Androit telefonlar kullanıma sunulduğunda, adeta kişiler bilmedikleri bir sosyal medyayı kullanma eğilimleydiler. Kişiler var oluştan bu yana yüz yüze sosyal ilişkiyleydiler. Özellikle de köleci sistemden bu yana da sosyal eğilimle pek dedikoducuydular.
Bu alışkın eğilim nedeniyle, akıllı telefonlardaki sosyal medyaya hücum, çok kolay bir alışkanlığın potansiyeli oluyordu. Yani hayatımızın bir kısmı öncesiyle, geleceğe doğru; gelecekle hazır olan bir alakasız alışkanlıklarla vardı.
Dedi kodu sosyaldi. Telefon dedikodu için bulunmamıştı ama dedikodu telefonla da sosyalistiydi (sosyalinindi). Dedikodu iyi kötü bir öğrenme öğretme ve bir bağıntı kurma biçimiydi. Akıllı telefonun kullanımı ister istemez bu yönden de sosyal bir alan açmıştı.
Madem El çalışın diyor da, biz de üretiyordu isek ya niye acıkıyoruz? diye soramazdınız! Çünkü böylesi bir soru şeytan işiydi.
Şeytan da kovulmuş olup kendisine mühlet verilendi. Şeytanın akla getirdiği vesvese ve şeytanın aldığı kararlar ahit mühleti boyunca geçerliydi.
Eğer El isteseydi siz acıkmazdınız! Acıkmanızı da El diliyordu. Şeytanın sizi kandırmasını da El istiyordu. Şeytanın istediği de El ‘in dilemesine göreydi. Görüldüğü gibi söylemler fasit daireydi. Kısır döngüydü.
Ganimetçi olan savaşın tüm çıplaklığı ve tüm dehşeti savaş sonrasıyla ortaya kondu. Savaştaki ölümler nedenle tarlalarda çalıştırılacak kölelerin bile kalmadığı görüldü. Bu kısa düşünce fasılası sırasında da El, kendi faydacı propagandasına devam ediyordu. Bu kes de ölmeyi öldürmeyi övmek yerine, "nefsinize zulüm etmeyin" demekle ölmeyi öldürmeyi yeriyordu.
El öldürmeyi yermekle şöyle diyordu “bir insanı öldürmek tüm insanlığı öldürmek gibidir”. "Canı ben verir ben alırım" diyordu. Oysaki El, El mülkü yolundaki insanlar birbirini öldürüşle olurken El, insanın gözünün yaşına bakmıyordu.
Yine El "Cennet karşılığında can ve mallarınız satın alınmıştır ne güzel alış veriş değil mi?" derken ve " eğer El yolunda ölür veya öldürülürseniz bu size ağır mı geliyor?" derken El 'in başka yer ve başka başka zamanlarda söylediği "bir insanı öldürmekle tüm insanlığı öldürmüş olursunuz" dediği kendi sözünü unutuyordu.
Geçmişte olanı yaşıyorduk. Aynı yeğinlikle; aynı dağılımla olmasa da çevre etkisi olarak iklim, geçmişle de vardı; şimdi de var. Çevre gibi farklılaşmalar evrim sel olsalar, belli bir temel biyolojik geçmişle, kısmi bir sosyolojiyle vardık.
Yine sosyal evrim sel gelişme içinde olunsa da, farklı bir biyo sosyal yaşam formu içinde de olunsa da; geçmişteki sosyoloji ve doğal çevre aktarımlarını geçmişiyle kısmen yaşıyorduk. Soya çekimle de kısmen geçmişi yaşıyorduk.
Hem de geçmiş zaman içindeki doğal çevrenin, oksijensiz ortamında, oksijenli ortama geçmesi gibi doğa farklılaşmalarını bire bir yaşamasak ta geçmiş dek bu formların kalıtsal etkilerine tepki olan doğal çevre imgeleriyleydik. Yine bire bir olmayan biyo-sosyolojik geçmişimiz olan biyo-sosyal çevredeki geçmişle vardık. Bire bir yaşamamakla tıkaçlaydık.
Yani öncüt (borç) alınan bir çerik buğday; bir çerik ve bir urup olarak geri ödeniyordu. 5 kilo aldığınız buğday 6,250 kg olarak ödeniyordu. Bu tür köleci uygulamaya o şartlarda henüz faiz denmiyorsa da öncüt, borç deniyordu.
El, köleci sistem içinde efendinin aldığı can, mal gibi öncüdün kat kat fazlasını vaat etmekle öncüdün karşılığını kat kat verme demekle (faizi-üremi, nemayı) şirin gösteriyordu.
