Böylece besin bulma, yavru bakımı, savunma vs. kişisi karşılama olmaktan çıkmış; grup tedarikine dönüşmüştür. Ortaklaşma olmuştur. Avcı toplayıcı süreç içine bakıcı ve savunmacıların beslenmeleri de eklemekle avcı toplayıcı sürece ayrılan eylemli zaman artırmıştı. Avcı toplayıcı zamanın içi sanal imaj kuvvetleri doldurulmakla boşluklu tanecikli alanda iç içe enerji geçişmesi olacaktı.
Bu nasıl olası oluyordu? Enerji bir devim ve bir kıpır kıpır akışın kendisi olan durumla, potansiyeldir. Enerjinin kıpır kıpır titreşen devim enerjini halin bir en yüksek kıpır kıpır oluşa karşı, yükselişin zıt durumunu veren tırmanışın başladığı yer en az durumla enerjinin en düşük enerji seviyesini veren bir boşluk duruma doğru niceli bir alan skalası vardır.
Enerjinin en düşük ve en yüksek seviyesi tanımını biz söylüyoruz. Enerji enine ve boyuna bir salınım bir dalga hareketidir. Mantığımız bu salınımı matematiksel bir koordinat değerlerine oturtur. Salınım hareketi koordinat ekseniyle bölünür.
Bu yüzden kuantum söylem özdeği dolaylı söylemektir. Kuantum özdek mutlaka ve behemehâl tersi durumla varoluştur. Zıtla söylemdir. Dolaylı kuantum özdek zıddı anlamladır. Kuantum özdek dolaylı yapılan deneyledir.
Kuantum özdek dolaylı gözlem oluşla yaklaşık olarak anlamak zorundayız. Bu nedenle enerji akar. Enerji durgundur. Enerji dalgalıdır. Enerji parçacıktır. Enerji plazmadır. Bunların hiç biri de tek başına kuantum denen eylemle oluşu vermezler.
Demek ki zıtlık duygusu kabaca üssü durumlu oluşun içinde kavranır. Bütünlük ya da sentez, kesikli durumla (belirli durumla) yalıtımlı alan içindeki girişmenin tarzıdır. Her bileşim kendi denge durum içinde zıt simetrisini verir.
El mana anlayışı gerçek olana karşı gerçek olmayan bir varsanı bir varsanım üzerine kurgu olan mana anlayışıydı. Bu halüsinasyona göre, artık var sanıcı olmayan insanlar, normal görünmeyecekti.
Bütün öğreti konuları halüsinasyon olan imge mana anlayışına eşletilmişti. Ne dinliyorsanız, ne anlatıyorsanız mutlaka bu imge varsanı ile birlikte anıyor ve anlatıyordunuz.
El mana anlayışı fetihçi, ganimetçi, talancı süreç eşliğinde genleşecekti. Genleşme tarzı içinde oligarşin sentezler de oluşacaktı. Oligarşin sentezler kâh sulhla kâh baskın olanın hüküm doğrultusu içinde olacaktı.
Bu sentezler bambaşka düzey ve düzlem içinde ön ittifakı sürecin tekrarlarını veren ittifaklar gibiyse de sonuçta bu ittifaklar egemence köleci Eller ittifakıydı. Köleci sömürüye nedenlerle ittifak ediyorlardı.
Kuşkusuz ki farklı düşünce ve farklı mantık ne inlerden ne cinlerden etki ile ileri geliyordu. Farklı fikir, farklı mantık ön ittifak içindeki üreten her biri bir totem mesleği olan farklı eylemli farklı totem mesleğinden ileri geliyordu. Ne çobanlar madenciler gibi düşünüyordu. Ne tarımcılar gibi düşünüyordular. Yine tarımcılar da ne çobanlar gibi ne madenciler gibi, ne de balıkçılar gibi düşünüyorlardı...
Her biri bir yol, farklı totem mesleği olan (iş kolu, sektör olan), totem meslekleri her biri farklı bir tutumdu. Farklı bir düşünme ve eylem tarzıydı. Ve mesleklerin farklı mantıktı düşünme, farklı algılama, anlama anlatma kalıbı olmasından ileri geliyordu.
Sadece farklı düşünce olması bağlamında ele alındığında demokrasi, geçmişin yani başlangıcın üreten farklı totem meslekli ittifaklarına izafeten; şimdi içinde olup bitenlere karşı belirlenim olan başlangıcın kolektif etkisi hiç anılmadan içinde olunan mücadeleye fikir özgürlüğü DEMOKRASİSİ deniyordu.
Size iman ahdi yaptıran egemen kültür size göre ne taraftaysa o taraf sizin kıblenizdi. Kıble, akit merkezinizdi. Kutsalınız ve dokunulmazınızdı. Özel anlamda Paris'e göre Kudüs kıbleydi. Yine özel bağlamıyla belli süre için Kudüs Medine’nin kıblesiydi.
