Demokrasi bir mücadeleler tarihidir. Kişisi mal mülk sahipliği gibi bir alan gücünün ortaya konması üreten inşacı bir yapının ürünü olmayıp yapının gelişmesinden epey sonra muktedir olucu eğriliği gözeten düşünmenin zor kullanmasından ortaya çıkmıştır.
Demokrasi mal mülk ve üretim gücü ile üretim araçları sahipliğinin ezen, zor kullanan gücene karşı direnç olarak doğmuştu. Zor kullanan gücün bir kendisinden kaynaklı kendi üzerine kendi etkimeli direnci yani fren etkisi vardı bir de karşıtı olan üreten kolektif emek gücüyle girişmesinden ötürü direnç koyan firen etkisi vardı.
Mülk sahipliğinin mülkünde çalıştırabilmek için emek gücüne köle gücüne (şimdi robotlara yani yine kolektif gücün ürünü olan akıllı robotlara) ihtiyacı vardı. Yine mülk sahibinin kendi servetine servet katması için emek gücünü sömüreceği bir kula (köleye) ihtiyacı vardı. Bu da kölenin ürettiği değerden köleye yarın yeniden çalışma yapması için zorunlu bir pay verişti.
Hayli gelişen ön ittifaklı sürecin içindeki kimi insanlar kolektif sahipliğin akışını tersine bir hareketle, kişi sahipliğine çevirmenin eylem ve mana anlayışını tartıştırmaya ve tartışmaya yönelici yeni bir mana oluşun düşünce ve uygulama alanı içine girdiler. Bu yeni mana alanı sahipliğinin tavrı, kolektif alana kaybettirerek kişisi kazanmanın ana esasını ortaya koyucu anlama ve anlatımların mana düşüncesiydi.
Tersten çevrim ile kolektif sahiplik olanı, özel mülkiyet sahipliği yapmanın unuttuğu bir şey vardı. Özel mülkiyet yapılan her şey, kolektif emek gücünün eseri olmakla ancak ve ancak kolektif oluşla, kolektif bir süreçten sonra ortaya konan geçmiş, ilk oluşla biriken değer ve zenginliklerdi. Köleci tutum kolektif değerlerden sapıştı. Bunun yeni ahlaki yansıması kolektif zenginlik içinde, kolektife göre olan genel yararın, genel değerlerin ve özgeciliğin kaybolmasıyla yitirilen şeyde anlaşılacak olan tek şey de ERDEMDİ. Tarih boyunca 35 bin El hem bu ihdası ortaya koyacaktı hem de bu ihdas sonunda yitirilen erdemi düzenlemeye uğraşacaktılar!
Edem, kolektif ligini yitiren kişilerin kolektif bilinçle, kolektif güçle kolektif iliğin içinde olmasından kaynaklı durumlarıyla, kolektif ligin kişilere yansıyan özgecil bir kolektifi olgunluk içinde olmasında ön ayakla depreşecekti. Kişi yalnız kaldığı köleci sistem içinde yiten kolektif değerleri nedenle; köleci sistem içinde kolektif hafızadan hatırlanıp, bilince yansıyan kolektif değerlerin olası olduğu kadarla mücadelesini oluşan depo hafızadan kaynaklı kolektif ruhlu davranıştı.
Bu akla ziyan istismarcı mantığa GÖRE sanki karın doyurmayı var eden de bizi kıpırdatan da aynı enerji gücünün büyülü dönüşüm bağıntıları değildi. Halbuki karın doyurmayı var etmek demek akış içinde besine dönüşen enerjiyi, kişiye topluma, toplumsal harekete dönüşmekle yine bir enerji ve devim olan kıpırdanmaydı.
Beslenme ve besin enerji akışı içindeki enerjinin bin bir tür dönüşme yolu içindeki değişme yollarından sadece biriydi. Siz enerjiydiniz. Beslendiğiniz şey de enerjiydi. Enerji (besin) zaten dışta vardı. Kimse size rızk diye vermiyordu. Bunların enerji düzenlenim süreçleride devim ve hareket kıpırdamasıydı. Bu süreçler enerjinin niceli durumlarıyla kesikli sürekli devim olmasıyla birbirine bağıntılı olan olgu ve olayla zaten zorunluydular.
