İhtiyaçların sağlanma zorunluluğu, kişi bünyesi dışında kişi-kişi ya da kişi kişilerdi sosyal ilişkilerini kurmanın yansımasını vermişti. Toplumsal sürece gidecek yol adımının başında, sosyal ilişkiler vardır. Hiç bir başlangıç sosyal ilişkisi, haberdarı olmadığı toplumsal ilişkiyi amaçlamamıştı.
Ya da hiç bir sosyal ilişki nedeni olacağı öznel ve nesnel yansımalar nedeniyle toplumsal bağıntıyı hedeflemiş değildir. Bu kulvarın yol adımı içinde olukla ortaya konan yol adımları da kaçınılmaz oluşla toplumsal ilişkiyi, toplumsal ilişki de evrensel ilişkiyi ortaya koymuştu.
Ama ne toplumsal ilişki, ne de evrensel ilişki; sosyal ilişki değildi. Bu süreçler sosyal ilişkili alan kazanımı içinde sosyal ilişkili sosyal yumurtadan çıkmışlardı. Ama sosyal ilişkili öze bağlı yumurtanın kabuğu değillerdi. Artık sosyal ilişkiler de eski sosyal ilişkiler olmayıp, toplumsal ve evrensel ilişkilere bağlı, sosyal ilişkilerdi.
İşte yalın ve karmaşan yansıma, çevrimli tekrarlar akıl ve bilinç olmakla; öznel dünyada yeni bir yansıma alanı olmakla; düşünceydi. Denebilir ki düşünce ve eylem aynı andadır. Biri diğeridir. Yani eylem düşüncedir; düşünce de eylem olmakla aynı anda ve ilktirler. Ama aynı anda olanın arasında bile bir faz farkı vardır. Bu faz farkı, saniyeyi ve saniye altını, parçalı hale getirir.
İşte aynı olanın; geciktirilen, engellenen kısmı, faz farklı yansımadır. Faz farklı yansımanın öncesi sonrası içinde yansımalara etkiyen ve bu yansımalardan etkilenen olmakla; görece olan faz farkı düşünce ve eylemi oluşturmaktadır. Bir olgu ve olayda düşünce faz farkı önde iken, eylem sonradan olmakla eylem bu düşünceye göre ortaya konabilir. Kimi durumlarda eylem olanın faz farkı önde iken; eylemin düşüncesi sonradan ortaya konabilir.
Yani süreç içinde aynı olanla, birlikte olanın; tıkaçlanması, sürtünmeli olması, geri yansımalı olması, ileri yansımalı durumlarla karşılaşması içinde süreç parçalı ve faz farklı duruma dönüşecektir. Sali saniyeler içinde onlarca, binlerce faz farkı veren parçalı oluşlar demek; eylemseli olanın düşünseli; düşünseli olanın eylemseli, olması demektir. Yani faz farkı, görece olanı ortaya koymasıyla; eylemseli olanlar (frekanslar) çeşitlenmektedir.
Maden ocağına girdiğiniz zaman, imanınız; iman gücünüz, bir para etmez. Nasıl davranacağınızı ocak şartları belirler. Siz de bu şartları okur, öznel bilincinizle özel bağıntılı şartları o yerin yönergesi haline getirip davranırsınız.
Ha keza bir arabaya bindiğiniz zaman yine arabanın kendi dinamikleriyle, arabanın etkileşimde olduğu çevre girişmesinin dinamikleri, sizin nasıl davranmanız gerektiğini belirlerler. Meleklerin kanat sayısını bilmeniz, meleğe iman etmeniz, büyücülük yapan cinler bilginiz bu tür özel bağıntılar içinde solda sıfır kalır. İman gücünüz özel bağıntılı şartlar içinde şaşar.
Demek istemem şu. Din iman sosyal alanlı özel hayatın işidir. Toplum; özel bağıntılı üreten ilişkiler alanıdırlar. Özne olandan gayrı nesne olanın bağıntısıdır. Üretim işi özne nesnel süreçler girişmesidir. Siz nesnel olanı okuyup, öznel anlamalar ve anlatımların kuralı haline getirişle, bu yasallığı üretimlerin özel bağıntılı alanında işlerlisisiniz.
Bana hikâye gerek
Bir vuruşla seksen kelle alan
Yalın kılıç düşman içine dalan
Şöyle olmazından olur gibi bir şey
Yeter ki hikâyesiyle olsun her şey
Ve bu bir kişinin vergisinden, 120 kişilik yatırım umarlar. Hâlbuki böyle bir yatırım çıkmayacaktır. Toplumun diğer yatırımlarından kısılarak çıkarılsa bile geniş yığınların sosyal devlet ilkelerine harcanacak paylar böylece falanca etnik anlayışın kısır verimsiz çoğalmasının istihdam ve diğer donanımına harcanacaktır. Bu bir insana yatırım olmayıp plansızlığa, geleceği planlayamamaya yatırımdır.
Yani kısır döngüdür. Toplumlar açısından bir kısır döngüdür. Dünya yurttaşlığı ve dünyanın yaşanabilirlik geleceği bağlamında kaynak israfı açısından da bir sorunsaldır. Bu bir toplumsal öğrenme ve toplumsal kültürdür.
Ne kadar haklı olsak da karşı olmakta bu mantalite yüzünden genetiği değişmiş üretimler, hormonlu gıdalar kaçınılmazdır. Sınırsız bir oluşum ve anlayış ne haktır ne özgürlüktür. Kişi bu tür düşünme sorumluluğu edinmelidir. Etnik anlayışlar bu tür öğrenmenin çok çok uzağındadırlar. Etnik anlayışlı girişme, geleceğin ve toplumun ayak bağıdır.
