Bir polis evi, bir öğretmen evi, bir adalet mensupları evi, bu mensuplar için nasıl bir bağıntıya dek ilişki ve ilişkilenmelerini ortaya koyuyorsa, güncel totem kültürünün taşınması sizi nasıl giriştirirse; tıpkısını boyunda aynı totem muskalı olmanın anlaşılma kapsamı da sizi dağda bayırda şehirde öyle giriştirirdi.
Yine Kabil Habil’i öldürdüğünde, Kabil kendisinin de öldürüleceğinden korkmuş ve Tanrıya yalvarmıştı. Tanrı da Kabil’in üzerine (başının arkasına, başının ön kâkül yerine) tanrılık işaretini vurmuştu*. Yani Kabil Tanrıya ait bir köleydi. Köleye, sahibinden başka kimse dokunamazdı. Bu kabil anlayıcı totemi düşünce kurallaşması köleci düzenle birlikte, ittifakı dönemden beri oluşturulan bir kültürdürler.
Damganın ya da dövmenin; köle üzerine yansıyan algılatmaları da vardı. Söz gelimi köle bu kölelik işaretini kutsamalıydı ki, hem köle olduğunu unutmasındı. Hem köle olduğunu bilsindi. Bunun yolu da bu dövme ya da damga yerlerini sıvazlamaktı. Ya da mesh etmekle onu kutsayıp, bu totem düşünceyi kendisine hipnozca oluşla, totem tesir dediğimiz etkiyle, kendi kendisini edilgen kılmaktı.
İç Arap ittifakı, 6. Yüz yılın geldiği düzlem envanterlerinin Araplarca tepe taklak kullanılmasıydı. İnanç üzerinde inançların meşrulaştırmasının ittifakıydı. Bu tutumda Mekke odaklı kutsal yerler buluşmalı bir teyellenmiş ittifak söz konusuydu. Üreten ilişki olmadığı için tam bir organizesi olamıyordu.
Mekke odaklı ittifak Hübel’in tevhidi (birleştiriciliği) etrafında olacaktı. Diğer totemi grupların bu birliğe katılımı, grupların kendi totemleri eliyle olacaktı. Grup totemleri, gruplarını Hübel’e (birliğe) yaklaştırıcı bir misyonla panteon görevi yapıyorlardı. Totemler Hübel'le grupları arasında aracıydılar.
Gruplar, birliğin sesini Hübel'den davetle, kendi grup totemleri aracılığıyla anlayıp, meşrulaşıyorlardı. Bu grupların en gözdeleri; çağrıya amade olan Lat, Menat, Uzza gibi temsilcilikle olan sağcı gruplardı.
6.yüzyıl Arap yaşantısı içinde totem koruyuculuğun ve totem gözetici ligin birçok versiyonu vardı. Bunlardan birisi de şudur. Sizin bir karşılaşmanızda karşınızdaki sizi bu amulet olan totemle sizi tanıyacaktır. Kendisinden olarak görecek. İkiniz aynı totem aitiyseniz, birbirinize karşı böylece esende ve güvenlikli olacaksınız.
Ya da ayrı ayrı totem aiti iseniz birbirinize karşı koruyuculuk olmayan bir durum olarak yansırsınız. Gasp, darp, can kaygusu gibi olmaların tasallutunda olacaksınız. Esende olmanız bir totem koruyuculuğu ve gözetici ligidir. Bu koruma şuna da çok benzer. Sorti yapan bir uçak, yolu üzerinde bir gemiye rastlamış olsun.
Gemi pilotun aiti bir gemi de olsa, gemi düşmanın taktiği oluşla sizin flamanızı ve isim yazı numaranızı taklit eden bir düşman gemisi de olabilir. Silah yüklü uçak, gemiye parolayı sorup işareti isteyecektir. Gemi parola ve işareti bilirse, hedef olmaktan kurtulacaktır. Yani parola ve işaret gemiyi koruyacaktır.
Sadece seçkin insan Hz Muhammed konjonktürü ortalamaya en yakın yerden okumakla, kendi ayağını bastığı yapının kumaşını, tasarlayıp birbirine ilintileyip; belli bir görüntünün şeklini kabataslak ortaya koyuşla ikili alanın birbirine karşı muhteşem reveransı içinde, süreci ilmek ilmek dokuyordu.
Artık örnekçe şekil, yolun yürünmesi ile binlerce, on binlerce teşriki insan mesainin katılımıyla; tek bir insandan, grup insanından, cemaat insanının aklından daha büyük bir akıl olan; İSLAM KÜLTÜRÜNÜ ortaya koyacaklardı.
M.Ö 1400 ve 1200’lü yıllarda zamanın beliren ruhuna göre çevresinde yavaş yavaş kaybolmağa yüz tutan politeizm birlikte totemler (ilahlar) ayrılığı sır olmağa başlamıştı.
