b
Son bir belirtmeyle hayatın ve inorganiklerin neden çeşitli olmak zorunda olduklarına dair basit bir değinme yapmış olayım.
Demir atom altı parçacıklar bileşimli bir proton ve nötron ile elektron entegrasyonlu enerji valans bant düzey ilişkinleridir. Bir yıldızın içi yakıtının tümünü demire çevirmeden belli bir kritik eşikten sonra demir sentezlemeyi durdurur.
İşte demir sentezini durduran bu zorunlu süreçten sonra demirden sonraki elektro valanslı enerji düzenli yeni maddeler oluşur.
Masadaki anlam olan mana düşüncesi, masayla vardı. Değilse masa mana anlayışı masadan önce var değildi. Masa kendi manasıyla sınırlı. Mana da masayla sınırlıydı. Masanın dışında alabildiğine bir biçimlenişleriyle bir mana anlayışı yoktu.
Biçimlerle birlikte ve biçimlerin dışında örneğin, kuantum biçimleri eylemli, dönüşlü kılan nükleer güç, zayıf güç, manyetizma ile kütle çekimi gibi şimdilik dört temel kuvvet veya yasa vardır.
Bu yasalar enerji-boyut girişmesiyle, enerjinin niceli durumlarını, biçimlerini halden hale; durumdan duruma geçişme yaparlar. Artık bu olup bitenler bileşik duruma bağıntılı devinmeler olup yer, zaman ve mekânlardı. Masaya eklenen en, boy, genişlik gibi zaman, mekân devimli boyutlarla masa manadır.
Duyurmanın ya da seslenmenin olduğu yerde zıddı durumlara duyuramama veya seslenememe de vardı. Bu doğal hal madde anti madde karşıtlığı içindeki durumlarla, boyutsal farklılığı olan durumlarla ortaya konabilir olduğu gibi; gerçeğin karşısına gerçek olmayanı koymakla da olasıdır.
Örneğin, Amazon Ormanlarında şurada burada hala bulunan ilk sel dönem yaşamları gibi bir yaşamları olan totemdi düzeyli gruplarda güncelimizdeki kolektif kapasite, günceldeki kolektif zekâ ve bilimsel bir sosyolojik algı kalıbı oluşturulmadığı için siz hemen güncel değerlerle bir girişim başlatamazsınız.
Bunlar duymanın veya seslenmenin olduğu yerde geçici de olsa kalıcı da olsa duyamamanın ve seslenememenin oluşmasıdırlar. Bu nedenle köleci sistem bunu önce bilmeden zıt durumla; sonrada bilerek iyi kullanmıştır.
15/1
Var sayalım ki doğanın sunduğu beslenme olanakları arz olsun! Bizim besinlere yönelmemiz de talep olsun! Arz talep yasası bir üretim yasası gibi görünür. Ya da planlı bir üretim yasası gibi görünür. Ancak arz talep daha çok kâr etmeyi; çokça ve kısa yoldan köşe dönücü kazancı, karaborsayı gözeten fahiş fiyatla satış için kullanılmaktadır.
Arz-talep; yatırım-yatırımcı; Finansman-kredi; döviz-faiz; hayat pahalılığı-likidite genişliği-likidite darlığı gibi mekanizmalar “kâr, ticaret, kazanç düzenli soygunlar”, köleci düzen için meşru, akılcı, mantıklı yollardır.
16/1
"Ha büfe açık" söylemi, bir otelde, bir konaklama yerinde ya da bir yemekli toplantıda yiyecek içeceklerin istendiği gibi seçilip; istendiği gibi yiyeceklerden istendiği kadar alınmasına izin verilen söz ve davranış yerlerini anlam eder.
"Büfe açık" söylemi; büfenin açık olduğunu gidip alış veriş yapılabileceğini belirtir. İşte biz "açık büfe" söylemindeki anlamı "büfe açık" söylemindeki anlamla eşleştiriyoruz. Ya da diğerini açık büfe sözündeki anlamla aynılaştırıyoruz.
17/1
Totem alanda mirasçılık ve temas etme kuralı şimdi; ittifakın mirasçısı olma ve ittifakın temas edeni olmaya dönüşmüştü. Bu iki temel başlangıç koşulu köleci sisteme göre dönüşmüştü. Bu dönüşme; kişiyi ana babasına mirasçı yapan dönüşmeydi. Kişiye ana baba kardeşler arasında el ele değdirmenin temasını yapan dönüşmelerdi.