Sosyal olanın devinimleri büyük oranda subjektiftir. Sosyal olgu ve olayların durumları, pek çok kez, sanı ve kanıdırlar. Yani size bilinç olacak, düşünce törenizdir. Kuşkusuz bir nesnel girişme, ilişkilenme ihtiyacının, öznel anlayışla, yorumlanma sanısıdırlar.
Oysa toplumsal yapıların veya toplumsal oluşumların, sizin bilincinizden ve sizin ideal düşünmenizden ayrı, bir bağımsız, bağlantısız var oluşu, vardır. Hiçbir keyfiliğinizi tanımaz. Aksi halde toplum, çatışmacı ve üretemez olur. Toplumsal yapılar ve toplumsal sözleşmeler, bu bağımsızlık üzerine inşa olup devinir ve işlerler.
Toplumlar tarihi, halkların (etnik yapıların) oluşma tarihidir. Hiç bir etnik aidiyetlik, özel olarak kuşatılmaz. Bu tür etnik girişme kültürler, toplumsal olanı, örfi olan, feodal biçimlemelere indirgerler. Böylece ileriye yönelik sanal, toplum için çatışmacı olan, istenmeyen, ayrımcı birikmeleri sağlarlar.
Üçüncü bir şekilde sosyal seçilim yasası şöyle işliyordu. Eğer koyun, buğday yetiştiriciliği gibi aynı yiyecek türleri dıştaki komşu ittifakların da kutsal yiyeceği oluyorsa: bu kez "sosyal seçilim yasası yiyecekleri tüketiş, yiyecek sofralarını yerinde ve zamanında hazırlayış tekniklerine dönüşme üzerinde" yansıtılıyordu.
Totem edimle benzeşmezlik, şimdi de totem meslekli yiyecek seçilimi oluşla sosyal duygulu bir belirleyen olmuştu. Bu belirlenimin temel nedeni beslenmeyi doğada sağlama yapmaya göre totem ürününün her an elinin altında yemeye hazır bulunması nedenleydi. Bu hareket rekabeti, giderek gruplar arası kapris anlatımını da ortaya koydu
Totem meslekli ürünler, doğada sağlananlar arasındaki seçme ayıklama ve duygu oluşla dışlamalar yapılması gruplar arası benzeşmezliğin içine de yansıdı. Hatta bölge rekabeti içindeki komşu grup ceylan besleyip yiyorsa, karşı totem meslekli grup; kendi totem mesleğinin sağladığı lüks ve keyfin saygılama ve kutsamasından ötürü ceylanı; karşı grubun yiyeceği diye yemeye biliyordu.
Sosyal birlikçi totem yapılar; totem anlayışı ortak senkronlayımlı merkez kılıp; ona tüzel etki kazandırmıştılar.
Pekiyi de, sosyal totem merkezinin kendisinde ne vardı? İki oluşma vardı. Kimi kez üst üste iki çakışma vardı. Bunlardan biri sosyal grubun ağırlık noktasıdır. Diğeri de sosyal özneli bencillik odak noktasıdır. İnsan hayatının merkezinde benlik dediğimiz bencilliğimizi sürdüren oluşma varsa; sosyal ağırlık merkezinin içinde de çakılı oluşla ya da gömülü oluşla yine şahıstı bencillik (ego) vardır.
Hayat alanını oluşmak olan, içteki dirimsel atılımımız; dışta dolaşışla bir çevrim oluşturur. Nasıl dıştaki bir dolaşım; sıcağın etkisiyle bunalır, genleşirse; boyu uzar, buharlaşırsa; dolaşım olan soğuğun etkisiyle üşür, boydan kısalırsa; suyun etkisiyle ıslanır, taşınır, suya batarsa vs. Bencilliğimiz de dıştan dolaşırken türlü hal karşılaşmalarında etkilenişle bu etkileri taşır.
Sentez olanın kendisi; senteze katılanların tek tek yeteneklerinden çok çok daha fazla yetenek olmasıyla sentez olanların ortak bir duyuşu vardı. Ortak olan bu duyuşa, ruh diyoruz. Ruh ortak duyuşlu sentez bir yansımadır.
Ortak duyuş olan ruh; kişi bazında kişi sentezli bir kişi ruhu olduğu gibi sosyo toplumsa sentezli sosyo toplumsa ruh ta olabilir. Sentezi oluş, hem tek tek olan kişilerin kendi bünyeleri içinde vardır. Ki bu ruh tamamen kişiye özgü olmakla yalıtılmış, kişisel ruhlu yaşantı, irade ve istekler türünden, dünyayı yorumlayışın kişi ruhlu keyfiliğidir.
Sentezi oluş hem de kişilerin dışında, kişilerin bilincinden bağımsız oluştur. Ama kişilerle birlikte olan sosyo toplumsa sentez ile vardır. Bu da kolektif ruhtur. Sosyo toplum ruhu kişisel ruhun kendi dışında olmakla, kolektif sorumluluğa sahip bir bağıntıdır. Kolektif ruh kişisel ruhtan daha fazlasını kişilerine yansır. Şapka giymek kişisel ruhlu bir tavırken; yemek yeme şekli sosyal ruhlu, bilgisayar kullanmak toplumsal ruhlu bir tavırdır.
Bir hoyratlığın tutar perçinle beni
Ne sular dararır
Ne gün kararır yokluğunda
O günün mesabesine teyel oluşla
Şeytan kör bakar
Çiçeklenmez dil ucu ıslıklar




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...