Hiçbir üst akıl ve hiç bir mana anlayışı yoktur ki, geçmişteki düzence yaşantılaşmalar içinde eşleşeceği hiç bir yaşam karşılığı olmasınlar. İbrahim sembolizmi bize yanlış gelse bile geçmişte bir karşılığı olmakla yaşantı olmuş süreçlerin, bu eşleştirmeyle uygun olan en doğal anlatımı olmaktadır. İbrahi'mi söylemlerin mazide mutlaka bir karşılığı vardır.
İbrahim'i anlatımlar üst akıldır. Geçmişe göre anlatıcıların kendi günceli içinde İbrahim'i söylemlerde aykırılıklar vardı. Buna rağmen; orjinali anışla yapılan onca deformelerle anlatılan aykırılıklar tarihsel sürecin sosyo toplumsa evrimi oluşla anıla gelen doğruları olmaktadırlar.
M.Ö 1900'lü yıllarda Mısır'a gelen İbrahim'in; karısı Saray'ı (Sara'yı) Firavuna; “kardeşim Saray” diye tanıtması ya da Saray'ın “o benim erkek kardeşimdir” demesi sonrasında Saray'ın firavuna sunulmasıyla İbrahim’i ölümden kurtarma olayı vardır Tevrat'ta.
Totemi gruplar çiftleşmesinden doğan melezler; saç, rengi, boy durumu, el, göz, burun yapısı; yüzün biçimi, huy gibi oluşlarlıya her bir grup özellikli karakterlerdi. Yani melez, toteminin biraz kendisiydi, birazı da kendi değildi. Melez gruplar görünüşlüydü. Bu nedenle bu yeni duruma ilahlar, “kendi görünüşümüzde insanı yarattık” diyordu.
Totem gruplar ittifak içine her biri bir totem mesleği bilmenin patentiyle gelmişti. Onlara benzememek, onlar gibi olmamak; yani tabuca anlamla mundar olmamak için bir grubun patenti içindeki totem yiyeceği, diğer totem gruba yasaktı.
Oysa şimdiki ittifak içinde yasak olan yiyecekler meşru olmuştu. Daha evvel yasak olan totem yiyeceği ittifak içinde her bir grubun da ilah yiyeceği olmuştu. Bu çelişki manaca travmaydı (travmayı oluşuyordu) .
Sosyal alan kolektif etkiyi bağrında taşır. Kolektif etki düzensiz ve rast gele eylemleri düzenli, kontrol edilir çevrimler haline getirmişti. Kolektif etki kolektif alanın yol haritasıydı.
Avcı toplayıcı kolektif yapılar öncesi ilk sel dönem içinde bulunan kişilerin de basit yalın eylemli yol haritası vardı. Bu yol haritası dışta kişiler arası düzenlenişle ortaya konan yol haritası değildi.
İlk sel dönem içindeki sosyal etki, gelip geçici yol arkadaşlıkları gibi bileşip dağılan, sağanak süreçlerle beraberdi. Birçok eylem deneyimlerin ilk yaşandığı yerler olmakla yalıtımı az, unutması daha çok olan gelip geçici hafıza gibi davranması daha fazlaydı.
Ve dahi bir köleye; "Sen niye bu El'e göre davranma ve saygılıma içinde değilsin" denmesinin hesabı sorulamazdı. Kaçak bir köleye başka bir El (efendi) sahip çıkamazdı. Kısacası biatiyle kendi El'ine iman ahdi vermiş bir köle; o ahit seni olduğu El'e iman edip, o El'e göre davranmakla yükümlüydü.
Her öğreti gibi El mana anlayışlı inşanın içinde sözlü ve eylemli biat biçimselliği en öndeydi. Eylemli bağlılık ya da eylemli teslimiyet veya eylemli sığınma vardı. Böylece tevekkül içindeki kulun eylemli oluşunu söz tekrarlarında oluşan mırıltıları takip ederdi.
Kişiler hayli kontrol altında tutuluyorlardı. Bu bağlamla El, efendiye karşı gösterilen tavırlarda kişinin içini dışını biliyordu. Biliyordu da, nedense bu konuda kölenin vaat beklentisine pek icabet etmiyordu. Her bir bay erki olan, her bir El akdi içinde ekseni çevrim aynıydı. Ancak bir El (efendi) karşısında diğer El kutsamasına benzemeyen, her biri tek bir seansta olup biten sözlü ve fiili seremonileri, vardı.
Nasıl çiftçi hünerli üretim, deri üretimli kundura ve sürü beslemekle grup sahipliği, her bir çobanlık mesleklerini birbirine karşılık düşürmüşse. Karşılık düşenler, birbiri ile değişilen toplum hareketli, bağ enerjisini ortaya koymuşsa. Toplumun emek gücüne dayalı bu bağ enerjisi de; bir şarkıcı, bir türkücü, bir besteci ve bir futbolcu ve bir sanatçıda da, toplumsal bağ enerjisinin dönüşümü sayesinde bu türden başka aktivitelere dönüşmüştür.
