Lümpenleşme, mal mülk sahipliği ile maldan mülkten yoksun kölelik arasındaki boşluk içine kendisini modüle etmiştir. Sınıflar arasına modüle olan tabakalar, her iki keskin sınıf arasındaydı. Tampon işlev olmakla her iki sınıfın keskin basınçlı etkisine karşı direnç olup kendi varlığını ve varlık ortamını korumak isteyen lümpenleşmeydi.
Mamon’dan zimmetli olanlar, aynı zamanda himmet edenlerdi. Mamon kimi kez ezen ezilen çatışması karşısında öfkeye gelip kızıyordu. "Bunca himmetimiz rağmen mi, hala mı şükretmiyorlar? " diyordu. Gazaba ve öfkeye gelip; “nankörler” bile demekle sövecekti. Neden nankördüler? Mamon’un mal mülk dağıtma iradesine ve bu irade yüzünden köle olmaya; sadakaya, dilenciliğe mahkûm olmaya karşı çıkıp; çalışmalarının karşılığını istedikleri için!
Mamon nedense şükredilmesini pek istiyordu! Ezilen isyankârlara; "siz hala şükredenlerden, (köleci düstura) iman edenlerden olmayacak mısınız? " diyordu.
Güzel bulma
Yaptığında da ararsın o ahengi
Her sevmenin vardır bir kap rengi
Ne ayrılıklar bengi
Ne nadimlikler ayrılığın dengi
Birinden geçmeden gidersin yeni şaha
Bu gibi yuvarlama söz, zaman ve zemininden kayışla söylendiğinde, suyu bulandıran; ama bilerek, ama bilmeyerekten, yapılan bir provokasyondur. Bu söz, halksa alanlar içinde söylendiğinde, özel hayatların yan yana olan cariliği içinde geçerli olmasından ötürü muteberdir. Bu söz o yapı işlerliğinin bir dinamiğidir de.
Söz gelimi böylesi bir sözü siz toplumsa alanın tartışılırları içinde söylüyorsanız durum çok nazik ve vahimdir. Çünkü siz bunu halk alanına hitapla, halksa alan için söylüyor değilsiniz. Toplumsa alanın eğitim, sağlık gibi bütün kurumlarının dışta ve kendi aralarında, bağıntılı bir organize oluşları vardır.
Yine toplumsa kurumların kendi içinde de, kendi işleyiş yasalarına tabii oluşla bağımsız olan; zorunlu bir iç işlerlikler, içinde oluşları vardır. Siz buraya ilişkin sorunları irdelerken; “Biz hiç kimsenin özel hayatına müdahale etmeyiz! ” gibi söylemlerini dile getirişinizle; halkın öznel, birbiri ile bağ ilişkisi olmayan bölüklü ve parçalı olan yapısını; toplum içine de taşımak istiyorsunuz demektir!
İnsanlar nasıl sosyal yaşamda, üretim için bulunmazlarsa; yine insanlar toplum içinde de, özel (halk) yaşamları için bulunmazlar. İnsanlar, toplum da; bir üretim ilişkisi için zorunlu vardırlar. Halk ise hiç bir şekilde öyle veya böyle zorunlu var değillerdir. Toplum olduğu için, toplumun üretimi olduğu için halk tüketir olacakla vardır. Ve bu tüketimin refahı adına halk, özel ve öznel yaşantılaşarak vardır.
Halktı yaşam bir toplum için gerekmez. Ama bir toplum, halk için mutlaka ve zorunludur. Toplum sal alanlar; üretim ilişkileriyle girişilen, toplumsa ilişki, kural ve kaidelerin; nesnel girişmelerin yasallığı ile toplum otoritesinin belirlediği genel yasa ve özel yönetmenliklerle düzenleşişle belirlenen yerlerdir.
Oysa sosyal hayatta kuralları ve kaidelerinizi, evde sizler belirlersiniz. Evde otorita sizsiniz (ailedir) . Ailenin otoritesi yine aileyedir. Yani ailenin kendi otoritesi yine kendi üzerine işler. Ve yine isterseniz özel yaşam (sosyal hayat, halk yaşamı) içinde her biri başka başka olan gelenekleriniz de yaşamınızı ayrı ayrı hem de karışarak düzenler. Sizin karışmanıza, sizin müdahale etmenize gerek yoktur. Gelenekler, inançlar sizin adınıza zaten karışır müdahale eder.
