Bugünde bir esinti yazayım dedim.
Ha dedi, ol demi dikkat ile meyl ettik
Duyduk ki sözü; ne ham idik, ne de yettik
Demi olda kırar rüzgar, yatışır hemle
Bana hikâye gerek
Bir vuruşla seksen kelle alan
Yalın kılıç düşman içine dalan
Şöyle olmazından olur gibi bir şey
Yeter ki hikâyesiyle olsun her şey
Yıkılıyordu bir bir
Bağrışla sıradaki
İki habersiz
Şahrud'dan Seyduna'ya
Halk sokakta ağlayabilir. Halk meydanda feveran edebilir. AB müktesebatına imza attığınızda halk doğrudan değil ama dolaylı oluşla, bunun sevincini nasıl sokağa taşırıp seviniyorsa; Soma felaketinin de acısını doğrudan değil ama dolaylı taşırmasıyla sokakta olacaktır. Bunu ayırt edemediniz mi, öfkeniz sahaya iner.
Toplumsal bilinci oluşmuş bir halk, bakanın; "485 kişi kurtarılıp; kimi sedyeyle hastaneye götürüldü; kimi de yürüyerek ocaktan çıktı gitti", demesine itibar etmez. Bakan da böylesi toplumsal bilinci oluşmuş bir halka da çabucak hemen bu cümleyi kurmaz. Hem de; "durumu 301-302 sayısıyla kapatacağız" cümlesini ifadelemez.
Bu ne demek şimdi? Koskoca devletin bakanına inanılmaz da sokaktaki sade bir zerzevatçıya mı inanılır? Hayır, ikisine de değil.
Sosyal duyguların inşası, önce bir ara dönem inşasıdır. Başlangıçtaki totem meslekleri kendi grubuna, sağlama oluşa bir rahatlama getirmişti. Her hangi bir oluş, bildik tanımlamayla; "şişede durduğu gibi durmayacaktı". Bu rahatlıklar bir başka türden sosyal seçilim yasaları içine duygu oluşlarıyla da yansımıştı.
Solucan yiyen yabanıl gruba karşın; totem meslekli grup artık ne bulurlarsa yemenin de zorunluluğundan kurtulmuştu. Hatta solucan yemek totem meslekli grupça aşağılanır bir durum olmuştu. Totem mesleği sağlama bağlamında kişilerin birbirine bir bağlılaşmasıysa da; totem meslekleri doğa karşısında üretim olmakla, bir özgürleşmeydi.
İlk özgürleşme ve ilk kez özgürlüğü dile getiriş bu bağlamda tarih sahnesinde yürürlüğe kondu. Özgürlük bir üretim hareketiydi. Zorunluluklarla güdülmek yerine; zorunlulukları üretmek, zorunlulukları gerektirmek; zorunlulukları belli bir süre geciktirip, kontrol altına alabilmekti. Doğayı düşünceleri diyalektikti oluşla üretmek, özgürlüğün toplumsal hareket olmasının sonucuydu.
İhtiyaçların sağlanma zorunluluğu, kişi bünyesi dışında kişi-kişi ya da kişi kişilerdi sosyal ilişkilerini kurmanın yansımasını vermişti. Toplumsal sürece gidecek yol adımının başında, sosyal ilişkiler vardır. Hiç bir başlangıç sosyal ilişkisi, haberdarı olmadığı toplumsal ilişkiyi amaçlamamıştı.
Ya da hiç bir sosyal ilişki nedeni olacağı öznel ve nesnel yansımalar nedeniyle toplumsal bağıntıyı hedeflemiş değildir. Bu kulvarın yol adımı içinde olukla ortaya konan yol adımları da kaçınılmaz oluşla toplumsal ilişkiyi, toplumsal ilişki de evrensel ilişkiyi ortaya koymuştu.
Ama ne toplumsal ilişki, ne de evrensel ilişki; sosyal ilişki değildi. Bu süreçler sosyal ilişkili alan kazanımı içinde sosyal ilişkili sosyal yumurtadan çıkmışlardı. Ama sosyal ilişkili öze bağlı yumurtanın kabuğu değillerdi. Artık sosyal ilişkiler de eski sosyal ilişkiler olmayıp, toplumsal ve evrensel ilişkilere bağlı, sosyal ilişkilerdi.
İşte yalın ve karmaşan yansıma, çevrimli tekrarlar akıl ve bilinç olmakla; öznel dünyada yeni bir yansıma alanı olmakla; düşünceydi. Denebilir ki düşünce ve eylem aynı andadır. Biri diğeridir. Yani eylem düşüncedir; düşünce de eylem olmakla aynı anda ve ilktirler. Ama aynı anda olanın arasında bile bir faz farkı vardır. Bu faz farkı, saniyeyi ve saniye altını, parçalı hale getirir.
