfediyordu? Niçin lütfedilecekti? Oluşma tarihi içinde böyle bir inşa kuralı yoktu. Üreten yapı içinde böylesi bir araya geliş, yasası; var mıydı?




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...