Faiz, köleci sistemin üssel durumları içinde hak ediş olarak evirildiği yollardan sadece birisiydi. Yine faiz bu kes de para adamı burjuvaların, feodal efendilere verdiği borç ya da öncüt karşılığı paranın faizine dönüşmesiyle "faiz" tu kaka edilip; “haram” kılınıyordu.
Kolektif başlayan takas içinde üretilen her bir emeğe karşılık; bir başka şekilde kullanımı ve tüketimi yapılacak olan başka bir emek karşılığı ya da karşılıkları vardı.
Paradan önce altın gümüş vs. ile takas yapılıyordu. Kıymetli madenden önce de çiziklerle, mal kadar taş, im gibi eşleşicilerle köleci takaslar yapılıyordu.
Para bulununca paranın sayısal (niceliksel) özelliği üzerinde takas kolaylaştı. Yağcının. Yağ satın alacak kumaşçı kişiyi aramasına gerek kalmayacaktı. Konuyu derinleştirmeyeceğim.
Ama köleci sistem içinde merkez bankası paranın arkasında “üreten kolektif yapının emek gücü karşılığı olmak yerine merkez bankalarında emek gücü karşılığı “varmış gibi yaparsa” para asıl neden olan nominal durumla davranmayıp vesile nedenle davranır. Para şartlı üreten öğrenmeye dönüşür.
Para kolektif öz olan işlerge kuvvet gibi davranır olursa; paranın nominal değeri alçalıp düşmekle fiyat belirlenir. Fiyat oynaklığıyla enflasyon, deflasyon, pahalılık arz talep, faiz gibi sömürme enstrümanları ortaya konur.
Ve bu aldatan putlarla kurulan tuzaklar günümüzdeki gibi yatırımın gereği finansman, kur farkı gibi sömüren köleci burjuva dili söylemlerine dönüşürler. Farklı kullanım ve farklı tüketim değeri üretim tarihi başlangıcı içinde hiçbir zaman satış konusu, kâr konusu, alış veriş ve kazanç ticaret konusu olmadı.
Faiz geri bağlanımla, geri beslenme ilişkisine ya da temel korunum yasalı temel kaygılarınıza alakasız bir alakalıydı. Örneğin beslenme temel kaygınızdı.
Doğada sağlama olan beslenme üreten ilişkiler üzerinde köleci düzen içinde sistemin kolektif liginin bozulması karşısında; fakirin zenginde sağlama yaptığı "borç alma" biat etmenin alakalı alakasız sömürüsüne dönüşmüştü.
Sizler faiz kavramını duyduğunuzda; bu kavramlar aklınızda geriye atıf yapmıyorsa; bu kavramlar tarihsel bir alakasız alakaya çağrışım yapan şimşeğin dallanma ve çatallanması oluşamıyorsa; tarihsel bilincinizde eksiklik vardır. Ya da siz sıradan bir düz mantıkla düşünüyorsunuz demektir.
Köleci sistem; kolektif iradeyi, kolektif gücü ele geçirmek için kurgulanmakla, kolektif sistemi özel mülke dönüşüyordu.
Tekil kişinin belirsizle olan, birçok türlü eylemleri vardı. Kişinin kendi dışında kişiler vardı. Bu kişiler, kişiyle acıkma, savunma gibi aynı benzer durum içindeydi. Kişiler aynı verili durumlarla güdülüydüler.
Bu türden benzer güdülü durumlar; kişiler arasında eylem kesişmelerini ortaya çıkarıyordu. Tarih illa böyle davranışlı olacaksın, sen mülk sahibisin. Sen mülk sahibi değilsin; şöyle ekeceksin gibisinden belirlenimlerle sürece başlamıyordu.
Kaldı ki kır zambakları da kendi besinini; meyve olarak, tohum olarak, gövde olarak vs. depolar. Kır zambakları da yüzünü göremeyeceği yeni kuşağın çimlenmesi için yumrusunda depo besin saklar. Yumru çekirdekti. Zambağın yaptığı hazır depo besin çekirdek çevresinde yeni kuşağa miras edilir.
Başlangıcın üssel belirsiz durum içindeki kişi davranışları da tekildi. Üssel durumlar kuantumla nesne asıllı özdeğin, özelliğiydi. Kişiler en az dış dünya ilişkisi içeren yalıtıma bir özdeksel ruh yapıya sahipti.
Özdeksel ruh (bileşimle davranışçı) yapı bilinci güdü seldi. Güdü sel davranışlar da kişi öznesi egoydu. Kişi egoyla bilen bendi. Eylemli bendi. Özneydi. Öznel tutumluydu. Ego davranışları da tıpkı yumru davranışları gibi “sosyal davranış” ve “kolektif davranışların depo enerjisiyle sarılıp sarmalanacaktı”.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...