Yani sizin rızk dediğiniz besin ne lütuftu ne sizin içindi. Zorunlu olandı. Unutmayın siyona bakteri meyva yemekle beslenmez (enerji dönüşmez). Sülfürlü bileşiklerde besin ve enerji düzenli enerji dönüşme yollarıdır. Beslenme değişme dönüşme ve eylemdi. Enerji varsa, akış varsa, meyve de var. Siz de varsınız. Akla hayale gelmeyen şeyler de var. El kıpırdatmasa üretemezdiniz demek, berhavadır.
Kısaca köleci sahipli mantıkla ortaya konan El türü mana anlayışına göre yapılan anlama ve anlatma kalıplı süreçlerin kendi anlamsal meşruiyetçe söylenişi içine giren özel mülk sahipli tutkular haldeki borsaya katılmanın vaadi gibi çok cazipti.
Cazip olmak (çekicilik) aklı işletme, akla seslenmeden çok bencilliğinize ve bencil tutkunuza sesleniyordu. Ne tür bir anlamın anlatımı içinde yükselirseniz, diğer yandan anlatım zıddı olan karşıtları da alçalır. Akılsızlığınız ve akıl perdelenmeniz böylesi durumlarda yükselen yere yapılan vurgular nedeniyle oluşur.
Yani bencil cazibeye yoğunlaşırsanız. Cazibenin çekici olmayan zıtlığına karşı az çok ya da geçici bir süreliğine veya aklınız başınıza gelene dek kadar çok daha uzun süreler boyunca, olumlu tarafı yükseltilen anlamaların olumsuzluğuna kapanırsınız. Düşünmenin alan yönü yükselen cazibe eğimi üzerinde, akışçı olur.
İletkenlik (akışlı oluş), yalıt kanlık ve di elektrik; kendisi enerji olan enerjinin çeşitli enerji düzenli niceli durumlarla belirişinin, birbirine bağıntı girişme durumlu enerji düzenleri içinde olan bu yansımaları özdek sel özelliklerdendi. Bu yansımalar nesnel oluşla, akan enerjiye dek büyülü olan enerjinin nesnel kurallardırlar. Enerji bu nesnel ve kesikli sürekli olan bağıntılarsan ilişkileri nedenle büyülüydü.
Bizler bilerek ya da bilmeyerek alan etkisi nedenle bu yasa kurallara göre taat, itaat etmenin zorunluluğu içindeyiz. Bu taat ve itaat anlaması içinde yasa size “bir yalıtkanla izole edilmemiş iletkendeki akan enerji sizi çarpar” diyorsa bunun aksi olası değildir. Bunu kimse dilemiyordu.
Eşyanın (enerjinin) tabiatı (ırası- ana karakteri) böyle. Bu temel düzlemle beliriştir. Bu böyle. Bunu bu durumla kendimize referans edip, bilinenden bilinmeyene yol alacaktık. Buna göre ön deyiler ortaya koyup sınayacaktık. Var oluş ta, bilgi de bir girişme türü olan deneyden gelirdi.
Tırmanırken gerinizde iniş bırakırsınız. Giderken gerinizde aynı anda dönüş yolu bırakırsınız. Yaşarken (tırmanırken) mutlaka ölü olduğunuz bir an (iniş anı) vardır.
Kuantum yasalara göre yaşayan anınıza, ölü anınızın eşlik etmesi; ölü anınıza da yaşayan anınızın eşlik etmesi gerekirdi. Makro boyutta diğer an varken anın biri, diğer an nedenle gözükmüyordu (kayıptı).
İp üzerinde bir cambaz düşünün. Cambaz ip üzerinde yürür ama cambaz ipin çevresini dolaşamaz. Fakat bir karınca bir böcek o ipin çevresini çok rahat dolaşır. Size kapalı olan boyut karıncaya olasıdır.
Temel değerler paylaşımı içinde olukla hiçbir işin nitelik ve niceli farkı diğer işe üstünlük değildi. Temel değerler paylaşımı içinde olan organize işler sonuç yarar olan hayatı yaşatan işler olma bağlamında ortaklaşışla olan işlerdi.
Bilim, bilgi üreten koşulları daha kolay daha paylaşma yapmakla kas gücünü en aza indirgeyen kolektif güç içinde olmakla hayatı yaşatan kolektif etki olmakla herkese göreydi. Bir tarağın üretilmesi, manikür pedikür vs. gibi kullanım ve tüketimler yaşamın kalitesi olukla gerekliyse de “ kolektifi oluşan, hayatı yaşatan ve sürdüren mutlak değerli paylaşım” değildiler.
