Bir yıl kadar önce 8.7.2019 tarihinden itibaren "ortak akıl ve ön koşul" gibi bir analizimin birazını yayınlamıştım. Bu analiz o yazılarıma bir süreç açısında bakmanın tamamlayıcı bir yazısı gibidir.
Hiçbir söylem hiç bir düşünce parça bileşenleri olmadan kendi başına ortak akıl olmaz. Totem meslekli parça bileşenlerin her birisi de ortak aklın kendi iç sürtünmeli direnç firen mekanizmasıdırlar.
Ortak akılda üreten ilişkiler firen ve denge mekanizmasıyken, monarşin oligarşin inanmalı ortak aklıda seçilmiş kişilerin mülk sahipliği olan tıkaçlar fren ilişkisini tek yanlı ortaya koyan dengeydiler.
Ön koşul ya da ön deyi, doğal süreçte sınırlı olanın sınırsızla; sonlu olanın sonsuzla, var oluşudur. Şeylerin öznel dünya içinde de zıddı ile belirmesi ve belirlenmesidir.
Zihin sel olarak ön koşul; bağıntılılık veren olgu ve olaylardaki bağıntısı kopmuş sezgi ve gözlemsel durumların nedensellik oluşuna akli bir tanımla ile o şeye bir meşruiyet vermektir.
Verilen meşruiyet ile o şeyi olumlu kılmak (olumlamak) ya da olumsuz kılmaktır (olumsuzlamak-yadsımaktır).
Çevremizde aynı zaman içinde ve bir arada beliren üst üste durumlar vardı. Bu durumlar sosyal ortam içinde kolektif ligi veren durumlardır. Kolektif ligi ortaya koyduran durumlardı. Yani kolektiflik; avcılık, yapıyorken beslenmek istemeniz gibidir.
Avcılık yaparken beslenme isteği yanında aynı anda barınaklı yerde güvende olmak istersiniz. Yine aynı anda kendinizi savunma içinde, korunma içinde bulmak istersiniz. Bunlar aynı anda üst-üste beliren makro zamanlardır.
Yani bunlar beraberinde bir birim zamanı aynı anda birçok parçalı zaman kılmak ister. Ancak biz bir birim zamanda bir türlü ya da bir çeşit davranırız. Avlanırken beslenemeyiz. Kendimizi savunurken ne avlanabiliriz ne beslenebiliriz vs. işte bunlar üst üste zamanı, ortak kılan tutum ilkeydi.
Sosyal oluşun (oluşmanın) ilk aşaması içinde elbette bir ön kabul vardı. Ön kabul sosyal oluşun ortak akıl senkron lamasıydı. Bu ilk ön kabul totem düşünceydi.
Ön kabul olan bu totemi ortak düşünce, aynı yolun yolcusu olma karşılaşması içindeki doğanın toplam zorluğu karşısında olmakla kişinin zorluğa baş gelişin kotardığı bir birlikte oluştu. Kişilerin zorluğu birlikte göğüsleyip, zorluğu birlikte paylaşmalardı. Sonucu da ortak tüketmeydi.
Kişiler aynı yönelim içindeydi. Doğa aynı yönelimli kişileri benzer tutum içine kanal ize ediyordu. Doğanın baskı ve basıncı karşısında kendisini savunma durumunda kalan kişilerde, bu baskı ve basınca karşı direnen kişilerin ortak izlenim ve eylemleri de kişilerin amaç birliğiydi.
Totemi sosyal etki hemcinsimiz gibi evrimsel bir biyolojik gelişmişliğe sahip organizmalar üzerinde girişen öznel değerlerle hayli aktiftir. Bu tür girişmeler, hemcinsler üzerinde duygudaşlık üzerinde oluşan girişmelerle etkili olup, bu etkiyi önce ortak kabul olan sosyal bir ortak aklı oluşmuştur.
Sosyal ortak akıl (kolektif akıl) totem süreci, kolektif birim zamanlı süreç kılmıştır. Ya da ortak akıl totemi süreçle birlikte bir kişi zamanı içine birçok kişi zamanı sığdırmıştır. Bir kişi zaman içine sığdırılan birçok kişi zaman aynı anda başlayan eşanlı zamanlardı.
Eşanlı zaman içinde olan kişilerin eylemi, aynı seyirli ya da farklı seyirle sürecek olan eylemlerdi. Birçok kişilerle olan zamandı. Bir birimlik kişi zamanı içine birçok kişi zamanı katılımı olmadıkça ve bir birimlik kişi zamanı içine veya bir birimlik kişi zamanı çevresine birçok katılımlı girişmenin birçok senkronunu verecek olan birçok kişiler zamanı, kişi zamanı içine sıkışmazsa; totemi sosyal süreç başlamıyordu.