Doğa, keyfe keder çok özel istisnaların olasılığını değil, girişen sürecin “olağan boşluklu tanecikli özel istisna” durumlarıyla olasıydı. İşte kolektif sinerji böylesi girişen ortam boşlukları içinde lak dedikçe et luk dedikçe su bulmanın olanağını ortaya koyan ilk ve şimdilik tek yalıtımlı ortamıydı. Üretim yapacak bir öncellik içinde hazır enerjiyi vermek, entegre bir kolektif alan bağıntısı içindeki çevrimin özelliğiydi.
Kısacası ilk üretim hareketi başlarken “ne kadar ekmek o kadar köfte” ya da al sana köfte ver bana ekmek demenin arz talebini oluşmanızın, öznel bilgisi, özel bilinci ve özel arz ile talebi yoktu. Ya da ilk başlarda sizin köfte sunmakla ekmek ürettireceğiniz bir eğilim içinde olan dünya yoktu.
Üreten üretenin açlığını onun ürettiğinden anlıyordu. Ağaçtan düşen ağaçta düşenin halinden anlar olmakla iletilecektiler. Ama bu iletime üretenin arzı ile ve üretemeyenin de talebiyle ticaret ya da kâr yapma biçiminde oluşmayacaktı. Hiç beklemediğiniz bir süreçle bu iletilme olanağı takasa dönüşecekti.
6-Tapınak dediğimiz esenlik veren güven ve barış bölgesi olmakla yüz yüze temasları sağlayan kesim bölgesi; sürecin enerji düzenlenin rejimli yönetim merkezini de ortaya koydu. Eski kesim yeri olan tapınaklar yeni ve ilk ittifakların kurum sal işlevlerle donanıyordu. Hala içinde ne bir tapınma vardı; ne de tapılacak olan bir imge vardır. Tamamen nesnel şartların ürünü oluşla ortaya konan ilk temas etmeyi sağlatan deklarasyonla; kurumsal yapıları kutsayan saygılıma seremonisi ortaya konuyordu.
İlahlar, yüz yüze gelen totem grup ve onun temsilcileriydi. Totemden farkları, ittifak kararı almış olmalarıydı. İrade kullanmış olmalarıydı. Totem aitliğin yanına ittifak aitliği (sentez birliği) koymuş olmalarıydı. İlahlar ittifak etmeyi takdir eden gruplar temsilciliği oluşla, tapınak alanlar ilahların toplanıp buluştuğu; kurul (ortak) kararının aldığı yer oldu. İlahlar bu aşama itibarıyla tapılan (tap ve iste olan) saygınlık değildi.
Aksine ilahlar her bir grup kişisinin kendisi olmakla ittifakı olan kişilerin kendisiydi. İlahlar entegre birliğin ortaya koyduğu yeni inşacı tiplerdi. Ortada insan olmadığı için ilahlar insan da değildi. İlah kurum kimliği de olan, irade kullanan, karşı gruplarla temas kuran, melezine süt emzirir oluşla bir tavır takınmaydı. Hem cinsimiz henüz kendisine insan demiyordu. Bu nedenle ilahlar insan da değildiler. Tapınak buluşmalı ilk çapraz doğumlu melez çocuk ürünlere insan dendi. İlahlar entegrasyon içinde hem de karşı gruba göre, kendi grup temsilcisi olmakla; melezlerin de saygıladığı saygı duyulan arı (saf temiz, rafine, katışıksız olan etnik) grup temsilcileriydi.
Boş zahmete rahmet ne hacet
Rahmetli
Muteberdi dini imanı oluşla
Feveranı atletiğiydi
Olmuyordu işte süreç
Saat kaç olmuş?
Olumsuzu yaşıyorum olumuna
Kapı mı çalıyor ne?
Kimseyi beklemiyorum ki
Özlemlerim seni tanımlar
Şartlar meşrut olmadan meşruiyetin ne olacağını, kimlerin kahraman olacağını bilemezsiniz. Ama süreç bir kez yaşandı mı soyut olarak zulmün meşruiyet yaratacağını ve kahraman yaratacağını biliriz.
Zamanın gerisine düşmek, bilim ve teknolojide yaya kalmak, sanayi ve tarım devrimleri yapamamak işgale karşı eli kolu bağlı çaresiz kalmak; dahası işgale sesiz kalmayı söylemek gibi Mustafa Kemal’i hazırlayan meşruiyet sizleler olmasaydı, hiçbir zaman Mustafa Kemal Atatürk’ü bilemezdik.
Bu meşru şartlar içinde Mustafa Kemal böylesi bir süreçte kurtuluşun reçetesini “4 halife dönemine dönmekte bulacağım” dese ve süreci 4 halife dönemine doğru çevirseydi Mustafa Kemal, Mustafa kemal olmasına Mustafa Kemal olarak kalırdı da, hiçbir zaman Atatürk olamazdı. Akılda bile geçmezdi.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...