Bu aktiviteler, toplumsal bağ enerjisinin ön görülemeyen insan yeteneklerini ortaya çıkaran bir enerji dönüşümü ve bir enerji akışlı yeni bir enerji düzenlenin süreçlerini ortaya koymuştur. Zaten insanın toplumsal bağ enerjisini ortaya koyma sonrasının içinde hemcinsimiz; insanlığını keşfetmiştir. İnsanlığı keşfetmenin özünde, unutmamız gerekmekle bizlere referans değeri olan süreçler vardır. Bunlar geri bağlanım yasası ve toplumsal bağ enerjisidirler. Toplum sal bağ enerjisi de bir geri besleniş yasasıdır.
Bunu görmeyen sırıtıklar afaki olaraktan; “maaşım içinde senin payın kadar olanı istemiyorum. Al senin olsun” derler. Ya da “al ananı da git” derler. Veya bir tek oyun toplumsal katılımlı enerji bağı içindeki üreten emekler karşılığı katılımla olduğunu unuturlar.
Yani üretim alanınız dışındaki sektörler alanındaki kişilerin, üretim yapmaları için kendi sektörünüz içinde sizin katılım verdiğiniz emek gücü bağ enerjisiyle de siz onlardan; sağlık, eğitim, güvenlik, uçağa binme ve uçak yapımı türü kullanımlar elde edersiniz. Sektörlerle kopmaz bir bağ enerjisi sahipliğiniz (o alan içinde onlar kadar olmasa da oy verme yani irade belirtmeli söz ve kullanım hakkınız) vardır. Onların da sizin sektörünüzde aynı iktisapları vardır. Böylece genel bir durum olukla hem her sektörün sahibisiniz. Hem de özel bağıntı nedenle hiçbir sektörün sahibi değilsinizdir.
Toplumsal bağ ve toplumsal devinimli güç enerjisi, hem sizin sektöre emek gücünüz nedenle; hem de sizin dışınızdaki tüm sektörlere katılan en az parça durum emekleriniz nedeniyle; her sektöre sahiplik hakkınız vardır. Hem de tüm sektörler sizin dışınızda da birçok olukla en az emek katılımları, olmakla her sektör üretimi sizim tam sahiplik hakkınız değildirler. Zaten bütün oyunlar da burada oynanır. Görülüyor ki buradaki tüm sihir ve dönüşüm toplumsal bağ enerjisi olan toplumsal ve tüzeli katılımdır.
Bu bağsan süreç, emek gücünüzden ötürü hakkınız olandır. Yansılıdır. Sizden toplumsal güç merkezine doğrudur. Toplumsal güç merkezinde gerisin geri döner. Bu yansıması içinde değişip, dönüşen her bir sektöre ait emekler gücü toplumsal bağ enerjisi nedenle tersten etki olur. Toplumsal bağ enerjili çevrimle kesikli sürekli olup dönüşen ve tersten etki olan sektöre emekler gücü ile sağlık eğitim ve türlü durumlu hizmet ve kullanımlara dönüşüp yönü tekrar size (sektöre) doğru olmaktadır.
Tüzeli ortalık üzerinde, tüzeli ortaklık eksenini ve esasını kaybettirmeden yol verilen sürecin, tüketim aşaması başında kişisi mülkü olma sahipliğine dönüşmesi yanlış değildi. Yanlış olan kişinin mal mülk sahipliğini, sanki salt kendisi üreten emek gücü gibi caka satışla bir gözbağı yapılmasının illüzyonuydu. Bu illüzyonun gerçek gibi algılanıp kutsanmasıydı. Sanal illüzyonları üreten, sanal algı etrafında çevrim yapan yapay bir gücün, çekim merkezine konması yanlıştı. El inşacı olan yasa özeğinde bu güç vardır.
Hâlbuki kolektifin gücü bir kişinin gücü değildi. Bir kişinin emek gücü de hem karşılık emek gücünü gerektirmeydi. Hem de karşı emek gücü nedenle gerektirilmeydi. Gerektiriyordu da; gerektiriliyordu da. Farklı bir kullanımla olan emek gücü kendisini ortaya koymakla kundurayı gerektiriyordu. Kundura sahibi olmak için de farklı bir emek gücünü ortaya koyması gerekiyordu. Bu bağsan enerjili bağıntıydı.
Ama şimdi kişisi sahiplikle kolektifin gücü, bir kişinin gücü olmuştu. Toplumsal güce bağlı toplumsal bağ enerjisiyle ürettiriyor ama bunu görmezden gelişle ortaya koyduğu yapay mülk hakkı kavramıyla durumu iç ediyordu. Bu durum maldan mülkten yoksun kılınanların ”emek güçleri” üzerinde mal sahipliği olan sömürüler olukla, gelişme ve girişmelerini boy verecekti.