Anımsayalım her kazanç maliyetti. İlk aşamadaki kolektif oluşun ya da sosyal oluşun kazancı kişisi keyfiyetli, serbest oluşun kaybına mal olmuştu. Kişiler bu kayıp pahasına sosyal ortamlı kişi oluyordu. Daha örneklerini göreceğiz.
Her kazanç maliyetti? Her kazanç nasıl bir maliyetti? Kuşkusuz kaybederek kazanan durumdu (maliyetti). Kaybın kazanç yanında özlenir bir yanı yoktu.
Toplumsal akıl kişiden, kişinin isteğinden ve kişinin bilincinden bağımsız bir var oluştur. Böyle olduğu için inşacı temel toplumsal ortak akıl sizin isteminizle, sizin oylamanızla değişecek bir şey değildir.
Örneğin toplum; ortak bir akıl olan transatlantiği toplumsal akıl yapmışsa; Trans Atlantik’e ilişkin toplumsal aklın içinde olan bilgi " suya atılan cismin ağırlığı, cismin kapladığı yerdeki suyun kaldırma kuvvetinden azsa; o cisim yüzer" diyen ve ortak akıl olan yüzme kanununu, kamu oylamasıyla ortadan kaldıramazsınız. Yani insan öznesinin öğrenmesi olan yasalara ilişkin inşacı ortak aklı kaldıramazsınız.
Çünkü yüzme yasaları insanın bilincine ve insanın isteğine, insanın iradesine bağlı değildir. Bu yasaları insan bilinci yapan kolektif ortak akıl da ister istemez özne nesnel süreçlere bağlıdırlar.
Bu yazı, örtünme yazı içeriğimdeki bir parantezdir. Diğer kısmı olan örtünmenin tarihsel incelenesi olmanın tümden kendisi değildir.
Bir insan "inandığım için örtünüyorum" derse; buna diyecek bir şeyiniz yoktur. "Ben özgürüm ve kendi irademle türbanı takıyorum" derse, bu kes durum tartışmanın, fikir yürütmenin de konusu olur.
Eğer "ben özgürüm ve kendi irademle türbanı takıyorum" demeniz laf olsun, torba dolsun, beri gelsin kabili bir deyiş değilse; zurna bu iki söyleminiz arasında zırtlar. İşte burada işler çatallanır. Cehaletin koyu karanlığı burada kendisini açık eder.
Osmanlı yaşam şartlarının; kuruluş ve yükseliş dönemlerinde, üzerine oturduğu temel; nesnel olmasına rağmen bu nesnellik hep tabumsak olukla söyleniyordu. Tabumsak söylemle belirtilen yanlar, hep ön plânda olmakla tabuya dek söylemler hep ahalinin anlama ve anlatım bilinciydi. Çünkü tabular hep bir şeyleri gizlerdi. Ne ahali tarafından bilinsin istenmiyorsa o alan tabucu inanç söylemleri ile gizlenirdi.
Siz aklı, bilgiyi, bilinci, sorunu değil inancı imanı tartışır olurdunuz. O da bir yere kadardı. Bir yerden sonrası günah olmakla istiskal (suskun) olurdunuz. Osmanlı da devlet bilinci de ahali nazarında bir tabudur. Tarihsel hafıza içinde gizlenen köleci hafıza olmakla köleci hikâyeler kutsanıp yüceltilmekle, kölecilik ahaliye; kulluk biati, devlet olma, devlet kurma hikayesi gibi söyleniyordu.
Bu tutum içinde ideoloji üreten Osmanlı baştan sona kadar var olan kısma kadar bir devlet bilinci bir devlet hafızası arşivi oluşturmamıştı. Arşiv anlatılan kadardı. Anlatılanda duruma göre yorumlanan kadardı. Buna rağmen güç kendi şartlarını dayatmakla gerçekti. İman diye söylediği de Arap geleneğiydi.
Üretim çoklu bağıntıların süreci olmakla üretim ilişkisi de üretim hareketi de zorunlu bir çoklu bağıntıydı. Çoklu bağıntı; üreten ve paylaştıran süreci de belirleyen etki bağıntıydı. Kişi inşanın başından beri üretim işini sürdüren, araştırıp geliştiren değildi.
Ve inşa birçok kişisi yeteneklerle oluşturduğu kolektif sentezli kişi katkılı yeteneği, toplumsal yeteneği aktarıp geleceğe de kişilere de miras eden kolektifti. Kişilerde beliren ve kişinin kendisinden fazla olan yeteneği; kişiye donanım olarak aktarılan kolektif güç ile kolektif bilinçtir.
Kolektif sistem bu dinamiği nedenle; kişilerin El gibi iradeli kişisi sahipler olup, sahiplik iradesini diğer kişiler üzerine baskı ve basınca yapmağa dönüşür olmasına kapalı bir seçme ayıklamaydı. İşte bu seleksiyon; sistem üzerine etki edecek bir kişi sahipliği durdurmanın bilinci olmakla sistemin hafıza kuralı olmak zorundaydı.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...