Çünkü Ortadoğu El kültürü, aynı iman ahdini veren kült merkezinin kutsanmasıydı. Kıble size göre kült merkezinin bulunduğu yönündür. Siz de eğer o kült merkezi ile ahit etmişseniz, siz o kült merkezinin çevresisiniz.
Amon Ra kült merkezli kıble; köleci Mısır ittifakını oluşurken; Parsyada mazdek, hürmüz kült merkezi ile Anadolu’da da Kibele tapım ve ittifak kült merkezi birçok kıbleler vardı.
İnsan da tevazuunun alçak gönüllülüğü vardı ama sömürülmenin, sömürülür olmanın alçak gönüllülüğü olmazdı, olmamalıydı da.
El gerçeği sizden gizledikçe, El kolektif ortaklığın gücünü ağzına almadıkça ve El ortaklığı şirk saymasıyla kendisini belirli kılan bir El mana anlayışıydı.
El, var sanıydı. El size somut kolektif etkileri göstermek yerine halüsinasyonlar göstertiyordu. Bu sanallığa rağmen yine de El gölge ile dövüşmüyordu.
Yine kuantum başlangıçta özne bilinci de yoktu. Kuantum süreç her şeyin parçalandığı simetrinin dağıldığı süreçti. Dahası şimdiki gibi özne bilincimiz, kolektifi sağlayan durumun içindeki sosyo toplumsal eylemle vardı.
Başlangıçta atom ve organikler olmadığı için kişideki özne bilincini ortaya koyan kolektif yapı içinde üreten ilişkileriyle olamama vardı. Bu nedenle kişi özne bilinci bileşenleri içinden olan ve dışta özneler dünyasını ele veren toplum ruhu ve toplumun ruh dünyası da başlangıcın oluşması içinde yoktu.
Neden? Çünkü başlangıcı ele veren kuantum dünya içinde, genel simetriye göre kesikli sürekli özel simetrileri verecek olan atom denen sentezden oluşan dünyanın düzey ve düzlemi içine gelene kadar ortamda ne organik moleküller vardır. Ne de organik moleküllere göre olan bir şey vardı.
Normal sıralamaya göre 4. Bölüm olması gereken bu bölümle beraber yayınlanmayan diğer beş altı bölüm; 24. Bölümden sonra geliştirilerek yayına sunulmaktadır.
Tarihsel süreç aşama-aşama, kesikli sürekli durumları içinde gelişti. Bu süreç te kişiye dek sağlatması yapılacak olan karşılanmaların elde edilmesine doğa zorluklar çıkarıyordu.
Kritik değerde olan zorunlu tüketmelere karşısı doğanın gösterdiği zorluklar nedenle; sağlamaların ortaya konabilmesi için türlü yollarla kişiler bir araya geliyordu. Veya kişisi eylemler bileşim veriyordular. Kolektif gayretle ortaya konan bu sağlamalar kişiye ve gruba göre olmanın paylaşımıyla, herkese; ihtiyacına göre dağılıyordu.
Şu halde toplum içindeki kişiye göre 16 saat dinleme ve 8 saat çalışma olan süre; topluma göre 24 saat yani bir gün, hem sürekli çalışmaydı. Hem sürekli dinlenmeydi. Siz dinlenmedeyken, sizin için üretiliyordu. Siz üretirken de onlar dinlenme içindeydi.
İşte El toplum içindeki bu kesikli sürekliliklerle sürekli olan dinlenmeyi ve sürekli olan çalışmayı gördü. Dinlenme içindeyken El, kendisi için üretim yapıldığını gördü. El bu zihinsel kıyaslama içinde kendisini sürekli dinlenme olan zamanın hayali içinde görüyordu. Kişisi tekil zaman, 24 saati hiçbir zaman ne tam çalışma günü yapabilirdi. Ne de tam 24 saatlik çalışma günü yapabilirdi. Bu kişi için olanaksızdı.
24 saati kesintisiz çalışma ve 24 saati kesintisiz dinlenme yapan olanak, ancak toplumsal ya da kolektif çalışmayla olanaklı ve olasıydı. Toplum bu denli önemli. Toplum bu denli vaz geçilmez bir zorunluluğa olanak olmanın bilinciydi.
Cevap bizim mantığa göre tek cevap olmak zorunda. Hem çalışıyor hem dinlenir olma türü cevap ile hem de her ikisini birden söylemimiz yanıt olamaz!
Evet, kişiye göre her ikisi birden olamaz. Teorik olarak iş başında uyuklayanları uyuklama saymazsak, kişi çalışırken uyuyor olamaz. Kişi uyuyorken de çalışıyor olamaz. Kişi yaşıyorken ölü, ölü iken de yaşıyor olamaz.
Ama toplum çalışıyorken dinleniyordu. Dinleniyorken de çalışıyordu. Her ikisi aynı anda bir arada söylenmekle her ikisi de birden cevabı topluma göre yanıttı. Toplum yaşıyorken (çalışıyor üretiyorken) ölüydü (dinleniyordu, üretmiyordu).




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...