Zaten tüm bu olup bitenler, ister olumlu olsunlar, isterse olumsuz olundular; hepsi insana göreydi. Bunlar insana göre olmakla somut aklı oluşmaydılar. Oluşan somut akıl da yeni ve gerçekçi bir mana anlamasını oluşmaydı.
Soyutlamanın bir yanı, evreni var eden; evrensel süreçleri var eden bir mana anlamasını olgunlaştıracaktı. Çeşitli kırılma yansımalarıyla oluşan soyutlamalar bu türden evreni anlamayı da süreç kılmanın mana anlamasına dönüşecekti.
Bir süreç durum, şimdiye göre geçmişte kalmakla ve şimdi içindeki olayların benzer tip görev eşleri olmasıyla, mana kılınmakla pek çok süreç soyut olup tasavvur olunmaktaydı.
Tüzeldi etki olmanın, kişileşen gücüyle ki bu güç tanrılık vehmi diye oldurulan bir tanım güçle söylendi. Bu tüzeli olmaktan kaynaklı vehmedilen tasım sal güç kişiyi; bir takım soyut, somut güç ve sıfatlarının donanımı içinde kılmanın mal mülk sahipliği ile ortaya çıkıyordu.
Bu sahipliğini saklamıyordu. El Maliki Rezzak diyordu kendisine. Ki bu güç mülkün sahibi olmakla, rızkları verendi. Adı ne olursa olsundu. Mülkü olmadı mı gücü yoktu. Artık bu ikili durumla kişi kendisine, kolektif tüzeldi toplumsal kültür ve uygarlığına yabancılaştırılmıştı. Bu yabancılaşılmaydı.
Bu mal sahibi olmakla yabancılaşma ve yoksun olmakla yabancılaştırılma köleci sistem içindeki mal, mülk sahipliği ile beraber bu türden de oluşla ortaya çıktı. Totem aitliği ve ilahi aitliğin süreçleri ortaklaşma olan kolektifi oluştu. Bu yabancılaşma içinde kolektifi oluş ta iyiden soyut olmuştu.
Sevdalar küsmüş
Geceler uyuz
Sanma ki biz buyuz
Bir hal üzeri yolla
Mekik dokurcasına
Sevgi cimri değildir
Bir olur insanlık
Döker neşesini
Akıtır göz yaşını
Bilişti tamah değildir
Sevdayı da vururlar
Bir ihanet sevdanın
İç kurdudur, oyar oyar
Ne yangına ne aşağılanmaya doyar
Ansızın bom boş kılarla küt yıkar
Seren olur kırılmış direk gibi düşer
Küçücük adam
Büyücek dünya
Fena şeyler
Fena şeyler deyip
Bırakmazlardı
Kendini haline bırakmazlardı
Var oluş; parçalı-kesikli, sınırlı-sonlu olmakla süreklidir. İzole içindeki bu bağıntı ilişkin ilik, bu izolasyon içinde az çok yalıtım içindedir. Az çok yalıtımlı olan bu yalıtımlı yapı işlev bu yalıtımı ile kendi bağıntı birliğini ve kendi organize durumunun korunmasını yapar.
Yalıtımlı yapı işlev, kendi içindeki bağıntısı olan bu ilişkin durumlarını sürdürücü olukla kendi kendinin korumasını yapması gerekecektir. Bu nedenle sistemin kendi yapısının koruması için gerekli olan bir enerji ihtiyacı vardır.
Sistemin enerji ihtiyacından kaynaklı olmakla dışa doğru bir eğim içinde olma yönelimi vardır. İşte bu nedenle sistemin dışa doğru bir yönelimle olması hep kaçınılmaz olmaktadır.
Evrenimizdeki eksikliği içindeki saf enerji Big Bang sonrası adeta kabına sığmaz denli devinmenin akıl almaz değerleriyle düşen bir trilyon derecedeki sıcaklığın oluşu içindeydi. Evren dalga parçacık içinde oluşun erimiş haliyle adeta kozmik bir çorbaydı. Çorba zamanla hem temadan olan bütünlüğü taşıyıp yansıdı. Bu imgeydi. Akışlı sürecin dalga tavrıydı. İmge olan, iz olan, akıl olan bu enerji temayla parçası üzerine yansıma olandı. Yani dalganın imge olan belirimiydi.
