Bayram Kaya Şiirleri - Şair Bayram Kaya

Bayram Kaya

3-]Yönetim gücü çıkmazlar karşısında toteme danışırdı. Toteme danışma ökültünü sıyırırsanız totemin söylediği bu bilge kişilerin söylediğidir. Genel sosyal özne, bilgelerin söylediklerini; totem söylemeli meşrulaşma, üzerinden anlayıp boyun eğiyorlardı. Otoritenin yöneten gücü, yerdeki yapılanışın aynı ve benzeri yansımasıyla imparatorluklar dönemine doğru göğe yükseldi. Giderekten de bu anlamalar daha soyut anlatımlarla insanlığın, insanca ve öznel olgunlaşmasına, dönüştü.

İnanna, Dumuzi kültü ana erkil, baba erkil oluşlarla; bir Patesi ya da Ensi otorite simgesidirler. Yani ittifakları ve ittifakın işlerini düzenleyen insan yöneticidirler. Yönetme gücü totemi sosyal özne güçten gelen bir tarihselliktir. Bu da otoritenin bize; soyut anlamalı ve neden kutsal oluştu olduğunu, anlatır.

Sosyo özne kültürün dokunulmaz (kutsal-mukaddes) olması, ittifakı dönem insanına, totemi dönemdi yaşantı aşmanın, uzak ve bilinemez olmasıyla kutsal ve ezoterik olmuştur. Şimdiki ittifakın güncesi içinde avcı toplayıcı bölüşme ilişkileri ve düzenlemelerinin olmamasıyla, o dönemler; ittifak gelişmesi içindeki bir iki kuşaklık melez yeni nesille, eski yaşantı aşmalar bir sisler ardı perde gerisi gibi gelişle:

Devamını Oku
Bayram Kaya

4-]Eski arke döneme göre yeni yapının değişen anlama ve anlatımları hızla değişiyordu. Eski dil sosyal birliklerin diliydi. Yeni dil sosyo toplumsa ittifakın diliydi. İster istemez eski dilin anlatım bağlarıyla totemi kişilerin dili az çok değişip eski sosyal kültürdü dille ilişkileri kesiliyordu! Sözcükler yeni anlam değişmelerine uğruyordu.

Dönüşümlere değin ilişkindik yeni düzenlemelerin uğraşıyla, halk anlaması arasında uçurumlar vardı. Tekil mantıklı totemi sosyoloji, çoklu mantık sosyolojisini tam anlayamıyordu! Yeni yapı çokça sembolize edilerek anlatılıyordu.

Nasıl sarı kanarya asları yuttu! Deyişindeki sarı kanarya ve aslanlar gerçek insanlardan oluşan futbol takımının temsilcileri insanları anlıyorsak; sarı kanaryanın aslanları yendiğini biliyorsak; bu dönemin sembolizmindeki balta da balta olmayıp; öküz de öküz değil, gerçek insan gruplarıdırlar. Sembolize edişlerin yüklenme görevini üslenme işi, insan içinde yaşayan, canlı kanlı İLAHE ve İLAHLARA dönüştü.

Devamını Oku
Bayram Kaya

5-Çevresindeki alemlere, yeryüzünün tümüne doğru oluşla egemen olurla yansıma; belki de tarihte böyle bir kronoloji sonrası; ilk kez; Osmanlı padişahının kendisine; cihan imparatoru dedikleri gibi Akadlar kendilerine, Evrenin krallığı demişlerdir. Buradaki cihan uzaya dek cihan olmayıp, Osmanlının çevresindeki cihanlardan müteşekkildir. Yer küre üzerine dek olan tümel cihan oluş kasıtlıdır.

Açıkçası bir oluşma, kendi bağıntısı içinde, ilişki bağlarına göre varyasyon yapan çeşitli belirme ve algılanma, olmaktaydı. Totemin bu algılanma ve görünüşünden birisi de; totem olanın dokunulmaz oluşlarla, yüceltilmesi ve baş üstü edilmesine yansımasıydı.

Kimi deri işlemeci, kim maden işlemeci. Kimi çömlekçi. Kimi çeşitli tür üretim yapan tarımcı toplumlar oluşla kimi çeşitli türün güdeni oluşla çobanı vs. meslektendiler. Meslekler totem öğretili olmakla zaten kutsallık hüviyeti içeriyorlardı. Sümer’deki kutsal işler olan meler, ittifaklarla kurumsal hüviyete bürünecekti.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Bura da anlatılacak olan konu, bilimsel duyuşlu çıkarım eşliğinde ortaya konmaya çalışılan Yaratıcı Yüce Tanrı anlaması değildir. Burada anlatılan konu tarihsel bir serüvendir. Evrensel olanı değil yereli, Genel olanı değil özel olanı ifade eder.

Konu belki biraz Dede Korkut ile agnostik olması gereken “Yücelerden yücesin, kimse bilmez nicesin” demenin bilinememesine olmayacaktı.

Belki de biraz söyleyeni anonim olan “Allah’ı istediğiniz gibi düşünün. Ama şunu da bilin ki Allah düşündüğünüzden de gayrıdır” denmesi gibi kanımca ve adeta deisti yaklaşımı çağrışır anlatımlar (anlamlandırmalarla) olanın, hiç birisi de değildir.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Kamunun olan kamusal kaynaklar şakacıktan, mahsusçuktan gibi algılarla El 'in olduktan sonra İbrahim ’indi. Kamusal kaynaklar “transfer emeklerin ve karşılık emeklerin farklı kullanım ve tüketim paydaşlığı olmakla MEŞRUİYETTİ”.