Üreten grup emek güçlerinin bir araya gelip uzmanlık mesleklerini ittifakın gücü yapmaları ile toplumsal güç totem meslekleri oluşmasından bu yana hep vardır. Ama bir toplumsal güç veya totem mesleği veya ittifaklardan hiç biri dışardan bir finansmanla, dışardan bir sponsorla, dışarda bir hür teşebbüsle ya da dışardan bir taşeron vs. ile organize edilmemiştirler.
İlk başta bir sürecin parça durumlarını bir arada dayanışıp girişen kişiler gücü grup gücü olukla sağlama hareketiydi. Sonra da üreten hareket içinde o üretimin parça işi içinde bir kendi kendine organize oluşla finansörlüktü (destekti). Kendi kendisine organize teşebbüs içinde uzman oluşla bulunur olan, üreten emekler koalisyonuydu, Emekler değişimi olmaktan öte hiçbir şey değildirler.
Günümüzde üreten ilişkiler büyük oranda tam bir uzmanlık alanıdırlar. Ama yine de kimi mesleklerde kişi o mesleği baştan sona yapabilir durumdadır. Bu yetenek kuşkusuz ki toplumsa yapabilir ligin kişi ve kişilere toplumsa yansıma içinde genetik aktarımların geçişmesiydi. Her bir insan artık grup emek gücü yerine, kimi mesleklerde toplumsal güçle donanan bir emek gücü ile donanımlıydı.
Köleci yasa özünü koruyan bürünmeler içindeki tutumuyla illüzyonlar yapar böylesi bir seyirle, her bir sürece her bir türden miras aktarımı oluyordu. Bu nedenle köle sahipliği içeren bir yasa; avret bölgesi dışında, kölelik işaretlerinin görülebilmesi için köle vücudunun çıplak olmasını öngörüyordu. Sizin bu çıplaklıkta ya da milleti oluş içindeki örtünmeler içinde ilahi bir hikmet aramanız, boş boşunaydı.
Bu yasaya göre baş, alın, baş üzeri, kafa arkası, kulak, ense, kol parmaklar, burun gibi yerler kölelik ya da efendi sahipliği olan damgaları taşıyordu. Köle kişilerin saç uzatıp bu damga yerlerini örtmeleri ya da kapatmaları kati suretle yasaktı. Buraların kapatılması ölümlü ceza gerektiren bir suçtu. Sürecin bitmez tükenmez ayaklanmalar içindeki tartışmaları karşısında üreten sosyal yapı, milletleşti. Milleti sosyal yapılar efendiler arasında değilse de; köleler arasında kölelikte eşitliği vurgulamaya başlamıştı.
Sömürü, köleler arsı eşitlik söylemi altında da sürüp gidecekti. “Hiç efendiyle, efendinin elinin altında olanlar (köleler); bir olur mu? Demekten süreç kendisini alamayacaktı. Köleler arası eşitlik söylemiyle, “vatandaşlar arası eşitlik” söyleminde olduğu gibi kölelerin gururu okşanacaktı. Bu eşitlikçe söylemler bağlamda kölelere kölelik damgası yapılmaktan yavaş yavaş sıyrılacaktı.
Bu mücadele kulvarı içinde bu yol alışlar da, hiç değilse kendi süreçlerini ortama dayatıyordular. Bu dayatmalar insanın köleliğini henüz kaldıramıyordu. Köleliği kaldıramazdı da. Çünkü o üretim koşulları içindeki nicelik ve nitelik değişmeleri köleliği kaldıracak çelişmeleri ortaya kor düzeyde değildi.
Yani o içine girilen koşullar; köleliği kaldırmanın doğum koşullarını henüz oluşamamıştı. Kölelik ne dinlerle ortadan kalkardı. Ne de kölelik, dinlerle ortadan da kalkmıştı. Çünkü kendisi insana hitap ederken kölelerim (kullarım) diye hitap eden bir anlayışın amacı köleliği kaldırmak değil aksine ihsas etmektir. Dinler köleliği kaldırmak için oluşturulmamıştı. Dinler insanı terbiye ediyordu. Ama ettiği terbiye köleci terbiyeydi. Elbette ki şişede durduğu gibi durmayan dinler, ihdas edicilerini de aşacaktı.
Tarih bilinci olmayanların bunları sindirmeleri ve bunları anlamaları elbette ki beklenemez. Bırakın dinlerin köleliği ortadan kaldırmasını. Kölelik ne Spartaküs ayaklanmasıyla ortadan kalkardı. Ne renç ayaklanmalarıyla ortadan kalkardı. Bu ayaklanmalar savaşları kazansa; egemenlikler kursalar dahi kölelik yine sürer giderdi. Ama bu uğurda da hayli yol alınmış olurdu.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...