Enerjinin dalga biçimli imgesine göre olan (öze göre olur) davranış gerçekleşmesinin kesikli biçimle beliren görünüş tavrı da parçacıktı. Öz biçimleydi. Biçimsiz öz yoktu. Temadan olanla öz biçimle belirirken yani öz biçimi belirlerken; biçim de özü bağıntılı sınırlıyordu. Biçim enerjinin en uçucu tiril oluşundan; tiril oluşu en yavaşlamış enerji şekline doğru yoğun olan durumuyla masif oluştu.
İşte biz enerjinin bir uçtan diğer uca doğru olan titreşme hareketine madde ve mana olarak ikili tavırla bakıyorduk. Çok yavaşlamış tiril oluşa madde. Yüksek tiril oluşa da anlam diyorduk. Madde olan da mana olan da enerjiydi. Bu niceli tiril durumuyla madde mana olan yavaşlamanın, her bir hızlanmanın element er durumsalla belirmelerine dönüşüyordu.
Yani evren içindeki tekilliğe ait şok dalgalı gel hareketi, evren içinde sürekli kendi gel hareketi tekrarlayamaz. Açılan evrensel çap içindeki evrenin yalıtım duvarına çarpan gel eylemi bu kez kendi içinde ve kendi üzerine sekme çarpışması olan enerjiden dönüşümle zıt bir git eylemine dönüşür. Gel şoklu dalga evrenin git hareketi olan zıt enerjiyle gel-git titreşimli salınım osilasyonlarına dönüşür.
Tekillik sadece evrenlere parçalanırken enerji kaybetmez. Parçalanan enerji kendi evrensel zarflı yalıtımını oluşur. Evrensel yalıtımı ortaya koyar. Bu yalıtımı ortaya koyan enerji zarfı kapsamı içindeki akan saf enerjiye bir sınırlama ve fren olmanın enerjisi kaybı olur. Buradaki enerji kaybının zıt kuvvetli belirimle başka bir etki ve bağıntıya dönüşen enerji olduğu her halde görülmüştür.
Böylece evrensel enerji de hem kendi üzerine kendi etkimeli bir enerji eksilmesidir. Hem de bu eksilme kendi üzerine bir başla-dur fren etkisi olmakla yeni bir bağıntı yeni bir etkidir. Örneğin fren etkisi ısı enerjisine dönüşmekle ısı enerjisi çevreye genleşme boy uzaması gibi yeni bir olumlu ya da olumsuz etki girişmesi ortaya kor. Bir akış kendi üzerine zıt etkili tersi eylemle sürekli akış olamaz.
Doğadaki nesnelerin özünde olan bir değişme nesnelerin biçim ve özelliklerindeki bir değişme olmakla kimyasal değişmeydi. Örneğin yanmış bir kâğıt artık sadece karbondu. Fiziksel değişmeler nesnelerin özünü değiştirmezse de kimi biçimsel ortam değişmelerine neden olabilirler.
Örneğin bir yerin bitki örtüsü değişikliği; iklimi ve eko sistemi değiştirir. Bir yerin manyetik alanının değişmesi sadece biçimsel değişmeleri verir. Örneğin, basınç gibi fizik alan etkinin değişmesi oluşur. Sıcaklık, soğukluk, nem gibi bağıl durumların değişmesi olur. Yüzey alanının vs. değişmesi iklimsel değişmeler ortaya kor. Ama bunlar o şeyin özünü değiştirmek değildi.
Sosyo toplumsa olaylarının değiştiricisi o sosyo toplumun yaşam şekliydi. Değişme de biçimsel değişmeler olmakla fiziki (görünüş) değişmelerdi. Hiçbir sosyo toplumsa değişme sosyo toplumu ortaya koyan kişi bireylerini özünden değiştirmez. Sosyo toplumsa değişmeler genelde üreten ilişkiler üzerindedir. Paylaşma üzerindedir.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...