Yani kamusal kaynakların Paydaşlı tüketimi, nasıl somut ve nesnel dayanaklar ile bir meşruiyet ise; El 'in sahipliği de mülkünü veren El olarak, El 'in irade ve soyut sahiplik meşruiyet ligiydi!

El 'in meşruiyet ligi ve El 'in mülk sahibi oluşu; kolektif alan gibi somut ve nesnel değildi. Şimdi kolektif alan gibi El 'in "mülk sahibi olma alanı" vardı. İşte bu alan Yaratan Tanrının da mülk sahibi olma alanı olacaktı.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Erken döneme değin inançlar bugünkü anlamla asla “tanrılı” bir inanç değildiler. Hele de asla mülk sahibi bir güce inancın anlayışını oluşan bir dini inanç; hiç değildiler.

Erken dönemdeki hemcinsler öldükten sonra yaşamın don değişerek (görünüş değişerek) devam ettiğine inanıyorlardı. Bir ağaç, bir kaya, bir dağ, bir kuş, bir ırmak olacaklarına inanıyorlardı.

Erken dönem anlaması içindeki inanmalar dâhilinde, mülkü elinde tutmayı meşru edecek bir tanrı ve cennet-cehennem tarzı ölüm sonrası diriliş zihniyeti hiç yoktu.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Bu iş aslında bireyselleşmiş bencil düşünceler nedeniyle av ve avcı meselesiydi. Avcı dilediğine dilediği kadarla mal-mülk verme söylemiyle kişileri beklenti (avlanma) içine sokuyordu. Avcı bu tür oltaya getirici sözlerle beklenti içindeki tamahkâr kişilerin ağızlarına bal sürmesi gerekiyordu!

Hani piyangoda size de çıkabilir hesabı bir olta senaryoydu. “El herkese rızkını verir” söylemi içinde kişiler kendi kişisel bencil iç sesleri ile “El bana da mülk verir” diye geçiriyordu.

Uygulamada görülecekti ki kimine somut olarak mal-mülk dediğimiz kolektif güç vs. verilirken kimine de mülk sahibi kapısında “çalışma, mülk sahibinin kapısında rızkını arama” payı verilmişti.

Devamını Oku
Bayram Kaya

El, tuzak içinde tuzaktı. Enfeksiyon ve tuzak böylece kurulup; yeni süreç bu El inancı üzerine dallanıp budaklanacak ve biçimlenecekti. Yeni yeni algısal kulluk formasyonları oluşturulacaktı.

Gidişat bugünkü enfeksiyonlu köleci kapitalist ve liberal bağlama doğru evirilecekti. İşte geleceğin ilk tanrı figürüne bu “mülk sahipliği anlayışı motif olacaktı”. İlerleyen köleci sistem içinde ilk kes tanrının biçimleniş motifi de El ‘dir.

Ama El ilk düşün sel inşa biçimiyle asla tanrı değildir. Daha henüz El ‘in panteonları yoktur. Daha El ‘in monarşin mutlaklığı yoktur. Tevhidi doğuracak oligarşisin yapısı yoktur. Mülk sahipliği düzenini koruyacak anlayışla hesaba çekme fikri yoktur.

Devamını Oku
Bayram Kaya

El, ilkin kolektif alan gibi Paydaşlı ortakları olan bir ortamın içinde; “mülk sahibi” olucu kurnazlığı ifade eden fikirci taşıyan söylemi bir inanç olaraktan ihdas edilmişti.

MÖ. 1500ler de El monarşini oligarşi “tekil mülk sahibi El“ anlayışı olarak yavaş yavaş yeni bir monoteist i anlam ile devlet ve imparatorluklar içinde ihsas oluyordu. Bu monoteisti oluşum biryandan da giderekten imparatorlukların kendi politeist ligini tevhitçi anlayışa dönüşecekti.

Sümer li Zisudra, Akad lı Ubartutu oğlu Ut-Napiştim kolektif paydaşlı süreç için de “özel mülk” sahipliğini savunan ilahi grubun ilk sürgünleri yaşayan geçmiş anların bilinç uzantısı olmalıydılar.

Devamını Oku
Bayram Kaya

El neye karşı ve nerede mülk sahibiydi? El kolektif alanın paydaşlığına karşıydı. Mülk ortaklığına karşıydı. Üreten ilişki ortaklığına karşıydı. Kolektif paydaşlığa karşıydı. Oysa günümüz kapitalisti ve liberalleri şirket adı altında hala ortaklıkla var oluyorlardı. Ama bu sömüren kişiler ortaklığıydı.

El Kolektif alan içinde kolektif bağın çözülmesinden doğan boşlukta mülk sahibiydi El algısı içinde kolektif haklara yabancılaşan insanları El ahit inancı ile anonim sahipliğe karşı “ben de mülk sahibi olurum” demenin mülk sahipliğiydi. El “kolektif hakların devri ile mülk sahibiydi”.

El kolektif olanaklı kuvveden, maskeli bir inanç, maskeli bir kafa putu olarak doğmuştu. El, tufan denen toplumsal travma sonrasında, Sümer yerleşkesi ile fiiliyata geçmiş gibi görünüyor.

Devamını Oku