Cahilliğinden başka
Cahil için her şey olası
Ha su buzdur; ha buz da su
Toplum sürüdür; sürü de toplum!
Çingene başı yağı bol bulunca kıçına sürermiş. Totemilerin totem mesleği olan dönemiyle; ön ittifak içindeki totem mesleklerinin bir arada olduğu dönemler; totem döneme göre bolluğu ve refahı beraberinde getirmiştiler.
Zaten ilk temaslar da bu üreten ilişkilerden kaynaklı, görece bolluktandı. Karşı grubun, bu taraftaki grup kaynaklarına olası tasallutları vardı.
Diyelim ki akşam gün batımıyla birlikte siz her gün evin çevresi bir yere bir miktar yiyecek bırakın. Bir kaç gün sonra yiyecek bırakılan yere baktığınızda akşamın bastırmasıyla o yere yiyecek bulmaya gelmeyi adet ve alışma edinmiş bir tilki, ya da çakal, veya kurt türü canlıları hayretle gözlemlersiniz. Sonra da siz bu tür gözleminizi yavaş yavaş hile oluşla, inşa oluşla akıl etmeye başlarsınız.
Köleci sistem yanılsatıcı bir imajdı. Köleci sistem kendisinin ezelden beri var olmasını söylemekle, güya kolektif sisteme açıklama olmuştu! Oysa köleci sistem gerçeği perdeler.
Köleci yapı dikey bir hiyerarşin yapıdadır. Sadece bu hiyerarşik yapı bile köleci sistemin sonradan ve bilinen yapılar üzerine inşa olmasına kanıttır. Oysa İlk ittifakı yapılar doğal olarak âdemleri grupları itibara alan yatay bir inşaydı.
Yani kolektif inşa âdemi (kişilerle) merkeziyetçiydi. Çünkü âdemlerin doğaya yönelimlerini ortaklaştıran ve âdemlerin eğilimlerini baz alan yatay dağılımla bir örgütlenme inşasıydı. Avcı toplayıcılar, savunmacılar, bakıcılar gibi örgütsel dağılımlar eş anlı ve eş güdümlü kolektif bağlanım yasası içinde her şeyi ile az çok bilinirdiler. Bu ortaklaştıran ilk aşamaydı.
Yeter ki o avcı toplayıcı sosyal çevre, ortak sağlamaları içinde boş zaman etkinlikleri etrafında; aynı tutumla ortaklığı paylaşan bir düşünce içine gelsinler.
El mana anlayışı içinde eksik olan “ortaklaşmaydı. Ortaklaşma süreci zaten doğaya yönelimle olan kişilerin “yönelimle olan eylemlerini” ortak aştırıyordu. Ortaklaşma karşılıklı olarak kişilerin eksiğini birbirinde tamam ettiği süreçlerdi. Ortaklaştırma kendi kendisini başlatan ve kendi kendisini devam ettiren süreçti.
Kolektif alanın başarısı, süreci başlatır oluşu ve ilk üreten süreç olması yönelici eylemler üzerinde kişileri paydaşlı ortaklar kılmasındaydı. Kolektif süreçler başladığında ortada ne mülk sahibi ne rızk dağıtan irade vardı.
Evrensel oluşmanın dinamizmi ve yasaları şu veya bu durumla şu veya bu görünümle her şeyin temelindeydiler. Ve her şey her bir farklı tekrarlarıyla enerjinin akış yönünde gerçekleşiyordu.
Evrensel bir oluşma içinde süreklilik (biteviyelik- yeknesaklık-tekdüzelik) yoktu. Kesikli süreklilikler vardı. Bu nedenle birçok farklı olgu ve olayların kesikliğiyle birçok farklı olgu ve olayların süreklisi vardı.
Sürekli ölüm olmadığı gibi sürekli doğum da yoktu. Doğum ve ölümlerde kesikli sürekli olmalıydı. Her doğuma karşılık bir ölüm vardır demek yanlışsa da, doğumlar ölüme, ölümler de doğuma dönüşür.
Bir dakika 60 saniyenin bileşimidir. Bir dakika 60 saniyenin ölümüdür. Diğer her bir saniyelerden 60 saniye 60 saniye ayrılmanın doğumudur. Bir saat te 60 dakikanın ölümüdür.
Planck zamanı kütle çekiminin diğer üç kuvvetten (üç bileşik kuvvetin) ayrıldığı doğum-ölüm anıdır. Kütle çekiminin doğumu, bileşik zamanlı alanın ölümünü yaşar. Bu da saniyenin; 0, 000 000 000 000 000 000 000 000 000 000 000 000 000 000 1’i kadardır. Yani 10 üzeri -43 saniyedir.
Atom kuantum bileşimli zamanların ölümüyle doğar. Moleküller de atom sal zamanların ölümüyle inorganik ve organik doğum olarak vardırlar.
Güneş’in kütlesini sıkıştıran kütle çekim kuvveti, Güneş merkezinde tersine bir ısı ve ısı basıncı kuvveti ortaya koyana kadar Güneş kütlesi büzülmesine devam eder.
Kütle ne kadar büyükse büzülme ve tersine olacak dengeleyici kuvvetin ortaya çıkması o kadar hızlı olur. Kütle ne kadar azsa, sıkışma ve kuvvetlerin dengeye geleceği süreçler o kadar uzar.