Toplum bunları düzenlemede sömüren bir baskı ve basıncı ortaya koymadan, mutlaka değil ama isteyen herkese farklı mesai ile farklı kullanım ve tüketimim düzenlemesi içinde olabilir.
Totem mesleklerinden ötürü ön ittifaklı, üreten ilişkiler içindeki ilahi grup kişilerinin bir toplum içinde ne yapacakları bellidir. Koyunu gütme, koyunu kırpma, koyunu sağma, koyunun sütünden süt ürünleri elde etme gibi süreçlerdi. Koyunyününden yün eğirip, dokuma yapma gibi işler temel şablon işlerdi.
Üreten ilişkiler dışındaki insan kişilerinin ve köleci sistem içinde de kölelerin; üretim yapar olmaları dışında da bir yaşamları vardı. Kölelerin boğaz tokluğuna olur çalışmaları dışında kendi sağlamalarını, tüketip; yaşantı aştığı toplumsal alan dışında zar zor da olsa; bir de kişilerin sosyal evlilik alanı daha vardı.
Yaptıklarını, olup bitenleri düşündükleri, sosyal ilişkilerini ayarladığı; dünyayı yaşantı aşmaya çalıştığı groteski olmaktan az çok çıktığı; birbirini gezip ziyaret ettikleri birbirine konuk olup anılar hikâyeler anlattıkları, adabı muaşeret öğrendikleri; dostluklar kazanıp dostluklar kaybettikleri bir yaşam oluşun; özneler dünyası vardı.
Kolektif irade, üreten irade ve toplumsaldır. Kolektif olan ön ittifaklar özel mülkiyetçi köleci sistemle beraber parçalanmıştılar. Bu parçalanma içinde her biri bir yerler sahibi olan El ve birçok El’lerle, mal mülk sahibi oldular. İlk başlarda El; bu tarz kaynağı belirsiz malın (kaynağı ön ittifaklı kolektif zenginlik kolektif birikimler olan), mülkün temsilci olan irade olmakla; ortaya konan mana anlayışıydı.
Hâlbuki kolektifin sahipliği içinde olan malı mülkü EL kendi üzerine zimmet etmişti. Böylece ön ittifaklı üreten ilişkiler girişmeli grup emekleri denkliği içinde olan alan etkisi düzenlemesi yerine köleci sistem mal sahipliği girişmeli; sahipliğin ürettirmesi oluşla süreç alanını düzenlenecekti. Sinear bölgesi köleci tevhit etrafında Sümer adıyla henüz bir birlik oluşturmamıştı.
Bu aşamadaki üreten ilişkiler alanını mal sahipliği üzerinde düzenleme işini; kerametlisi de kendisi olukla, kendisinden icazetli birçok bay (bey) erki olan El oluşturmuştu. El; mal mülk te benim. Malı mülkü olmayan kişiler de benim diyor; üreten ilişkileri düzenliyordu. Henüz emek sahipliği olan mal mülk dışında her şey benim demiyordu.
Kolektife oluş bir tarih bilinci olan diyalektik bilgidir. Sosyal, toplumsal ve öznel oluşun ortaklaşan güç dediğimiz kolektif hareketin üzerinde başlatıp süreç ve inşa olmasının türlü aşamaları içinde bu güne gelmesi bilincidir. Kapitalizm dahi hala bu bilincin eseridir.
Doğada yapılan ilk sağlama hareketi kolektif sosyal bilinçtir. Kolektif sosyal bilinç giderek grup gücü ve grup bilinciyle kolektif totem meslekli üretim harekettir. Gruplar arası totem meslekli kolektif üretim gücü; yeni bir grup kolektifi içindeki entegrasyonla ön ittifaklı üretimin kolektif sentezidir.
Yani üreten ilişkiye gelen ve üreten ilişkiyi ortaya koyup bugün de yarında sürdürür olanı kolektif bilinç, kolektif sahiplik ve kolektif üretimdir. Süreç bu referansa geri bağlanımla değişmeler verip adaletini inşa etmelidir. El Malik’in böyle bir referansı olmamakla adaleti de geri bağlanım referanslı diyalektik bilinç değildir. Bu nedenle El adaleti insana ve insanın üreten bilincine, insanın kolektif hareket içinde oluşuna bir yabancılaşmadır. El Malik; malik oluş üzerinde (ürettirme, üretim aracı ve üretim gücü sahipliği üzerinde) ortaklar tanımaz. Bu üç somut olgu El malik ile soyut bir ihsan oldu.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...