Sosyal sistem toplumsal sistem ve inançsal sistemler; birbirine sıkı sıkı bağıntılıdırlar. Söz gelimi köleci sistemler olmasaydı bugünkü dini sistemler de hiç olmayacaktı. Yine sosyal birlikçi grup sistemleriniz olmasaydı, totemi sisteminiz de hiç olmayacaktı.
Ha keza bir egonuz olmasaydı sosyal sisteminiz de olmayacaktı. Bir akan enerji ile ona gösterilen dirençtik kesikli sürekli tekrarlanabilir süreçler olmazdı. Ve böylece egonuz da olmayacaktı. Üreten emek ve emeklerin kullanılabilir değişimleri olmasaydı, toplumunuz olmazdı. Yani ne sosyal sistem; ne toplumsal sistem; ne inanç sistemleri kendi başlarına bu günkü halleriyle ortaya çıkmış değillerdi.
Peygamber öncesi Araplardaki, Allah kavramı, organize olucu, örgütleyici, hiyerarşi eden; merkezi komutlama yolunu ortaya koyan bir düşünmenin ürünü değildi. Hatta Arabın Allah’ı, yeryüzüne seslenen bir ilah da değildi. Üstelik herkesi kölesi (kulu) kılan Allah’ın; insanları aynı çatı altında (imparatorluk) ve aynı Allah’ın dinini etrafında; Allah’ın halifeleri eli ile yaşantılaşmalarını isteyen ilah ta değildi. Araplar harici yansımalardan soyut bir Allah şuurunu ödünç edinmiştiler.
Bir zamanlar kurulun gizli kararlarını Utnapiştim’e bildirerek kurulun ihanetçisi olan, kurul sözcüsü Ea, şimdi de insanlarla (kulların) otoriter güç arasın da; tek ağız olmanın sözcülük aracısı olacaktı. Bu yeni dönemle birlikte panteon totemleri arasında hiyerarşik konuma bir görev dağılımına giden totemlerden biri; söz gelimi Ea ilah totemi, haber getirip haber götüren bir elçiye dönüşmüştü. Beyinle (kurulla) , organları (sosyal yapı) arasında iletişim ağı olmakla diğer totemlerin her biri bir görev dağılım misyonunun içine girecektiler.
İlerleyen süreçlerde gök ehli insanlar olan yukarı yerlerin melekleri ile tatlı suyun aşağı yerin Ea’sı yaratan (kurulun) gücüyle insanlar arasında, aracı elçi totem görevini yapıyordu. İlerleyen Babil süreciyle tüm düzenleyen ilahların anlamı bu günkü görev melekleri kavramınına doğru dönüştü.
Diğer yandan da Ea mesajcılığı olan melek, Cebrail olmuştu. Cebrailin insanlar arasındaki teması da Sümer Zisudrası; Babil Utnapiştim’i, İsrail Nuh’u gibi rabbaniler soyuna dönüşecekti. Kurulun yaratan gücü tek Tanrı gücü ve düzenleyen ilahlar anlayışı somut olan konulardı.
Kolektif olan kişi, kolektif olmayan kişiden çok başkadır. Kolektif öncesi olan kişi de başkadır. Her iki yapı içindeki kişi de biyolojik işleyiş ve madde özümleme süreçleri içindeki kişiler olmakla benzer aynı kişilerdir. Yine bencil oluşu içindeki kişilerimiz de; kolektif öncesi kişi ile toplum içindeki kişimiz de benzer ve aynı kişilerdir.
Ama toplum içindeki kişi, bencilliğini geriletmekle; özgecil olmuştur. Uygar olmuştur. Birkaç on sözcük yerine, on binlerce sözcükle hitap eden kişi olmuştur. Elektronikle, kuantumla; makro olabilen insan olmuştur. Her şeyden önemlisi ve bu tür her şeyi içeren ise kolektif insanın “üreten insan” olmasıdır.
Toplum öncesi kişinin ruhsal yapısı olan özneler dünyasıyla; toplum yapısı içindeki kişilerin ruhsal özneler dünyası başkadır. Toplumun kendi özne ruhlar dünyası vardır. Toplum bunlarla kendi kişileri üzerine belirme olur. Toplumcu ruh, toplumun kişilerine kazandırdıklarıdır. Bu ruhla toplum; kendi kişilerini birincil yapar. Toplum dışında kişinin hiç bir önemi ve birincil oluşu yoktur.
Hâkim ve hakir de olsalar
Zulmü engelin süreçlediği
Kendi eliyle kendi yıkılışının
Hazırlamasına da bir fırsattır
Olmuştu bunlar bin yıllarca şeytan tüyü
Sevi nedir bilir misin Hena ?
Bir an dediğin; uzay mı, zaman mı?
Sen mi ben, ben mi sen demeden
Zaman ve mesafeye bakmak gibi
Bizim ile iki alakadır bir sevi
Giderek
Başka yerlere kaçıyor azizim
Başka yerlere...
Dudak uçuklatır
Kaypak sinsi bir yılandan
Şekere benzerliğiyle alınan zehir gibi




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...