İşte aynı olanın; geciktirilen, engellenen kısmı, faz farklı yansımadır. Faz farklı yansımanın öncesi sonrası içinde yansımalara etkiyen ve bu yansımalardan etkilenen olmakla; görece olan faz farkı düşünce ve eylemi oluşturmaktadır. Bir olgu ve olayda düşünce faz farkı önde iken, eylem sonradan olmakla eylem bu düşünceye göre ortaya konabilir. Kimi durumlarda eylem olanın faz farkı önde iken; eylemin düşüncesi sonradan ortaya konabilir.
Yani süreç içinde aynı olanla, birlikte olanın; tıkaçlanması, sürtünmeli olması, geri yansımalı olması, ileri yansımalı durumlarla karşılaşması içinde süreç parçalı ve faz farklı duruma dönüşecektir. Sali saniyeler içinde onlarca, binlerce faz farkı veren parçalı oluşlar demek; eylemseli olanın düşünseli; düşünseli olanın eylemseli, olması demektir. Yani faz farkı, görece olanı ortaya koymasıyla; eylemseli olanlar (frekanslar) çeşitlenmektedir.
Maden ocağına girdiğiniz zaman, imanınız; iman gücünüz, bir para etmez. Nasıl davranacağınızı ocak şartları belirler. Siz de bu şartları okur, öznel bilincinizle özel bağıntılı şartları o yerin yönergesi haline getirip davranırsınız.
Ha keza bir arabaya bindiğiniz zaman yine arabanın kendi dinamikleriyle, arabanın etkileşimde olduğu çevre girişmesinin dinamikleri, sizin nasıl davranmanız gerektiğini belirlerler. Meleklerin kanat sayısını bilmeniz, meleğe iman etmeniz, büyücülük yapan cinler bilginiz bu tür özel bağıntılar içinde solda sıfır kalır. İman gücünüz özel bağıntılı şartlar içinde şaşar.
Demek istemem şu. Din iman sosyal alanlı özel hayatın işidir. Toplum; özel bağıntılı üreten ilişkiler alanıdırlar. Özne olandan gayrı nesne olanın bağıntısıdır. Üretim işi özne nesnel süreçler girişmesidir. Siz nesnel olanı okuyup, öznel anlamalar ve anlatımların kuralı haline getirişle, bu yasallığı üretimlerin özel bağıntılı alanında işlerlisisiniz.
Ve bu bir kişinin vergisinden, 120 kişilik yatırım umarlar. Hâlbuki böyle bir yatırım çıkmayacaktır. Toplumun diğer yatırımlarından kısılarak çıkarılsa bile geniş yığınların sosyal devlet ilkelerine harcanacak paylar böylece falanca etnik anlayışın kısır verimsiz çoğalmasının istihdam ve diğer donanımına harcanacaktır. Bu bir insana yatırım olmayıp plansızlığa, geleceği planlayamamaya yatırımdır.
Yani kısır döngüdür. Toplumlar açısından bir kısır döngüdür. Dünya yurttaşlığı ve dünyanın yaşanabilirlik geleceği bağlamında kaynak israfı açısından da bir sorunsaldır. Bu bir toplumsal öğrenme ve toplumsal kültürdür.
Ne kadar haklı olsak da karşı olmakta bu mantalite yüzünden genetiği değişmiş üretimler, hormonlu gıdalar kaçınılmazdır. Sınırsız bir oluşum ve anlayış ne haktır ne özgürlüktür. Kişi bu tür düşünme sorumluluğu edinmelidir. Etnik anlayışlar bu tür öğrenmenin çok çok uzağındadırlar. Etnik anlayışlı girişme, geleceğin ve toplumun ayak bağıdır.
Bu aidiyet girişmeler, hem etnik, hem ittifak özelliği taşıyan tanrıça (İnanna'nın) göğsünde süt içme ile temsil ediliyordu. Yeni aidiyetliği, etnik halklar; bu sembol dönüşme üzerinden, kavrayıp anlıyorlardı. İnanna hem ata totem inancını kendinde toplamış, bir inanç riti idi.
Hem de yeni toplumun (etnik birleşmelerin) bir sembol geçiştirme ve dönüştürme meşruiyetlik anlama ilişkisi, yasa (ve töre) işlevli idi. İnanna verimlilik ve bolluktu. Bu anlayışla ittifak eden toplum teşkilatlandıkça verimlileşiyordu da.
Bu yüzden etnik ırki kimliklerle toplumsal aidiyetler, farklı simge veriler üzerinde işlerlik kazanırlardı. Toplumsal sözleşme olanla, siyasal sosyal sözleşme olan karıştırılmamalıdır. Toplumsal olan, temel, asli ve işler olandır. Şimdilerde, Sosyal siyasal sözleşmeler, toplumsal sözleşmenin üzerine olan, bir lüks tüketimdir. Lükslerde zararlı işlemeye başladıkça tasarruf edilirdir.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...