Böylece özel mülkiyetçi alan tanımı, kolektif güç ve kolektif sahipliğin muktedir oluş "zımnına atıf" olmanın tersi bir söylemle tanımlanacaktı. İyi de neydi bu kolektif atıf?
Kolektif atıf ilkin doğada sağlama bazında paydaşlıktı. İkinci olaraktan da kolektif alan içinde üretim ilişkisi bazında ve üretilenleri tüketme temelinde paydaşlıktı.
Mülk sahibinin de bu ortaklaşma atfından hareketle kendisine yeni bir misyon biçecekti. Bu yeni misyon içinde mülk sahibi kendisine "ortaklar tanımayan" bir misyon oluş şeklini ilan edecekti.
Faiz kolektif alana göre, kolektif alanda sapmakla köleci sürecin bir anomalisidir. Mülk sahipliği sistemi; faiz, kira, kâr, rant, komisyon, rüşvet vs. almadıkça gelişemez ve ölür.
Yani kulluk sistemi dediğimiz köleci sistemi aslında faiz ile şifa bulur (sömürü ile şifa bulur). Köleci kulluk sistemi başka türlü kendisini sürdüremez.
Köleci sisteminin ilk başlardaki özünde toprak sahibi olmanın "ortak tanımazlığı" vardır. Zamana bağlı bu sürecin içinde feodal dönem dediğimiz bu sürecin içinde burjuvalar ortaya çıktı.
Anımsamanın yaşantımız içindeki önemini veya hayatiyetini bilmeyen yoktur. Ama anımsamanın aynı zamanda bir geri bağlanım yasası olduğunu; iddia ediyorum hemen hemen hiç kimse bilmez. Bu niye böyledir? Bu durum bizim, olan biteni; geri bağlanım yasasına göre düşünmemizden kaynaklıdır.
Yani biz, düşünme yaparken geri beslenim süreçlerine bağıntı kuran düşünce sistemine kapıldığımız halde.; dağarcığı yokladığımız halde bilinçli şekilde anlamaya gelince sanki bunu anlayıp anlatmaya kapalıyızdır. Bu anımsamalar ve bilinç oluş yerine iman konmuştur. Bütün geri bağlanımla meşruiyet yasalarımız, imana çıkar. Bu da yeterli olmaz.
Bu nedenle cehalet, referansını imanda almakla; aklı işletme bağlamında ve bilimsel olarak dünyanın üretemeyen en azla yetinmeyi üreten; sömürülen hafızası olmak zorundadır. Her durumda kişi bilişsel anımsamalarıyla MS'nın 7. yüz yılına geri bağlanım yapmakla zihinsel depo kaynaklarına başvurur. Bu durum; gerçekten, süreklilikten ve başlangıç koşullardan kopma olmakla kargadan başka kuş tanımaz oluştur.
Bu hanı iştahayı süreri demin içinde
Ne zaman büyüdük ki, el yazısına
Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz
Görünmezdi, görünür oldu Fatma seçinde
Göğünük öz idi, sarı başak oldu geçimde
Öğrencilikteki Karamalarım 2 (Meltem Var Oğlu Özdemir)
Hata Yapmak (Mensur Şiir)
Hata yapmaktır bazen insanların yapması gereken...
Hep bizim için
Bize göre sahipliğimiz öndedir
Atalar, toprak, taş bu sevinçle cana can katalar
Yalansız, ne bir hile
Elhak vatan biliriz
Uğruna ölmeyi göze alışta öten kuşu bile...
Gök delindi
Yer kevgir
Öfke ettiğine doymaz
Karşılık edileni koymaz
Kırk kerede getirsen
Bir deredeki aç
Birçok ulus kendi hikâyesini yaşasa da, hikâyesini hayata geçirse de kendi hikâyesini fiili oluşsa da hikâyesini anlatıp aktaramazlar. Bu türden yaşam tarzları olan ülkeler hikâye aktarıcılığın çok büyük bir eksikliğidir.
Bir tilki kümese girer, kümesi dağıtır. Bir kurt sürüye dalar sürüyü turam turam eder. Ama ne tilkinin ne kurdun bir hikâyesi vardır.
Tilkinin hikâyesi; aptallığı, saflığı ortaya konan kargaya oranla yapılan kurnazlık içinde, insan öznesi sayesinde tilki, tilki figürlü olan hikâyesine kavuşur.
Başlangıca referanslı üreten ilişkiyi sürdüren güç, üretim gücüydü. Gruba ait üretim gücü de ittifak içinde üretim nesnelerini karşılıklı gerektirmeler yapmanın eşliğinde ortaklaşa olanın sürdürülmesiydi.
Elbette ki üreten, ortaklaşan, paylaşan süreçle, grupta nüfus artar. zaman mekân merkezden çevreye doğru genişledikçe üreten ilişkiler özgünlüğünü koruyacaktı. Ortaklaşmalarda kolektif özde değil kolektif biçimde değişiklikler olacaktı.
Köleci sistem de her tutum aslan payı almaya dönüktü. Köleci yapı ganimet elde etmek için, sömürü yapmak için, kısa yolda kazanıp köşe dönmek için tuzaklarla dolu olan bir yapıydı. İlahların çok köklü hikâyeleri, tamlayan, tamlaşan üretim ilişkisiyle, farklı totem kültürü içinde etkinlik buldu.
Köleci sistemde cevap, itiraza göre değildi. Mülkü olan El ’in, mülkün içinde yaptığı keyfi takdirlerde bulunmasına göreydi. İtirazlara cevaplar; “nankörler, verdiğim nimetlere hala mı şükretmez siniz?” diye başlar “size verdiğim nimetleri anın” diye biterdi.
Gelişemeyen ölür ya da güdük kalır. Sorgulama ve itiraz gelişmenin anahtarıdır. Bütün-parça (itiraz) ilişkisi gelişme ilişkisi içinde kaçınılmazdır. Köleci sistem üreten gücün itirazı olma yerine, inanıcı bir iman ile susmuştur. Köleci sistemin hikâyeleri inanma, biat etme, teslimiyet ortaya koyma üzerine bina olmuştur.
Köleci sistemde gelişmenin özü birini mülk sahibi yapma birini mülk sahibi kılma tezi üzerine kaymıştı. Mülk sahipli gelişme kendisini sürdürebilmek için itirazlı olma yerine; güdülmeyi, sürü olmayı, tap ve istemeyi ortaya koymuştu. Nasibiniz varsa eğer ancak böyle gelişebilecektiniz.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...