Güneş’teki büzen kuvvete karşı, Güneş’in içinde doğacak ve Güneş’teki büzülmeyi önleyecek tersine kuvveti oluşacak dengeye; ısı basıncının da eklenmesi nedenle dengeler ısı basıncı lehine bozulur.
İşte bu yüzden Arap coğrafyasının kimi Yesrip (Medine) , Hayber, Yemen, Taif gibi birçok yerinde, eski köleci ilişkiler tavsamıştı. Bu değişmenin, bu yeni olan düşüncenin, yeni ilişki biçimi olan bir demokrasinin, halka ve köle sahiplerine anlatılması gerekiyordu. Bunların halkça anlaşılır ve benimsenir olması demek; eski inanç ve yaşamlarına alışma koşullarının, bırakılması demekti!
Eski alışma şartlarında kurtulmanın kendileri üzerinde yaratacağı travmasından ötürü, yeni olanın doğrudan söylenmesi çok zor oluyordu. Açıklayamıyordunuz. Yeniyi legal ize edemiyordunuz. Yeni yavaş yavaş olacaktı. Feodalizmin gelişmesi için de eski köleci ilişkinin kısmen kalkması lazımdı.
Sosyal bünye bu oluşma ile helva yapmalıydı. Ne yapılabilirdi? Helvayı yapacak bir kıvılcım gerekli idi. İleri yön olan feodal uç, size kölelerin azadını ve kölelerin kimi sağlanan haklarından, köleler sanki kiracı imişler gibi bu sağlayışları yapmalarını, öngörüyordu.
Bu haklar, kölenin kendisi için de üretim yapmasıydı ve kölenin kendi üretimi olan ürününü satıp, kazancını harcayabilmesi gibi devrimsel başarılı bir ileri yöndü. Tüm bunlar iyilikti merhamet acıma duygularıyla değil, yeni ilişkinin, zorunlu bir demokratik atılımlarıydı.
Artık inançtı olan, sosyal totemdi aktarımların, toplumsal yapı içinde; hiçbir kıymeti harbiye si kalmamıştı. İnançlar ve totemdi aktarımlar, putlaşan bir inanç anmayla hiç bir toplumsal işleyiş ortaya koyamıyordu. Ve totemdi inançlar toplumun bir kullanımı ve üretim ilişkisi değildiler. Bu yüzden inançtı totemdi algı laiklik ya da sosyal sekülerizm denen süreçlere yarılmak zorunda kaldı.
İnanç, toplumsal yüküm eşmenin; toplumsal sorumlulukların; toplumsal bağıntılılıkların; toplumsal işleyişlerin nesnel kuralları değildi. Bu neden ile inançlar toplum içinde paylaşılan bir sorumlulukla davranılamıyordu. İnançlar toplum gibi yaşamı olduran ve yaşamın ihtiyacı karşılanmasına kural ve yöntem olaraktan da tüketilip tekrar tekrar, üretim tüketim çevrimine sokulamıyordu. İnançlar toplumsal alakasızlıkları nedeni ile toplumun bir kullanımı değildirler. Halkın bir kullanımı idiler.
Sonuçta, tabu kavramının kaynağı, duygu iken, yalınç bir girişme olmayıp; birçok girişmelerin ortak bileşkesi de olmaktadırlar. Örneğin, serbest insan davranışları; insan-insan girişmesinden ötürü, kırpılmıştır. Kişiler, kendilik bir kişi yapabilirliğinden; kişilerin kendilik yapmaması gerekten kırpılışlarla, kişilerin kendilik yapamaz olmalarının sınırlanması (tabu) , girişmeleri olmuştur.
Her zaman ve zeminin kendisine özgü düzlem süreci, kendi süreçleri sonuna doğru bu çok aşmalarının (fraktal kırılmaların) tekrardan bir tekil eşmesini ortaya kordu. Totem yapı gökten gelmemişti. İnsanın, çevre tarafından güdülmesi vardı. Ve insanların sağlayışlarının karşılanmasındaki duygular çatışması vardı. Çatışan duyguların giriştiği bir anlamalar aktı olan, mana algısı ile sosyal birliğin basınç gücü vardı. İşte bu mana algısı ile sosyal birliğin baskıcı güçleri, totemin somut kaynağıdır.
Bu tekleşen ve çokla şan yapılar insanlığın, hiçbir zaman; eski düzlemlerinin, düzeydi tekillik ve tikellikleri olan bir durumları değildiler. Zaman ve zemin aşamasının getirdiği girişmeler ortamın, tekleşse de çoklarsalar da, kendisine özgü, zamane ortam devinmeleriydiler.
Başlangıçta çeşitlilik ittifakların doğurduğu bir yapılanma idi. Teklik bu yapılanmaların çatışmacı baskısından birlik kardeşlik bilincini çıkarma idi. Değilse bu çeşitlilik, insanlığın etnik yapılarını tekleştirerek, toplumları ortaya çıkarmasından sonra da tekrar toplumlar içinde etnik özellikler üzerinden, serbest eşmeleri gibi anlamak, hiç mi hiç değildir. Başlangıcın çeşitliği yapının tekleşen süreci içinde nicele nişlerin çokla şan bir çelişkili birliğidir. Yani yapının korunan bir sürecidir.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...