Kolektif yükümlülükler ana babaya göre inşacı ana baba totemi üzerine indirgenmişti. Köleci sistem içinde bir de mülk sahipliğini gözeten totem vardı. Ki mülk sahipliği totemi kolektif kapasiteyi ele geçirmekle veren ve alan El ‘di.
Kolektif alan, kendisini özelleştiren iştaha göre bir kezlik dağıtılıyordu. Hikâyeye göre ilk dağıtım sürecinde kolektif güç kimi kişilere takdir edilerek verilmişti. Bu takdir içinde her şey dört dörtlük değildi. Takdir edilenler mülk sahipli eylem alanı içinde yaşandıkça aksamaların düşünce, eylem, söylem davranışları ortaya konup geliştirilecekti.
Özel mülk sahipliği anlayışı iki ayrı eylem, söylem ve düşünce alanı açmıştı. İlki varlıklı kesime göre açılan varlıklı oluşla davraılan eylem alanıydı. Sadaka verme, kurban kesme gibi.
İkincisi yoksul kişilere göre açılan eylem alanıydı, Kutsama, dua etme, sadaka alma, şükretme, yoksulluğu miras bırakma, kadere göre takvacı yaklaşımla davranma gibi eylem alanları açılmıştı.
18/2
İmanın ilk bildirgesi içinde kölelerin mülk sahibi efendilerine karşı kutsayıcı bir anlayış çerçevesindeki eylemleriyle efendilerine sadık olmaları şarttı. Köleler efendilerine teslim olacaktı. Hem de köle imanı gereği bir köle "teslim olanların ilkiyim" diye övünecekti.
"Yeni yol bulmakla" yeni ortaya konan alan içinde "yeni açılan yol" ile efendi köle, zengin fakir, iyi kötü, ahlaklı ahlaksız, sadakat, teslimiyet, razılık pişmanlıklar vs. ortaya çıkmıştı. Açılan yoluneEn çarpıcısı da mülk sahibinin mülk kutsallığını esas alan izani çıkarımlar doğrultusunda; adalet ve adaletsizlikler ortaya konmuştu.
Şu veya bu biçimde; şu veya bu nedenle bu "mülk sahipliğni ve mülk sahipliğinin keyfi takdirini anan deklarasyon anlatımı içine bir kez girdiniz mi, kurtuluş ölümdü. Artık türlü biçimde yaşanacak her türden olumlu veya olumsuz gelişmelere yol açılacaktı. Bu gelişmeler, akılla değil; inancı eksenle köleci kurum ve kurallara bağlanma içinde tartışılacaktı.
18/3
Köleci paylaşım hareketi zorunlu olarak kolektif üretim hareketi üzerine kuruluydu. Üretim hareketi yoksa ne köle vardı, ne köleci vardı. Ne enflasyon var ne faiz vardı. Bunlar üretim nedeni değil aksine üretimi hortumlama aparatlarıdırlar.
Kolektif geçmişi ortadan kaldırırsanız bir boşluk oluşur. Boşluk El gibi hayali çıkarımlarla dolar. El 'in rızk dağıtma anlayışıyla dolar. Mülk sahibinin takdiriyle dolar. Nafaka aramayla, ekmeğini taştan çıkarmayla, kısmetse iş bulmayla dolar.
Bu çıkarımların neye göre karşılık olduğu belirsiz gibidir. Oysa bu çıkarımlar kolektif başlangıca göreydi. Üretim hareketi yerine konan El takdiri gibi muğlak ve sanal ifadelerdi.
18/4
Kolektif alana bağlılık şimdi, alçak gönüllülükle El 'e bağlılığa ve El 'e teslim olmaya dönüşmüştü! Bu dönüşme "Verdiğim rızkı anmazlar mı?" diyen minnettarlığa, şükreder oluşçu atıflarla kişilere üzerinde bilinmezliğin algısına dönüşmüştü.
Emeğine, doğaya ve toplumuna El diye şükreden insan; kendisine de yabancılaşan insandı. Bu tür yabancılaşmalarla, bu gibi algılarda; neler neler çıkacaktı.
Köleci zihniyetteki bu algılarla yaşlıların, çocukların, hasta, sakatların ve mal sahibi olamayanların durumları; acınmaya, merhamet edilmeye, lutfedilmeye; veli nimet bulmaya, alicenaplıklara uğramaya kadar vardırılmıştı.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...